Alain Badiou’nun Felsefede Yeni Üslup  Arayışı Üzerine | Kazım Aldoğan

Şubat 13, 2026

Alain Badiou’nun Felsefede Yeni Üslup  Arayışı Üzerine | Kazım Aldoğan

Alain Badiou,felsefesinin temel taşlarını, özellikle de felsefenin “koşulları” ve “olay” kavramlarını “Sonsuz Düşünce” kitabında yeniden ele alır.

Büyük filozof, bu kitabında, felsefenin günümüzdeki konumunu analiz eder.

Alain Badiou,klasik felsefenin bir anlamda ömrünü tamamlandığı ve yeni felsefi üsluba gerek olduğunu söyler.O’na göre felsefe, hakikat üretme iddiasını büyük ölçüde kaybetmiştir.Badiou bu kitabında, felsefenin günümüzdeki konumunu analiz ederken “üslup değişikliği” ihtiyacını dile getirir.

Badiou’ya göre klasik felsefe, özellikle de 20. yüzyılın büyük bir kısmına hâkim olan dilsel analiz (Wittgenstein) veya varlık üzerine melankolik düşünme (Heidegger) biçimleri, dünyayı dönüştürme potansiyelini yitirmiştir.Badiou, felsefenin kendi başına hakikat üretmediğini, sadece dış dünyada üretilen hakikatleri bir araya getiren bir “düşünce alanı” olduğunu savunur. Felsefenin ömrünü tazeleyebilmesi için şu dört alandaki (koşuldaki) gelişmeleri dikkate alması gerektiğini söyler:

1-Aşk: İki olanın bir olduğu deneyim.

2-Sanat: Estetik yaratım ve duyusal hakikat.

3-Bilim (Matematik): Saf varlığın ontolojisi.

4-Siyaset: Kolektif kurtuluş ve radikal değişim.(B.Alain.Sonsuz Düşünme.Metis.Yay.)

Badiou’nun en radikal çıkışlarından biri, felsefenin binlerce yıldır sorduğu “Varlık nedir?” sorusunun cevabını artık felsefede değil, matematikte (özellikle küme teorisinde) araması gerektiğini söylemesidir. Ona göre klasik felsefi üslup, varlığı mistik bir dille anlatmaya çalışırken yorulmuştur; oysa küme teorisi, “bir”in değil “çok”un (multiplicity) dilidir.

Badiou için klasik felsefenin bittiği yer, verili olanın (statükonun) sınırlarıdır. Yeni üslup, Olay kavramı üzerine kurulmalıdır. Olay; öngörülemeyen, mevcut düzenin içinde yeri olmayan ve her şeyi değiştiren bir kırılmadır (Örneğin; Fransız Devrimi, Schoenberg’in on iki ton müziği veya büyük bir aşk). Felsefenin yeni görevi, bu olaya karşı sadakat (fidelity) geliştirmek ve onun getirdiği hakikati inşa etmektir.(B.Alain.Sonsuz Düşünme.Metis.Yay.)

Badiou; Nietzsche, Lacan ve Wittgenstein gibi isimleri “anti-felsefeci” olarak niteler. Onlar felsefeyi bir tür terapiye veya dil oyununa indirgeyerek “bitirmişlerdir”. Badiou, bu bitişi kabul eder ama oradan yeni bir Platonculuğa (ama matematiksel bir Platonculuğa) dönüş yaparak felsefeyi yeniden büyük anlatıların ve evrensel hakikatlerin sahasına çekmek ister.

Filozofa göre günümüzde üç felsefe yönelimi vardır:

“Bence bugün felsefede başlıca 3 yönelim ayırt edilebileceği söylenebilir. Bu yönelimler bir ölçüde 3 coğrafi mekâna tekabül ediyor. Bunların önce isimlerini sonra da tariflerini vereceğim. Bunlardan ilkine tarihsel olarak Alman romantizminden kaynaklanan yorum bilgisel yönelim adı verilebilir. Bu yönelime bağlı en ünlü isimler Heidegger ile Gadamar’dır. Başlangıçtaki tarihsel mevki de Almanya. Daha sonra Viyana çevresiyle birlikte doğan analitik yönelim geliyor. Bu yönelimle irtibatlı başlıca isimler ise Wittngenstein ve Carnap’tır. Bu yönelim Avusturya’da doğmuş olmasına rağmen bugün İngiliz ve Amerikan akademik felsefesine hâkim durumda.

 Son olarak postmodern diyebileceğimiz ve diğer iki yönelimden bazı unsurlar ödünç alan yönelim var. Şüphesiz Fransa’daki en aktif yönelim bu ve Jacques Derrida ve Jean-François Lyotard gibi farklı isimleri bünyesinde barındırıyor. Aynı yönelim İspanya, İtalya ve Latin Amerika’da da çok aktif.(B.Alain.Sonsuz Düşünme.Metis.Yay.)

Fazla kavram yoğunluğuna girmeden Badiou’un yeni felsefe önerisini şu şekilde özetlemek mümkün:

“Dünya bizden bir tekillik felsefesi, bir çağdaş rasyonalite felsefesi ve bir olay felsefesi istiyor. Bu başlı başlı bir program. Bu programı gerçekleştirmek için yukarıda anlattığım üç felsefe eğiliminin ötesine geçmemiz gerekir. Daha belirlenmiş ve daha doyucu bir felsefeye.

Ama aynı zamanda daha mütevazi, dünyaya daha mesafeli ve daha betimleyici bir felsefeye ihtiyacımız var. Olayın tekilliğiyle hakikati rasyonel bir biçimde iç içe geçiren bir felsefeye, rastlantıya ama aklın yasasına tabi rastlantıya açık bir felsefeye, koşulsuz ama teolojik olmayan bir yasaya tabi ilkeleri sürdüren bir felsefeye.”Bu bize yeni bir özne öğretisi önerisi imkanı verecektir (ki bence hedef budur).Descartes,Kant ve Hegel’dekilerden farklı terimlerle bir öznenin ne olduğunu söyleyebileceğiz.Bu özne evrensel değil,tekil olacaktır.Tekil olacaktır çünkü her zaman özneyi bir hakikat olarak kuran bir olay olacaktır.(B.Alain.Sonsuz Düşünme.Metis.Yay.)

Badiou,kendisini “Modern Platoncu” olarak tanımlar. Ancak onun Platon’a dönüşü, klasik anlamda dünyadan kopuk bir idealizmden ziyade, sofistlerin “her şey görecelidir” (rölativizm) anlayışına karşı bir “Hakikat Savunusu“dur.

Badiou, çağdaş felsefenin (postmodernizmin) “herkesin kendi hakikati vardır” şeklindeki yaklaşımını felsefenin intiharı olarak görür. Platon’un İdealar dünyası ile kurduğu o değişmez hakikat zeminini, Badiou matematik üzerinden yeniden inşa eder. Ona göre hakikat, sadece bir görüş (doxa) değil, zamandan ve mekandan bağımsız olarak geçerliliği olan bir “olay”dır.(B.Alain.Sonsuz Düşünme.Metis.Yay.)

Platon’nun akademisinin kapısına “Geometri bilmeyen girmesin” yazdırması gibi, Badiou da Sonsuz Düşünce’de felsefi üslubun ancak matematiksel bir kesinlikle (Küme Teorisi) kurtulabileceğini savunur. Bu, şiirsel ve muğlak dilden (Heidegger’in dili gibi) kaçıp, rasyonel ve evrensel bir dile geçiş çabasıdır.Badiou’ya göre bir hakikat (ideal olan), ancak somut bir durumun (zaman ve mekanın) bağrında bir “Olay” olarak doğarsa anlam kazanır. Yani idealizm, ancak gerçeklikle (tikel olanla) çarpıştığında “sonsuz” olur.

Yorum yapın