Çiziyorsam Sebebi Var: Efecan Sezer | Ayşe Yazar

Mart 26, 2022

Çiziyorsam Sebebi Var: Efecan Sezer | Ayşe Yazar

Çizimle olan ilişkiniz ne zaman başladı?

Kuru kafa çizerek başladım ben çizmeye. Orta okuldan 25 yaşına kadar sadece kuru kafa çizdim. Sonra sevmediğim bir mesleğin içindeyken Mark Crilley’in “nasıl çizilir” videolarına denk geldim ve anime karakterleri çizmeyi öğrenmeye başladım. O sırada saplantılı derecede Kenan Yarar, Galip Tekin ve Ersin Karabulut hayranlığım var tabii. Bir yandan videoları izleyip bir yandan hayran olduğum çizerleri birebir taklit etmeye çalışıyordum. Tarama uçları, kalemler, eskiz defterleri aldım, her gün, her yerde çiziyorum.

İyi çizdiğimi düşündüğüm zaman mizah dergilerine mail attım ve hiç biri geri dönüş yapmadı. Buna çok fazla üzüldüm ve neredeyse çizmeyi bırakıyordum ki Facebook’ta bir mesaj gördüm. Rıza Türker ve Emre Sarıkaya benimle o dönemin online dergisi olan “Puhuu Dergi” için görüşmek istemişler. Sevinçten çılgına döndüm. Kendi hikayelerimi çizdim Puhuu Dergi’de. Adı “Hastralname” idi. Puhuu serüveninde okurların acımasız eleştirileriyle kendimi geliştirmeye başladım. Sonrasında Diyarbakır’da astsubaylık yaparken Dicle Üniversitesi Görsel Sanatlar Eğitimi Bölümünün yetenek sınavına girdim. Kazanınca artık çizerlik yoluna girdiğimi hissetmiştim. Karakter tasarım ve dijital illüstrasyon alanında daha rahat hissettim kendimi ve o tarafta devam ettim. 2017’de Ankara’ya tayin olunca Hacettepe Üniversitesi Grafik bölümünde yüksek lisans eğitimine kabul edildim ve bu benim artık tam zamanlı olarak çizerlik yapma motivasyonum oldu. 2021 yılının başında zorunlu hizmetimi doldurup astsubaylıktan istifa ederek freelance illüstratör olarak çalışmaya başladım. Puhuu’dan günümüze dijital oyunlar, reklam filmleri, editoryal illüstrasyonlar ve çocuk kitapları gibi alanlarda yurtdışı ve yurtiçinde çalışmalar yaptım.

Çizer kitaba nasıl hazırlanır?

Son yıllarda kapak tasarımları için gelen kitapları okuyorum genelde. Bunun dışında çok vakit yaratamıyorum okumaya. Şöyle bir problemim de var; okuduğumun içine fazla giriyorum ve günlük yaşamda bu bana sıkıntı yaratabiliyor. Hakan Günday ve İhsan Oktay Anar hayranlıkla okuduklarımdan. Fakat metroda hüngür hüngür ağlayıp rezil olmuşluğum var bir kitap yüzünden. Hakan Günday’ın Kinyas ve Kayra’sını okurken haftalarca konuşmamayı seçmişliğim de var. 3 yıl önceye kadar daha depresif çizimler yaptığım için bolca arthouse film izlerdim.

Ama çocuk kitabı çizerken önce kızım İmge ile konuşurum kitabın genel atmosferi hakkında. Kendisi 4 yaşında ve kafasında çok farklı, büyülü bir dünya var. Yayınevimde bilir İmge’yi sanat yönetmeni olarak çalıştırdığımı. Önce Mavisel Yener ile bir fabl üçlemesi yapmıştık. O üçlemenin çizimlerinde İmge’nin de kedimiz Maggie’nin de etkisi var. Genelde evde kendi çalışma odamdayım ama bazen insan bu şekilde çalışınca podcastte dinlediği insanlarla arkadaş oldu zannedebiliyor. O yüzden ara sıra tabletimle dışarı çıkıp çalışıyorum. En verimli çalışma zamanlarım gece olsa da çocuklu bir ailede sabah erken kalkmak zorunda olduğunuz için gece çalışmaya dermanınız kalmayabiliyor.

Çizimlerinizi yaparken yazar ya da editör ile nasıl diyaloglar gelişiyor aranızda?

Benim editör ve yazarlar ile çok tatlı bir ilişkim var çünkü şanslıydım ve hiç zor olanlarına denk gelmedim. Toplantıda kısa konuşuyoruz ve gerisini bana bırakıyorlar genelde. Şimdiye kadar çalıştığım yayınlarda özgür hissettim hep. Tabii ben de asker kökenli olduğum için revizeler hakkında şikâyet etmeden çalışıyorum. Muhtemelen bu durum editör ve yazarların da hoşuna gidiyordur. Ben sayfaların eskizini gönderirim önce, yazar ve editör baktıktan sonra eklemek ve çıkarmak istedikleri şeyi söylerler ben de yine eskiz üzerinde değişiklikleri yaparak geri gönderirim. Eskiz onaylandıktan sonra sayfayı son haline getirme kısmında pek karışmazlar.

Sonrasında kitabı bitirip teslim ederim ve basılmasını heyecanla beklerim. Kara Kedi ve Beyaz Kedi için durum biraz farklı. Fatih Danacı ile yakın arkadaşız fakat birbirimizden çok farklıyız. Fatih çok disiplinli, işi tamamen iş olarak gören biri ve her şeye kuralları çerçevesinde bakmak ister. Ben daha çok rahatlıktan ve eğlenceden yanayım. Fatih korku sever ben fantastik. Birlikte çalıştığımız bütün projelerde bu ikisinin çatışmasız birleşimine başvuruyoruz. Bu şekilde çok iyi bir kombinasyon yakaladığımız için her yıl bu şekilde bir ya da iki proje çıkarmayı planlıyoruz.

Sanatınızı/çizimlerinizi beslemek için neler yapıyorsunuz?

Ben hala çok sık eğitim videoları izlerim. Sosyal medya uygulamaları bunun için çok iyi. Kısa ipuçları, farklı tarzları görmek geliştirici oluyor bana göre. Aynı zamanda kimine göre kötü olan “tarzsızlık” durumu mevcut bende. Farklı tarzlarda çizmenin sebebi meraklı olmam ve dikkatimin çabuk dağılması. Çizgi roman için bir şey yaparken yanlışlıkla sayfanın bir yerinde bir leke bırakıyorum ve “aa ne kadar güzel oldu” diyerek o leke ile farklı tarzda bir şey yapmaya başlıyorum. Bazı zamanlarda çizmeye başladığımda bu işe dair bildiğim her şeyi unuttuğumu düşünüyorum ve birden bir gerilim sarıyor vücudumu. Öyle zamanlarda benden daha tecrübeli olan çizer arkadaşlarım Dinç Onur Aydın’ı ararım ya da Rıza Türker’le Ethem Onur Bilgiç’e yazarım “abi ben yapamıyorum” diye. Beni sakinleştirirler ve biraz başka şeylere odaklandıktan sonra tekrar başlarım ve durum çözülür. “Sanat” adı altında sürekli takip ettiğim bir yayın yok fakat internet üzerinde çokça makale okuyorum alanımla ilgili. Çünkü salt tecrübeyle gelişebileceğini düşünmüyorum görsel sanatların. Çalışırken de çizer röportajları dinliyorum. Aynı zamanda işlerini çok sevdiğim çizerler tarafından övülmek bende inanılmaz bir motivasyon oluşmasını sağlıyor. 17 yıl memurluk yapan biri olarak “çizer” olarak beni kabul etmeleri aşırı şekilde mutlu ediyor beni. Daha iyi işler yapmak istiyorum böyle olunca.

Bir kitabın rafta yerini alana kadar geçirdiği mutfak sürecini çizer cephesinden anlatır mısınız?

Önce projeyi devralan editör ile görüşüyoruz. Bana çalışmak isteyen yazarı tanıtıyor kısaca, nasıl bir kitap olduğundan bahsediyor ve görüşmeyi bitiriyoruz. Sonra ben eğer daha önce yazarın bir eseri varsa onu inceliyorum. Hangi tarzda bir çizerle çalışmış, içeriği bana uygun mu vb. Sonrasında eğer yapabileceğime inanırsam işi kabul ediyorum ve yazarla görüşüyoruz. Yazar görüşmede bana kitabının konusunu, genel atmosferini ve tarzını anlatırken notlar alıyorum. Daha sonra karakterlerle ilgili çalışıyorum. Karakterlerin eskizlerini yaptıktan sonra yazarla paylaşıyorum. Karakterleri birkaç farklı tarzda yapıp birini seçmesini istiyorum. Karakter seçildikten sonra seçilen tarzda diğer karakterlerin boyamasını yapıyorum. Karakterler üzerinde mutabık kaldıktan sonra karakterin tarzlarına göre mekân ve obje stilizasyonlarını aynı tarzda yaparak sayfaları çiziyorum. Her çizdiğim sayfanın metnini önce İmge’ye okuduktan sonra çizimi gösterip olmuş mu diye soruyorum. İmge bazı yerlerin değişmesini ya da başka nesneler eklememi istiyor onları da yapıyorum. Daha sonra sayfaların bitmiş hali üzerinden yazar ile konuşuyoruz. Genel durumu değerlendiriyoruz.

Kitap bittikten sonra en son kapağını çizip yayın kuruluna gönderiyoruz. Tabii bu teknik konular dışında işin duygusal tarafı da var onu atlamayayım. Eğer metinde fark etmediğim fakat çizerken fark ettiğim bir duygusal durum varsa hikâyede ağlamalı-gülmeli bir çizim serüveni karşılıyor beni. Kara Kedi’yi çizerken bir kedimizin dışlanmadığını hissettiren pankartlı karşılama sahnesini çizerken ağlamaktan çizememiştim. Sanırım dışlanmayla ilgili hatırlamadığım travmalarım var. Beyaz Kedi’de de alfa kedinin meydan konuşması sahnesini çizerken saatlerce kahkaha atmıştım. Fatih’e o sayfayı gönderdiğimde de birlikte kahkaha attık.

edebiyathaber.net (25 Mart 2022)

Yorum yapın