
“Bir tabak yere düşer, yeni gerçeklik tabağın kırılmış olduğudur. Yeni gerçekliğe alışmam gerekiyordu.” Yaklaşık on yıl süren evliliğinin bitişinin ardından Rachel Cusk “Sonrası” ile tam da bu kırılmanın içinde dolaşıyor; kırılan tabağın sivri köşeleri üzerinde ilerliyor. Artık işe yaramaz görünen kırıklardan yeni ve işlevsel bir dünya kurmanın imkânı var mıdır? Bu, kaybın estetiğini çıkarmaya değil, yeni bir gerçeklik üretmeye dönük bir arayış.
Rachel Cusk her daim başı okurla derde giren yazarlardan oldu. Özellikle bir anılar üçlemesi olarak da düşünebileceğimiz “Bir Ömrün Emeği”, “Son Akşam Yemeği” ve “Sonrası” kitaplarının ilk yayımlandıkları yıllarda. O zamanların dünya görüşü için fazlasıyla radikal olan bu kitaplar yazarın kendinden taviz vermesi ya da vazgeçmesi için birer bahaneye dönüşmediler neyse ki. Bugünün dünyasında onu anlamak ve belki ona hak vermek daha kolay olsa da 2000’lerin başlarında işin rengi başkaydı.
“Bir Ömrün Emeği” 2001 yılında yayımlandığında çocuk nefreti suçlamalarının yanı sıra Cusk’ın bencil, acımasız, açgözlü ve yetersiz bir anne olduğuna dair sert eleştirileri beraberinde getirdi. İtalya’nın Toskana bölgesinde bir aile tatilini anlattığı 2009 tarihli “Son Akşam Yemeği”nin sonu ise daha hazin oldu. Kitap, köye ve sakinlerine iftira attığı gerekçesiyle mahkemeye verildi ve kitabın ilk baskısı imha edildi. Kocasıyla boşanma sürecini anlattığı 2012 yılında çıkan “Sonrası” ise Cusk’a kendine aşırı odaklanma, fazla ya da yetersiz ifşa, taş kalplilik gibi suçlamaların yöneltilmesine sebep oldu.















