Alt Satır: Vildan Külahlı Tanış | Semrin Şahin

Ocak 5, 2026

Alt Satır: Vildan Külahlı Tanış | Semrin Şahin

Bazı cümleler, bir kitabın ya da filmin içinde saklanmış halde karşımıza çıkar ve bir anda düşünce biçimimizi, hatta hayat yolumuzu değiştirebilir. Yazarlık da böyle değil midir zaten? İçimize düşen küçük bir kıvılcımla başlar, sonra bizi adım adım geliştiren bir serüvene dönüşür.
Bu söyleşide, yazarların kendi ilham kaynaklarına, yazma alışkanlıklarına ve iç dünyalarına samimi sorularla dokunuyoruz. Her yanıt bir sahneye dönüşüyor, her sahne okura yeni bir kapı aralıyor.

Orhan Pamuk’un Yeni Hayat kitabı “Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti.” diye başlar. Sizin şimdiye kadar okuduğunuz kitaplar arasında hayatınızı değiştirmese bile etkilendiğiniz, okumasaydım çok şey kaybederdim diye düşündüğünüz bir kitap var mı?

Lise yıllarımın başında Suç ve Ceza’yı okuduğumda, henüz taze, acemi bir okur halimle bile kitaptan ne kadar etkilendiğimi hatırladım şu an. Okumanın, kurmaca bir dünyanın içine dalmanın büyüsünü, var olan dünyaya kitaplar aracılığıyla başka bir mana ile bakabilmenin kapısını araladığını keşfetmiştim sanki.

Yazmaya başlamanıza ya da yazı biçiminizi dönüştürmenize ilham olan bir film oldu mu? Olduysa hangi sahne sizi etkilemişti, bizimle paylaşır mısınız?

Çok fazla var ama aklıma ilk gelenlerden biri THE FALL oldu.

Hayal ile gerçek arasındaki o çizginin zaman zaman kaybolması, umulmadık yerlerde belirginleşmesi, hikâye anlatıcılığının gücünü, ritmini ve sınırlarını göstermesi daha da ötesi hikâyenin, hikâyeciden ayrışamamasını nahif bir şekilde vermesi, çocuk dünyasının masumluğunu izleyenlere geçirebilmesi ve bütün bunları büyük bir sanatsal görselle sunması açısından benim için çok kıymetlidir.

Hem sıra dışı hem geleneksel çizgiyi aynı düzlemde birleştiren filmin sanırım en etkileyici sahneleri, küçük kızın müdahaleleriyle hikâyenin gidişatının değiştiği sahneler. Hikâyecinin ipleri sağlam tutma çabasına rağmen hikâyenin kendi kaderini belirlemesi beni çok etkilemişti. Ve bütün bunları çok güçlü atmosferlerle, büyülü dünyalarla sunması çok etkileyiciydi.

HarukiMurakami, yazarlığın bedensel güç gerektirdiğini ve her gün koştuğunu ya da yüzdüğünü anlatır. Sizin düzenli bir spor alışkanlığınız var mı? Varsa bu fiziksel pratiğin yazma sürecinize etkisi nedir?

Ev işleri spordan sayılsınJ Yoga, pilates gibi havalı sporlarla ilgilenmek isterdim fakat spor alışkanlığım yok maalesef. Belki, günün birinde.

Virginia Woolf, “Para kazanın, kendinize ait bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın…” diyerek birçok kadına yazma cesareti verir. Bu sözden yola çıkarak, siz yazmaya yeni başlayan birine ne tavsiye ederdiniz? Bir yazarın en başta hangi gerçeğe ya da duruma hazırlıklı olması gerekir sizce?

Kendime ait bir odam yok fakat kendime ait bir ütü masam varJ İki kitabımı da onun üzerinde yazdım. Portatifliğiyle evin müsait olan odasını benim odam haline getiriyor.

Buradan yola çıkarak belki soruya asıl cevabı verebilirim. Zaman ve mekân mefhumuna takılmadan, bahanelerin arkasına sığınmadan yazmaya devam ediyorum. Evet zor. Ama aksi benim için daha zor. Mecburi uğraşlarımın arasına, bana iyi gelen şeyleri sığdırmaya çalışmakla geçiyor ömrüm. Yazmak bunların en başında.

Üretmek için konfor alanı, geniş zamanlar, tertemiz bir zihin ve dinlenmiş bir beden beklemeden yazmaya devam etmek. Söyleyebileceğim en önemli şey bu benim için. İş bitmez, dünya telaşı bitmez, zihin durgun bir su gibi olmaz, beden her gün taptaze uyanmaz. Bütün bunlara rağmen değil, bütün bunlarla beraber yazmaya, yola koyulmak gerekir.

İnsanlar genelde okudukları kitabın altını çize çize okur. Peki siz bir yazar olarak kendi yazdıklarınız arasında altını çizeceğiniz bir cümle seçseniz, hangisi olurdu? Neden?

Ben de okuduğu kitapların altını hunharca çizen, not alan insanlardanım. Fakat bu soruyu daha önce hiç düşünmemiştim. Şu an hemen zihnimi yokladığımda herkes için alelade, benim içinse önemli şu cümle belki.

“Gün ışıdı.”

Gün ışır çünkü.

Yorum yapın