Salacak – Harem ve Uyku Sorunu | Dursaliye Şahan

Eylül 29, 2026

Salacak – Harem ve Uyku Sorunu | Dursaliye Şahan

Uykusuzluk problemi çektiğini söyleyen birine yatağa uzanıp eline kötü bir metin almasını öneriyorum.

Deneyin göreceksiniz: Daha ilk paragrafta gözleriniz isyan etmeye başlayacak. Israrla okumayı sürdürürseniz göz kapaklarınız felç olmuş gibi düşecek. Ve gelsin huzurlu, derin bir uyku.

Çocukluğumda elime aldığım kitabı yarım bırakmam prensibi edindiğim ve sonraları pişman olduğum doğrudur. Ama artık tercihim elime yapışan kitaplardan yana. Bunlara uyku kaçıran da diyebilirsiniz.

Geçen akşam oğlum dışarı çıkınca o gelinceye kadar uyuyamayacağımı bildiğim için kalktım, kütüphanedeki okunacaklar rafında yan yana dizilmiş kitaplar arasından rastgele birini seçtim.

Şansıma bir öykü kitabı çıktı. 1999 Yaşar Nabi Öykü Ödülü almış. Salacak Harem. Murat Saraçoğlu’nun kaleme aldığı eser Don Kişot Yayınlarından çıkmış.

Gece yarısı başladığım ilk öykü, Nail Bey’in Salya Mendili ertesi günün ilk dakikalarında bitti.

Genelde öyküleri arka arkaya okumayı sevmem. Bir öykü bitince ara verip karakterlerini, kurgusunu filan düşünürüm. Fakat bu defa nedense çabucak ikinci, üçüncü ve sonraki öykülerin sayfalarını çevirdim.

O 72 sayfalık incecik kitaptaki karakterler sayfaların arasından zıplayarak tek tek beynimin içine doluştular.

Sonunda dayanamadım, aldım elime kâğıdı kalemi, öykülerin haritasını çıkardım.

Nasıl oldu bilmiyorum ama bir ara baktım; yan karakterler birleşip ana karakterlere dünyanın en absürt tuzaklarını kurmakta, saf dışı bıraktıklarının tahtlarına kurulup zafer sarhoşluğu içinde bağırıp çağırıyorlar.

O incecik kitap kafamda bin sayfaya dönüşmüş gibi oldu.

Kapının dönen kilit sesini duyunca kalkıp koridora çıktım. Nihayet paşam gelmiş. Biraz da çakır keyif. “Anne sen yine beni mi bekledin?” diyor. “Ben yatıyorum, hadi sen de uyu artık,” diyerek odasına doğru yürüdü ve kapıyı arkasından örttü.

Aslında doğru söylüyor yavrum. Artık huzur içinde uyuyabilirim diyerek yatağa girdim ama haritadaki sınırlar sürekli yer değiştirmekte.

İtiraf ediyorum bu kitabı okuyana kadar yazarın adını hiç duymamıştım. Bu düzeyde yazan birinin kim bilir kaç kitabı vardır düşüncesiyle internete girip baktım. Murat Saraçoğlu, tek kitap, tek baskı.

Yazar hikâye anlatmaktan vaz mı geçti acaba diye düşünürken baktım hep anlatmış. Sadece başka kulvarlarda hikâye yazmakta.

Film çekmek, sahne kurmak, karakter yorumlamak kısacası hikâyenin görselleşmesi de diyebilirsiniz.

Son söz olarak 15 öykünün ortak özelliklerinden kısaca bahsetmek istiyorum.

  • Her öykü daha ilk paragraftan okuyucuyu içine alıyor.
  • Her biri dantel gibi işlenmiş.
  • Sıradan insanların farkında olmadığımız ya da görmezden geldiğimiz yaşamlarındaki detayları bize hatırlatıyor.
  • Ve -benim önemsediğim- okurken yorulmuyorsunuz. Aksine, gözleriniz cin gibi satırların üzerinde dört nala koşuyor.

İyi edebiyat nasıl olur sorusunun elbette çok yanıtı var. O yanıtların biri de okuyucunun öykünün içine girmek için uğraşmaması, kendiliğinden çekilmesi diye düşünüyorum.

Don Kişot Yayınları’ndan çıkan bu kitabın sonraki baskıları neden yapılmamış bilemiyorum.

Sağlıcakla kalınız…

Yorum yapın