Bir Yazar Adayına Mektuplar: 10 Yazmak Bir Yolculuktur | Feridun Andaç

Nisan 7, 2026

Bir Yazar Adayına Mektuplar: 10 Yazmak Bir Yolculuktur | Feridun Andaç

Yazarken başka bir zamana geçersiniz. O, yazarın zamanıdır; içte ve dışta çıkılan yolculukların başka bir boyutudur yaşanan.

Yazarken zaman yer değiştirir sizde.

Bunu size yazarken, okuduğum bir Kafka metni bana hemen şu konu başlıklarını yazdırdı:

  • Bir Sese Uyandım
  • Yolculukta Zaman
  • Zamanda Yolculuk
  • İçlenen, Kederlenen Zaman

Kuşkusuz oturup bunları hemen yazacak değilim. Ama okuma algım, okuma yolculuğum belin her daim yazma yolculuğuna hazırlar.

Yolculuk yer değiştirmek midir? Kuşkusuz değil. Gitmek sizi hem bir yere taşır hem de benliğinizde farklı gözenekler açar. İşte okumak da öyledir. İnsan gidince ve yazınca görüyor.

Bunlar görmek/bakmak, düşünmek, düşlemek adınadır çoğunlukla.

Yolculuklar, kimi kez, size zaman ayarları da yaptırır.

Bunu yazarken, şunu hatırladım bir ânda, yıllar önce İbrahim Hakkı’nın (1703-1780) “Mârifetnâme”sini (1757) okurken yazmaya yöneldiğim “Zikir” romanımın beni çıkardığı yolculuklar… Bir Sufi’nin öyküsünü anlatıyordum orada. Onun gezginliğinin yolculuklarına çıkarken, metinlerarası da bir gezgindim artık! “Zaman Ayarları” alt başlığını verdiğim romanıma esin verendi İbrahim Hakkı’nın bu metni. Sonraları bu izden giderken karşıma çıkan, onun oğlu Erzurumlu İsmâil Fehîm Efendi’nin “Mi ‘yâru’l-Evkât” (Zamanları Ölçüsü) elyazması kitabı benim bu yazma yolculuğumu başka bir yöne evriltmişti. Bununla da yetinmemiş Muhyiddin İbnü’l-Arabî (1165-1240)  okumalarına başlamamıştım o süreçte.

İşte o “ayar” denilen sapmalar yeni düşler/düşüncelerle de karşılaştırır sizi. Yola çıkma öncesinde başlar bu da.

Her yolculuğumu yazıya dönüştürdüğümden; seçilmiş, ayarlanmış kılarım yolculuk zamanlarımı. Size de önerim bu yöndedir.

Burada bana, “yazmak mı, yaşamak mı” diye sorarsanız; yazarak yaşamak derim hemen. Bilirsiniz sanırım, Marquez, bunu, “Anlatmak İçin Yaşamak” diye tanımlamıştı.

Her yolculuk yaşanır elbette, ama yazı kalır. O nedenle yolda olma halinde yazmaya başlarsanız o seyrinizi de zenginleştirebilirsiniz.

İlle de yazmak için gitmem. Ama çıktığım her yolculuk beni yazıda tutar. Yazmadan edemem. Bazen küçük notlardır bunlar, bazen de uzunca yazılar. Yere/zamana bağlıdır her biri.

Yakın geçmişte, bir yolculukta defterime şunları yazmıştım:

Kaybolan Yüz

Avucunda eriyor zaman. Katıyorsun geceye yüzünü. Perdeler var ruhunda, kanatmayı seviyorsun. Her gün haraç mezat  arzular. Siliyorsun bakışları. Katılıyorsun yönsüzlüğe. Gitmek değil derdin, kaybolmak. Bedenin  sızılara hissiz, gözlere mil, arzulara aç. Şimdi savruluyorsun, biliyorum. Her gidiş unutuş için de olsa, savrulma barınaklarında kaybolmayı avuntu sanıyorsun. Taşıdığın izler yaralayıcı, her gün çoğaltarak siliyorsun kendini. Adını koyamadığın kaçışları kendine yol ediyorsun. Ruhunu okşayan her söz siliyor yüzünü, alıyor avucuna bakışlarını, teninin kıvrımlarına değiyor yaban bakışlar. Sonra eriyor zaman, eriyor tende arzular. Gidiyorsun, kendi gecenin karanlığını daha da karartarak. 

***

Bana bunları yazdıran o yazı tutkunu dostuma tutup bir mektup yazmıştım, işte o mektuptan biri bölümü de sizinle paylaşıyorum:

“Öte yakaya geçecek olursam: yazma/okuma yolculuğunuz…

Benden, kendime ayırdığım zamanların bir bölümünü çalmak/almak istediğinizi söylüyorsunuz “benimle ilgilen” derken.

Bu mümkün olabilir mi, bilemem!

Elbette ki sizi kuyularda bırakamam. Ama böyle böyle yazarak anlatmaya çalışmak en iyisi. Ara ara yazdıklarınızı bana iletmeye devam ederseniz, bunlar üzerine de düşüncelerimi yazarım elbette.

Yazmaya olan tutkunuz, kendini yazarak okuyarak keşfetmeniz/sağaltmanız; bu konuda yol alabilecek çabanız karşısında elbette ki kayıtsız kalamam. Ama, benden, her gün didikleyerek size zaman vermemi beklemeyin lütfen. Tabii ki yazdıklarınızı okur, düşüncelerimi söyler, okumanız gerekenleri iletirim. Ötesi için bir ruh yolculuğu gerek. Bunun da karşılıklı ruh/düşünce/düş dokunuşlarıyla, paylaşımlarıyla olabileceğini düşünürüm.

Bir ilişki/yakınlık/dostluk/arkadaşlık da denge gerektirir. Bunu kurmak için ise karşılıklı anlayış, bakış gerek. Sanırım bunu da en iyi kendinize yakın tuttuğunuz anlatıcılarla yapabilirsiniz.”

***

Gene yolculuğa dönecek olursam; kuşkusuz yolculuklar kopuş/uzaklaşma/vazgeçmeyi de getirir. Kesintiye uğrarsınız bir anda. Alışkanlıklarınızdan uzaklaşmışsınızdır her şeyden önce. Ve yolculuklarda her şeye hazır olmalısınız.

Her yolculuk  sizi kuyulardan çıkarır, başka kıyılara taşır. Şaşırtıcı, heyecanlı kılan yanı da budur yolculukların.

O nedenle derim her yolculukta kendi iç yolculuklarınıza çıkmak için yanınızdan kitabınızı, defterinizi, kaleminizi eksik etmeyin derim.

Yolculuk kendinde olma halini hatırlatır hep. Nereye gitsen, “sen”sindir, ama bir farkla; “yeni şeyler düşünen” sen!

Kaçış bir “sığınak”sa eğer; yolculuklar barınaklarımdır. Bir yerden çıkar başka yerlere taşınırız. Unutmamalı ki, her yolculuk size bir yol haritası da çizdirir.

Bunu da, şu günlerde, Kafka’yla çıktığım bir yolculukta anlatmak isterim size.

Yorum yapın