Masthead header

Category Archives: adnan algın

TRT’nin TRT olduğu, haber spikerlerinin gerdan kırıp göz süzmediği, mini etekleriyle “sosyal medya”da “like” almakla uğraşmadığı vakitlerdi… Doğru Türkçenin kalesinde Şengül Karaca’lar, Sevim Canbaz’lar, Tuna Huş’lar, Ülkü Kuranel’ler, Orhan Erhantan’lar… Orhan Boran da günümüzün “stand-up”çılarının ağababası! Ne tatlı ne temiz bir Türkçeyle konuşurdu… Orhan baba, elindeki mendiliyle alnına ufak ufak dokunur, terini alır gibi yaparak […]

devamını oku »

Apar topar girdim kâbeye… Alnımdan burun kanatlarıma, ensemden kuyruk sokumuma hücum ediyordu tuzlu mu tuzlu ter kuvvetleri… Zamkinosları ekarte edip cızlamı çekmişim, dilim de damağıma yapışmış… Antifiriz şart bünyeye… Boş bi’ masa bulup bıraktım alesta emanet bedenimi sandalyeye. Oh yeah, dedi zırtapozun teki! Tükürür gibi baktım andavala, sararmış dişlerini gözüme sokarcasına güldüğünü zannediyordu. Canım burnumdayken […]

devamını oku »

“Bir Elişi Tanrısı İçin Ağıt” isimli şiirinde “Kantocu Peruz sahiden yaşadı mı patron?” diye sorar ya “İkinci Yeni’nin papazı” Ece Ayhan… Hani, “iktidar” kavramıyla didişen, kimilerine göre fazlasıyla abartılan, kimilerine göre “atonal” şiirin “uçbeyi” bestecisi ve Pink Floyd’un “The Wall”una sarılan “sosyal medya” gençliğinin içeriğinden kopartıp yağmaladığı “Meçhul Öğrenci Anıtı” şiirinin müellifi… Ece Ayhan Çağlar. […]

devamını oku »

80’li yılların ikinci yarısı. Sevgilimle tartışmıştım. Bu dünyadan buhar olup uçmak istiyordum. İçimdeki büyük yangın kontrol altına alınmalıydı. Şiire de âşık olduğum o yıllarda, altılı ganyanın ne olduğundan habersizdim; fakat harçlığımın bir kısmını gözümü kırpmadan bir ata oynamıştım: Şiir Atı. Jokeyleri; V. Bahadır Bayrıl, Seyhan Erözçelik, A. Osman Hakan ve Ali Günvar’dı. Şiire tutkun bu […]

devamını oku »

Günümüzün sportif masalı şu cümleyle başlıyor: Futbol artık endüstrileşti. “Ahlaka dair ne biliyorsam bunu futbola borçluyum” diyen filozoftan bîhaber olanlar, bu masalı anlatmaktan bıkıp usanmayacak anlaşılan. Futbolun “endüstri” haline geldiği yok. Tekrarlana tekrarlana anlamını yitiren, içi boşaltılan cümlelerin arasına “futbol artık endüstrileşti”yi de katabiliriz. Paraya endekslenmiş, daha çok ve daha çok müşteri kapmaya odaklanmış bir […]

devamını oku »

Gardıropta kasım kasım kasılan tozlu, simli siyah hüzünler. Kırçıllı üzüntüler, âmentüler. Buruş buruş kostümler. Tümel, tikel çelişkiler. Sümme hâşâ belgeseller! Yağmurda bekleşen, eyleşen, eytişimsel bebeler. Kırış kırış çizgili kâğıtlardaki eprimiş kelimeler: “Seeen, ordaaa, biiiz, muasıııır…” Saygı duruşunda itişmeler, gülüşmeler. Buz kesen eller. El gibi olunan Cumhuriyet. Akıllarda Afyon sucuğu… Plastik üzüntüler. Kapkara, güneşi bertaraf eden […]

devamını oku »

Eğri oturup doğru konuşalım. Sevdiğiniz bir arkadaşınızın veya sevgilinizin bembeyaz dişlerinin arasına sıkışıp kalmış siyah zeytin kabuğunu gördüğünüzde ne yaparsınız? Diş ipine yönlendirmez misiniz onu? Görmezden mi gelirsiniz? Takım elbisesini bütünleyen kösele ayakkabısının içine şoset giyen iş arkadaşınızı bu haliyle gördüğünüzde sessiz mi kalırsınız? Türkçenin ustalarından Çetin Altan’ın tutarlılık, disiplin, düzen üzerine kaleme aldığı bir […]

devamını oku »

2011 Nobel Edebiyat Ödülü’nü İsveçli Tomas Tranströmer’in aldığını duyunca içimi çekmiştim. “Aklımın sinemasına bir bobin taktım” ben de, 2006′da Nobel Edebiyat Ödülü’nü alan Orhan Pamuk gibi. Çeviri şiirden kendimi bildim bileli hazzetmedim. Cumhuriyet Kitap’taki emeklerini saygıyla karşıladığım Cevat Çapan başta olmak üzere, şiir çevirisine emek verenler, gönüllerini bu işe koyanlar beni bağışlasınlar lütfen. Kanaatim odur […]

devamını oku »

Söze, Reha Muhtar’ın Atina muhabirliğinden “anchorman”liğe terfi ettiği yıllarda, haberleri bitirişini imleyen o meşhur klişesini değiştirerek başlayayım: Her nerede ıslanıyor ve ıslatılıyorsanız… Stanbullu âşıkları haftalarca memnun eden pastırma yazları, küresel iklim değişikliğinin son kurbanı oldu ve Stanbul’un üzerine Londra semâlarının kurşunî bulutları iyiden iyiye çöktü. Dümdüz asfaltlarda öbek öbek havuzcuklar, çamur içindeki “elit” semtlerin caddelerinde […]

devamını oku »

“1974’te Muhsin Ertuğrul İstanbul Şehir Tiyatrosu’nun başına geliyor. ‘Prensleriyle’ birlikte. Sen de onlardan birisin. Oyunlar birbirini izliyor. Arada izin alıp Ankara’da Birlik Sahnesi’nde oyunlar sahneliyorsun. ‘Arturo Ui’nin Önlenebilir Yükselişi’ni anımsıyorum.” Bu satırların yazarı Zeynep Oral. 16 Aralık 2009’da vefat eden tiyatro-sinema oyuncusu, yönetmen Ali Taygun’u andığı, “Ali Taygun: Tiyatroya adanmış bir ömür…” başlıklı yazısının “Tiyatro […]

devamını oku »

“Boş zaman”larında kitap okuyanlardan mısınız? Pekâlâ, “dolu zaman”larınızda ne yaparsınız? “Boş zaman” kavramı üzerinde düşündünüz mü hiç? Bir Augustinus değiliz elbette ve zaman geçiyor. “Yekpare, geniş bir anın / Parçalanmaz akışında”yız. Hakkınız var üstadım Tanpınar. Bildiğiniz gibi, ilköğretim öğrencileri ile üniversite gençliği hâlâ tatilde. Yaz sezonu “ölü sezon” olarak adlandırılır, söz konusu kitap satışları oldu mu! […]

devamını oku »

Tiyatromuzun ve sinemamızın “karakteristik” yüzü Cahit Irgat’ın eşi, Ait’siz Kimlik Kitabı’nın şairi Mustafa Irgat’ın annesi, Bir Dinozorun Anıları kitabı baskı üstüne baskı yapan İngiliz Edebiyatı Tarihi uzmanı Mina Urgan, muhteşem çalışması İngiliz Edebiyatı Tarihi’nde Elizabeth Çağı’nda İngilizlerin Türklere bir hayli meraklı olduklarını belirtir. “Karakterlerinin dünya egemenliğini elde etmeye yönelik sınır tanımaz çabalarından, Rönesans hümanistlerinin bilgiyi […]

devamını oku »

Ç o k   O k u n a n l a r