Mutlu Ölmek | S. Seza Yılancıoğlu

Eylül 24, 2026

Mutlu Ölmek | S. Seza Yılancıoğlu

Hazzın peşinden koşmayı öğütleyen Epikür’ün Bahçesi yapıtını genç yaşlarında okuyan Sönmez Taner, filozofun “mutlu ölmek” açıklamasından öylesine etkilenir ki, bu sözce onun yaşam ilkesi olur ve duygularını şu mısralarla dile getirir:

Mutlu Ölmek

(…)

Ölmek! Olurdu olmasına da

Öyle param parça…

Mutsuz ve umutsuz ölmek istemiyordu.

Bir gençlik saplantısı işte,

”Mutlu ölmekti”, dileği;

Direnmeli, onarmalı,

Acıları yenmeli…

“Mutlu” ölmeliydi![1]

Epikür’e göre insan hayatına hükmeden iki duygu: Haz ve acı; “mutlu olmak, insanın acıdan kurtulup hazza ulaşabilmesiyle elde edilir” der ünlü filozof.

Sönmez Taner son kitabı 90’a 1 kala adlı yapıtında yaşamında ona hükmeden acılardan Bodrum’da nasıl arındığını anlatırken “azmin elinden hiçbir şey kurtulamaz” olgusuna da bir gönderme yapar.

Lacivert denizine yansıyan gündüz güneşin, gece yıldızların büyüleyici renkleri, insan, hayvan silüetlerini andıran kayaları, zeytinlikleri, bağları, çam ormanlarıyla insanı içine çeker Bodrum. Onun pek çok sevgilisi olmuştur, işte onlardan biri de Sönmez Taner.

Sönmez Taner, zorlu bir yaşam mücadelesi verdikten sonra ihanetin bedelini ödetmek üzere Ankara ve İstanbul’daki hayatına son verir, antik ve mitik kent Bodrum’a yerleşir. Halikarnas Balıkçısı olarak tanınan deniz aşığı Cevat Şakir Kabaağaçlı da kalebent olarak hiç bilmediği bu kentte gelir ve Bodrum’un serin sularında arındıktan sonra yaşamındaki acıları, bu coğrafyanın eşsiz güzellikleri içinde ve bu toprakların güzel insanlarıyla kurduğu dostlukla hazza dönüştürür.

Mask yayınlarından yayımlanan 90’a 1 kala yapıtında, Sönmez Taner Bodrum’un büyüleyici, iyileştirici coğrafyasını, insanını en ince detaylarıyla Halikarnas Balıkçısı’nın özellikle “Mavi Sürgün” yapıtının izini sürerek anlatır; Torba koyunu betimlediği gibi:

“Sanki güneşten sayısız parçacıklar kopmuş, denizin üzerine serpilmiş, maviye değer değmez her bir parça yıldıza dönüşmüş. Tüm koy koy yıldız yıldız, tüm koy ışıklar içinde… O parıltıyı anlatabilmem olanaksız. İşte o an, ben yine balıkçıyı anımsadım, ona hak verdim. Bodrum’da “nur içinde yaşamak” işte bu ve buna benzer anlardı”.[2]

Halikarnas Balıkçısı’nın kişiliğinden Bodrum yarımadası ve çevresine yaptığı katkılardan öylesine etkilenir ki Halikarnas Balıkçısı’nın Mirası adlı yapıtı Rüştü Tezcan ile kaleme alır.

Sönmez Taner’in annesi Dudu Ana, iki oğlan çocuğunu kaybettikten sonra gebe kaldığı çocuğunu uzun yaşatabilmek için adaklar yapar. Yedi sayısının gücüne inanan Dudu Ana’nın adaklarına göre bebeği yedi süt anne emzirecek ve yedi yıl boyunca giyim-kuşam ihtiyaçları da yedi sütanne tarafından sağlanacak. Dudu Ana’nın adakları sayesinde Bodrumlular sönmeyen bir “Sönmez Abla”ya kavuşur, ne yazık ki Dudu kızına doyamadan bu dünyadan göçer.

Annenin yokluğunu baba sevgisiyle dolduran küçük Sönmez büyük usta Yaşar Kemal’in köyü Kadirli kökenlidir. Edebiyatımızın çınarı Yaşar Kemal ile küçük yaşlarında tanışan onun kucağında Kadirli köyünün atmosferini soluyan Sönmez Taner’in ruhuna yazma /yazarlık tutkusu o yıllarda yerleşmiştir.

Çukurova’nın tarihi geçmişi, coğrafi yapısı, bitki örtüsü, akarsuları, dereleri yaratıcılığı tetikleyen, zenginleştiren unsurlardır. Yaşar Kemal, Abidin-Arif Dino Kardeşler gibi birçok sanatçıyı yetiştiren bu bölge değil mi?

Öykülerin, günlüklerin, anıların oluşturduğu bir dönem tanığı 90’a 1 kala acıların, kaderlerin, hüzünlerin, sevinçlerin, ortak yazgıların Bodrum’da nasıl mutluluğa dönüştüğünü anlatan gençlerin, yaş alanların, kadın-erkek herkesin keyifle okuyacağı yalnızca bir yazınsal yapıt değil aynı zamanında yaşam sanatı üzerine felsefi bir rehberdir.

Gündoğan, 6 Eylül 2026


[1] Sönmez Taner, 90’a 1 kala, Mask Yayınları, Ankara, 2026,s.73

[2] A.g.e. s.73

Yorum yapın