Belleğin, ailenin ve hatırlamanın romanı: Bir Kaşık Zaman | Tuba Karamuklu

Ocak 21, 2026

Belleğin, ailenin ve hatırlamanın romanı: Bir Kaşık Zaman | Tuba Karamuklu

Bazı anılar kapıyı çalmaz. Bir kokunun içinden süzülerek girerler hayatımıza. Erimiş buzun serinliği, yaz sıcağında buharlaşan bir mutfağın havası, tanıdık bir yemeğin yıllar öncesinden kalma kokusu… Bellek, en çok böyle anlarda uyanır. Zaman çizgisel olmaktan çıkar; geçmiş, şimdiye karışır. Bir tat çocukluğun diline, bir koku artık var olmayan bir sese, bir ses geri dönülemeyen bir ana dönüşür. Hatırlamak, bazen bilinçli bir çaba değil; duyuların beklenmedik bir anda açtığı gizli bir geçittir. Sizler de kısacık da olsa böyle anlar yaşamışsınızdır. Bir koku zihnimizdeki bir anıyı gün yüzüne çıkarmış, bizi aynı anda korkutmuş, sevindirmiş, özletmiştir. Birden çok duyguyu aynı anda yaşamanın güzelliği karşısında afallamışızdır.

Bugün sizleri tam da böyle bir kitapla buluşturacağım: Genç Timaş etiketiyle çıkan Bir Kaşık Zaman; küçücük bir hareketle, bir kaşık dolusu anıyla zamanı yerinden oynatıyor. Flora Ahn kalemiyle bizlere ulaşan roman, okuru aceleyle değil, usulca çağıran; sessizce yaklaşan bir hikâye. Bölüm adlarıysa bu çağrının izleri gibi: Bir tat, bir renk, bir soru ya da kısa bir durak. Her biri belleğin başka bir çekmecesini aralıyor.

Romanın merkezinde Maya var: Sessizliği seçen, sorularını yüksek sesle sormak yerine defterine çizen bir çocuk. Onun iç dünyası, konuşulmayanların ve eksik bırakılan hikâyelerin gölgesinde şekilleniyor. Maya, olup biteni anlamaya çalışan ama henüz anlamlandıracak kelimelere sahip olmayan bir yaşta. Zaman yolculuğu, onun için bir maceradan çok bir zorunluluk çünkü bugünü anlayabilmek için geçmişe bakmaktan başka çaresi yok. Maya’nın bakışı, romanın en saf ama en sarsıcı aynası.

Roman “Patbingsu Havası” bölümü ile açılıyor. Bir yaz günü, bir mutfak, bir anneanne ve torun… Daha ilk sayfalarda yemeğin yalnızca karın doyurmadığını, zamanı taşıyabilen bir hafıza kabına dönüştüğünü hissediyoruz. Ardından gelen “Rüya Değil”, okurun bastığı zemini bilinçli olarak kaydırıyor. Bu hikâyede rüyalar, hatırlamakla; gerçeklik, geçmişle iç içeilerliyor.

Maya’nın annesi, bu iç içeliğin en gergin noktasında duruyor. Çalışkan, mesafeli ve ayakta kalmaya odaklı. Kendi yasını ve kırgınlıklarını düzenli bir hayatın içine saklamış; konuşmaktan çok idare etmeyi seçmiş bir kadın. Romanın başlarında bu mesafeye kızmak mümkün, ancak zamanla anlaşılıyor ki annelik onun için sevginin sessiz hâli. Kızını koruyor ama ona açılmakta zorlanıyor; kendi annesiyle arasındaki mesafe, bu suskunluğun mirası gibi. Bu yüzden romanda sık sık hissedilen o boşluk, yalnızca zamanın değil, konuşulamayan duyguların boşluğu.

“Anneler ve Kızlar”, kitabın kalbinde atan asıl duyguyu görünür kılıyor. Nesiller arasında sessizce dolaşan benzerlikler, söylenememiş cümleler ve birbirine benzeyen ama asla aynı olmayan kadınlık hâlleri… Bu noktadan sonra roman, yalnızca bir zaman yolculuğu anlatısı değil; bakımın, yükün ve sevmenin hikâyesi hâline geliyor. Bu bölüm ve sonrasında anlatının beni bütünüyle içine çektiğini söylemeliyim.

Anneanne —Halmoni— ise belleğin kendisi gibi. Zamanı doğrusal yaşamayan, anılarla şimdiki an arasında dolaşan bir figür. Unutkanlığı bir kayıp değil; aksine geçmişin kapılarını aralayan bir anahtar gibi çalışıyor. Onun mutfaktaki ısrarı, yemekleri ve tekrar eden cümleleri; kontrol etmekten çok bağ kurma çabası. Halmoni, hatırladıkça yaşayan, unuttukça başka bir gerçeğe geçen biri. Torunuyla kurduğu bağ, kelimelerden çok paylaşılan tatlarda ve dokunuşlarda anlam kazanıyor.

“Ciddi Dost Nasihati”, çocuklukla ergenlik arasındaki o hassas eşiği yakalarken; “Doenjang Jjigae”, “Gimbap Piramidi”, “Songpyeon” ve “Tteokguk Tadı” gibi bölümler mutfağı bir hafıza mekânına dönüştürüyor. Burada tarifler ölçülerle değil, duygularla yazılıyor. Kayıp bir baba, unutmaya başlayan bir anneanne, mesafeli bir anne ve olup biteni anlamaya çalışan bir çocuk… Her kaşık, başka bir zamana değiyor.

Roman ilerledikçe bölümlerde sunulan bazı anılar mücevher gibi parlıyor, bazılarıysa “Kayıp” bölümünde olduğu gibisessizce can yakıyor.

Sonlara doğru gelen “Beş Dakika”, “Uyarı” ve “Normale Dönüş, Gibi”, bölümleri zihnimde cevaplaması zor bir soru doğuruyor: Her şey gerçekten eski hâline dönebilir mi? Yoksa hatırlamak, bizi geri dönüşü olmayan biçimde mi değiştirir?

Bir Kaşık Zaman, etkili anlatımıyla okur için bitirildiğinde rafa kaldırılacak bir kitap olmaktan çıkıyor. Okurun zihninin bir köşesinde dolaşmayı sürdürecek metinlerden biri.Hatırlamanın acıttığı ama aynı zamanda iyileştirdiği o ince yerde duruyor. Maya’nın soruları, annesinin suskunluğu ve Halmoni’nin dağınık anıları, birbirine karışarak tek bir hakikati fısıldıyor: Zaman her şeyi götürmez; bazı şeyleri saklar, bazılarını da tam zamanı geldiğinde geri verir.

İşte tam da bu nedenle benim gözümde Bir Kaşık Zaman,geçmişe dönmenin değil, geçmişle barışmanın hikâyesidir. Ve okur, son sayfayı çevirdiğinde şunu fark eder: Aslında tutulan o kaşık zamana değil, hayata uzatılmıştır.

Yorum yapın