8 Ekim 2026’da İsveç Akademisi, 2026 Nobel Edebiyat Ödülü’nü Kanadalı şair, yazar, çevirmen ve klasik edebiyat uzmanı Anne Carson’a verdi. Akademi, Carson’ı “Klasik gelenekle eğlenceli bir diyalog içinde, çağdaş edebiyat için yeni biçimler yaratan cesur ve yenilikçi eserleri” nedeniyle ödüle layık gördü. Carson’a ödülün neden verildiğinden çok, Carson’un ödül aldığını öğrendiği telefon konuşmasını yaparken, mutfağında, buzdolabının ve alışveriş torbalarının önünde, yüzündeki şaşkınlığı gizlemeye fırsat bulamadan çekiliveren fotoğrafı ilgimi çekmişti. Oysa biz çoğunlukla devasa kitaplıklarda ya da şatafatlı çalışma odalarından verilen takım elbiseli, ölçülü ifadeli yazar fotoğraflarına aşinaydık. Mutfağının sıradanlığından ve gündelik hayatının koşuşturmasından süzülüp gelen sözcüklerinin lezzetini merak etmedim değil.



Güzellik ikna eder mi?
Yazarın ‘29 tangoda kurgusal bir deneme’ olarak ifade ettiği Kocanın Güzelliği, Anne Carson’la tanışma kitabım oldu.
“Utanmıyorum onu güzelliği için sevdiğimi söylemeye.
Yine severdim yakınıma gelse. Güzellik ikna eder.”
Diyerek, adeta biten bir evliliğe ağıt yakar gibidir. Tıpkı bir tango gibi bazen yakınlaşıp bazen uzaklaşan, hem çok derin ve manalı hem de olabildiğince hızlı tüketilen bir ilişkinin anatomisidir yazılanlar. Şiirle kurgusal metin arasında bir yerde duran eseri okumaya başladığımda, tür olarak nereye koyacağımı bilemediğimden biraz zorlandığımı söylemeliyim. Bulabildiğim dizelere sıkı sıkı tutunmaya çalışırken yazar tarafından şiirin doruklarından aşağıya, düzyazıya doğru fırlatılıyordum. Tam çakılma anında, sözcüklerin kanatları beni tekrar doruklara, en yukarılara doğru çıkarıyordu. Bu sürekli tekrar edip duruyordu. “Ne oluyoruz?” dedim, “Şiir mi okuyoruz, yamaç paraşütü mü yapıyoruz?” Şaka bir yana, bazı eserleri okurken klasik okur alışkanlıklarını bir yana bırakmamız gerekiyor. İşte Anne Carson’un eserleri de öyle.
“Döndür kocayı gizli tarafı çıksın ortaya” diyerek bize güzelliğin ardında neler olabileceğini fısıldarken,
Bir cebir sorusudur derdin eskiden.
“Arzu çarpı iki eşittir aşk ve aşk çarpı iki eşittir delilik”
“Delilik çarpı iki eşittir evlilik
diye eklemiştim
dizeleriyle arzuya, aşka, sadakate ve evliliğe dair sırlar üfürür kulağımıza. Metindeki hızlı iniş çıkışların, türsel dönüşümlerin gelgitlerinde kaybolmamışsak eğer, dizelerin fısıltılarını duyabilir, anlayabiliriz. Bir aşkın, bir evliliğin sıradanlığında ve bir erkeğin egosunda örselenişine tanık oluruz.
“Ne de olsa küçük bir taş değildir kalp
Şuraya buraya yuvarlanacak.
Zihin bir sandık değildir
Sımsıkı kapatılacak.”
Kocanın Güzelliği’ni okurken sık kopuşlar yaşadım. Asıl metinle arama çok fazla imge, çağrışım, deneysel metin girdi. Beğendiğim ve merak ettiğim hikâyeyi yazarın yardımıyla kaybettim. Her tangonun başında yer alan John Keats alıntılarıyla asıl metin arasında bağ kuramadım, üstelik kitaba böyle sert bir Keats damgası vurarak yazar kendine haksızlık etmiş. Carson bir Klasik Edebiyat profesörü ve birkaç dil bilen bir çevirmen aynı zamanda. Dilin yapısıyla çok fazla alakalı olmak, dili adeta ‘otopsi’ yapmak bazen hikâyenin bütününe gölge düşürüyor. Bir dilbilimci olmak, daha iyi edebi eserler yazmak anlamına gelmiyor.
Irıs Valcourt bu durumu şöyle tarif etmiş: “Edebiyat dünyası iki dünyanın arasında dolaşan kişiye şüpheyle bakar. Şairler akademisyenleri fazla bilgili, akademisyenler şairleri fazla gevşek bulur.”
“Her yara kendi ışığını saçar
Der cerrahlar
Bütün lambalarını söndürsen evin
Pansuman yapabilirmişsin yaraya
Kendinden ışıyanla.”
Bu güzel dizelerin kastettiği yaralar araya giren başka metinlerin, başka çağrışımların arasında kayboluyor. Manzum roman mı? Kurgusal deneme mi? Şiir mi? Irıs Valcourt Anne Carson için yazdığı biyografik eseri Kayıp Arzunun Grameri’nde şöyle der: “Carson’un kitapları kütüphane raflarında hangi bölüme konacağı bilinmeyen kitaplardır. Roman mıdırlar, şiir mi, deneme mi, çeviri mi? Yoksa bir kutu, bir katlanır şerit mi? bir ağıt mı? Raf görevlileri çok çaresizdir.”
(Yazar, edebiyat ile görsel sanatı birleştiren tarzda çalışmaları da var örneğin Nox ve Float. Yazar bunları “kitap nesnesi” (book object) olarak adlandırır.)
Bu sorulara net bir cevabımız olmayabilir ama benim bir okur olarak cevabını bilmek istediğim başka sorular var. Okuduğum edebi eser bende nasıl bir farkındalık yarattı? Hangi duyguları uyandırdı? Hayata bakışımı nasıl etkiledi?
Kırmızının Otobiyografisi: Klasik mitolojiden çağdaş edebiyata çağrışımlar
Kırmızının Otobiyografisi’nde yazarın mitolojik hikayelerden esinlenerek oluşturduğu mitolojik kahramanlar ile çağdaş kahramanlar arasında en ufak bir benzerlik ya da uyum hissetmedim. Eser, Antik Yunan Şairi Sitesikhoros’un Geryon mitine ilişkin şiirinden ilhamla yazılmış. Carson’un Geryon’u, Herakles’in karşısına çıkan bir canavar olmaktan çok uzak. Büyüme sancıları yaşayan, hayalperest, kırılgan, içe dönük ve duygulu bir kahraman. Çocuk yaşta ağabeyinin istismarına uğramış yaralı ve küskün bir yürek. Fotoğraf çekmeye, kendi anlarını ve deneyimlerini kaydetmeye meraklı bir genç. On dört yaşında tanıştığı, adını yine bir mitolojik kahramandan alan Herkül’e âşık olur.
“Bütün vücudu bir çığlık gibi büküldü-
o âdete doğru kavislendi, insanların yanlış kişiye âşık olma âdetine doğru.”
Bu eşcinsel aşk Geryon’un belleğinde ve yaşamında derin yarıklar açacaktır.
Yazar, sürükleyici ve daha rahat okunan, dizeler biçiminde bir roman tekniği kullanmış. Şiir-roman da diyebileceğimiz anlatım tekniğiyle yazılmış daha etkileyici bir hikâye okumak isterdim. Artık televizyon filmlerine, dizilerine, romanlara sonradan monte edilmiş gibi duran eşcinsel âşk hikayelerinden bıkmadık mı? Yazar mitolojideki kahramanlarla kendi yarattığı kahramanlar arasındaki ilişkiyi öyle dolambaçlı ve alakasız ilişkilendirmiş ki, mitolojik esinlenme, modası geçmiş kırmızı bir yaka süsü gibi kalmış.
Geryon “Hayatını bereketsiz bir mevsim gibi “ bırakıp Arjantin’e, Buenos Aires’e uçar. İlk ve tek aşkı Herakles (Herkül) ile yeniden buluşacaktır. Bu, dizelerde anlatıldığı gibi kaçınılmaz bir şeydir;
“İnsan zamanda hareket eder. Bunun tek bir anlamı vardır, tıpkı zıpkın gibi, bir kere fırlatıldı mı menzile varır.”
Ama aşkı yeniden yeşertme çabasının nafile olduğunu anlaması uzun sürmeyecektir.
Gizemli bir yazar
Gizemli diyorum çünkü Anne Carson özel hayatının gizliliğiyle ve biyografisinin sınırlılığıyla biliniyor. Onlarca ödül almış tanınmış bir yazar olmasına rağmen röportaj vermeyi, fotoğraf çektirmeyi ve çok göz önünde olmayı sevmeyen bir yazar. Onun biyografisini yazmaya çalışan Irıs Valcourt’nın elindeki özel fotoğraf ve bilgiler sınırlı olduğu için daha çok Carson’ın eserlerini ve akademik hayatını mercek altına almış.
“Bir kişinin hayatı yazılırken, çoğu zaman ona ait olan şeyler toplanır: mektuplar, fotoğraflar, tanıklıklar, belgeler. Bu kitapta ise toplananların büyük kısmı yazıdan ibaret kaldı. Bu bir kolaylık sayılmazdı, bir sınırlamaydı.”
İsveç Akademisi’nin Cesur Kararı
İrlandalı yazar Sally Rooney’nin, Filistin yanlısı “Palestine Action” (Filistin Eylemi) grubuna verdiği maddi destek nedeniyle kitaplarının İngiltere’de satışının durdurulması üzerine, Anne Carson, İngiliz hükümetine yönelik yayınlanan protesto mektubuna imza atmıştı. 2026 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Carson ile birlikte Annie Ernaux, Zadie Smith ve Arundhati Roy gibi 150’den fazla edebiyatçı, haklı ve yerinde bir açıklamayla “Sally Rooney bir yazar, terörist değil” diyerek hem sansürü kınamış hem de Palestine Action (Filistin Eylemi) grubuna yönelik terör yasağının kaldırılmasını talep etmişlerdi. İsveç Akademisi’nin Anne Carson’a verdiği Nobel Edebiyat Ödülü, dilerim ki Filistin için dünyaya uzatılan bir zeytin dalı olsun.
Kaynakça:
Kocanın Güzelliği- Anne Carson (Metis yayınları)
Kırmızının Otobiyografisi – Anne Carson (Metis Yayınları)
Kayıp Arzunun Grameri /Anne Carson- Irıs Valcourt (Gece Kitaplığı)

















