
Edebiyat dolandırıcılığı
Tuhaf bir işe girişeceğiz, hadi bakalım.
Arkadaşım, yazdıklarımın aslında fena şeyler olmadığını ama bir ‘piar’ (aynen öyle dedi) dokunuşuna ihtiyaç olduğunu söyleyerek aklıma girdi. Bunun için bir fikri de vardı. Yapay zeka ile bu dokunuşu sağlayabileceğimize inandırdı beni. Bu konuda müthiş bir ismi benimle tanıştıracak bu gece. Yapay zekayı aktif kullanabilen bir hacker ile mini bir zirve yapacağız. İnternetin çekmediği bir evde toplanıp bu müthiş dokunuşu yapacaktık. Bu noktada biraz işkillendim açıkçası ama cin arkadaşım, internet bağlantısının güçlü olduğu bir yerde bu mucize dokunuşu yapamayacağımızı söyleyerek beni ikna etti, ona da ‘cracker’ arkadaşı öyle demiş. İnternetin belki az çektiği bir yer bulabileceğimi söyledim.
Bir bağ (aslında dağ dense yeridir, internetin az çekmesi için böyle bir seçim gerekliydi) evinde toplanacaktık, ben, arkadaşım ve hacker arkadaş.
Ben, birkaç afili cümle dışında, yazdıkları, sıradanlığın ötesine geçememiş ama ne hikmetse meşhur oluvermiş yazarları aklımda çevirip çevirip ‘göreceksiniz’ diye bilenir ve heyecanla sabırsızlanırken, o kutlu toplantı saati geldi, dağ evinde onları beklemeye başladım. Evsahibi olmam dolayısıyla biraz içki (köpek öldüren şarap) getirmiş, heyecanımı bastırmak için başlamıştım içmeye. Gelirken onları hoş olmuş bir kafayla karşıladım.
‘Hey, edebiyat dehasını kirlenmiş dimağlara duyuracak hacker ya da cracker sen misin? Sen ne kutlu bir adamsın!’ diye karşıladım onları. Arkadaşım güldü, hacker pek tınmadı. Gayet ciddi görünüyordu. Oysa karşılama cümlesi onun içindi.
Bağ evinin yuvarlak masasının etrafına oturduk. Arkadaşımdan, şarap için kendilerine bir kadeh ve benzeri bir şey bulmalarını rica ettim. ‘İçmeyeceğim’, dedi hacker. Ciddiyetinden ödün vermiyordu.
Çantasını (Bond’unkinden) açıp laptopunu çıkardı. ‘internet yok hacker kardeş’ dedim, beni dinlemiyor gibiydi. Laptopuyla meşguldü.
İçerek onu izledim bir süre. Siyah bir deri mont giymişti. Her şey kitabına uygun görünüyordu. Siyah deri mont, sapa bir ev, Poe’nun öykülerinden birindeydik adeta. İçimde yasak bir şeyi yapmakta olduğuma dair o kaygıyla seyrediyordum.
Hacker’im bağlantılarını kontrol etti, elektrik de yoktu ama şarj ünitesi vardı, gaz lambası odayı gölgelendiriyordu. Tanrım sahne çok başarılıydı. Poe öykülerinin akıbeti bizden uzak olsun!
‘Merhaba, ben, tabirlerinizden birini hoş gördüm, Hacker ben. Alan teorisini duydunuz mu?’
Konuşabildiğine şaşırmış gibi baktım bir süre.
‘Sanırım biraz biliyorum. Her şeyin, onu var eden şeylerle dolu bir havuzda yüzdüğünü..’
Burada sözümü keserek ‘Bir tanım istemedim sizden, bağışlayın, arkadadaşınızın bana anlattığından anladığım kadarıyla, yazdıklarınızın kimsenin umurunda olmayışı sizi üzüyor, ben bu sorunu çözmek için buradayım.’
Bayağı gizemli ve kendinden emin görünüyor.
‘Süper, nasıl yapacağız?’ diye hazır bulunuşluğumu ifade ettim.
‘Satın aldığım alanlar var, böyle zamanlar için. Oraya sizinle ilgili, sizin istediğiniz her türlü veriyi yapay zeka marifetiyle yerleştireceğiz. Arsa bizim, istediğimizi dikebiliriz değil mi?’ Diyeceklerini bitirirken yüzüne müstehzi bir gülümseme yayıldı. Öyle bir gülüş ki, ‘evet bu bir hacker gülüşü’ derdiniz. Ciddiyet buzları çözülmüştü sonunda .
‘Peki tüm bunları ne için yapıyorsunuz?’
‘Hayatımı böyle kazanıyorum’ dedi. Cevap tatmin ediciydi.
‘Bunu konuşmamıştık, ücret nedir, ödeyebilecek durumda değilimdir belki.’
Burada aracımız (arkadaşım) devreye girdi, altından kalkamayacağımız bir ücret olmadığını, hayallerim ile kıyaslandığında bu ücretin sözünün bile olmayacağını belirterek beni teskin etti.
Tekrar ciddileşen hacker (cracker sözüne alınmıştı galiba) ‘ücret konusunda kaygılanmayın, sadece yöntemi konusunda kesin şartlarımız var (çoğul eki tekrar kaygılanmama sebep oldu) kripto para ile ödeme alabilirim ancak, bu size uyar mı?’
‘Abicim (ciddileşen bu kez bendim) sen beni ne sanıyorsun acaba? Oradan bakınca bir kripto balinasına mı benziyorum?’
(Aslında ‘balina’ tabirini kullanmam beni ele vermişti, o tarakta bezimin olduğunu alenen göstermiştim.)
Arkadaşım, kripto borsalarına her ay düzenli yatırım yaptığımı, çünkü yemeyip içmediğimi, tek eğlencemin (çoğunlukla kabusa dönen) kripto borsası olduğunu biliyordu. Maaşımın, asgari harcamalar dışında kalanını bu borsalara aktarırdım. Hacker’e bu pası o vermiş demek.
‘Nasıl güveneceğiz sana peki Hacker Bey?’
O gizemli ve ‘işte hacker gülüşü’ dedirtecek gülüşü tekrar yayıldı yüzüne. Ortam tekrar yumuşadı.
Arkadaşım, güvenilirliği konusunda beni ikna etmeye çalışırken Hacker, onun ikna çabasının gereksiz olduğunu gösterircesine söze girdi ve ‘ürünü görmeden ödeme yapmayacaksınız, bu sayede, aslında güvene ihtiyacınız olmayacak.’ dedi. Vay canına. İşte tatmin edici bir yanıt daha. Bu herif işini biliyor.
‘Peki, ürünü görelim mi artık?’ diyerek iştahımı göstermiş oldum.
Az sonraki sorusuyla konuya ne kadar hakim olduğunu gösterdi.
‘Yazdıklarının beş para etmez olduğunu bildiğiniz ama ne hikmetse her yerde sözü edilen bir yazar ve kitabının ismini verebilir misiniz?’
Konuya bu kadar hızlı bir girişi tahmin etmemiştim, bir duraksama yaşadım.
Manasız bir bakışma aldı başını gitti aramızda.
İlk kitabı hakkında tanıtım yazısı yazdığım, neredeyse kamuoyuna kendim tanıttığım o herifin adını ve kitabını söyledim, kodladı. (Bu arada onun internetini kullandığımızı söylemiş miydim, internetin az çektiği bir yerdeydik ama onun güçlü bir interneti vardı, hacker adam sonuçta. Eminim ki sorsak mantıklı cevaplar vererek bizi tekrar ikna edecekti, bu yüzden sormadım.)
Tıkırtılı işlemlerle laptopunu birkaç dakika dövdükten sonra ‘adınızı, o herifin adını ve o herifin kitabının adını yazıp aratın şimdi.’ diyerek aramıza döndü hacker. Denileni yaptım. Ve benle o herifin yazdıklarını kıyaslayan ama o herifi kıyasıya gömen bir uzun yazıyla karşılaştım. Yazıda ilerlerken ‘bu kadar da gömülmez ki insan..’ diye söylendiğimi duydular. Yazı vardı, evet, arkadaşımın telefonunda da aynı yazıyı gördük, sadece benim gördüğüm bir rüya değildi bu.
‘Aman tanrım’ diye döndüm masaya. ‘Bu harika, peki bu yazıyı başkaları da görüp okuyabiliyor mu şu anda?’ ‘Ben büyücü değil hacker’im bayım’ dedi, tekrar ikna edilip susturulmuştum.
‘Borcumuz?’ diyebildim sadece.
‘Bu bizden’ dedi Hacker. O gülümsemesiyle. Kendimi Matrix’te hissettim bir an, bu harika bir duyguydu. Anlatamam. Gerçi belki bir gün anlatırım. Yazar’ım sonuçta. Henüz anlaşılmamış ama büyük ihtimalle bu geceden itibaren anlaşılmaya başlayacak bir yazar.
Tekrar ciddiyetini takınan Hacker kardeşimiz, ‘sanırım işlemi anladınız. Arsa alıyoruz, tapusu bizde, onun yasal sahibi biziz, oraya istediğimizi ekiyoruz. Gerçi ektiğimiz şeylerde hile olduğunu kabul edebilirim. Ama sonuçta hileli olmayan ne var ki şu dünyada.’ Bravo, dedim içimden. Bu herif bir dahi. Umarım içtiğim köpek öldürenin böyle kolay ikna olmamda katkısı yoktur, diye düşünüyorum bir yanımla.
Bu işlemi birkaç yazar ve kitabı, röportaj, tanıtım yazısı üzerinden tekrar ettik. Katlanarak yayılıyordu namım. Artık ödeme de yapıyordum. Hacker’in kripto cüzdanına, her ürünü görüşümüzden sonra belirli miktarlarda transfer işlemi gerçekleşiyordu. Karşılıklı teyitler alarak ilerliyorduk. Güven oluşmuştu ama güvene gerek kalmayacak bir matematik de vardı aramızda.
Dediğine göre, birkaç güne yazarlığım etkileşim alacak, tıklanacak, tıklandıkça daha da görünür hale gelecekti ve milyonlarca kişi beni okuyacaktı (bu kadarını zaten biliyoruz Hacker Bey).
Gece ilerlemiş, şişenin dibi gelmiş, hakkımda övücü, sinir olduğum yazar görünümlü gereksizler için acayip yerici uzun yazılar göz alıcı bir tasarımla ‘arsamıza dikilmişti.’ Benle nefret ettiğim yazarlar hakkında sıkı kıyaslamalar vardı bu yazılarda ve onlar genelde gömülüyordu (e tabi edebi bir gömme işlemi vardı burada, halı sahada değildik sonuçta, edebiyat camiasındaydık. Her şey kitabına göre ilerlemişti. Hatta o kadar kitabına göre ilerlemişti ki, bu kadarı da olmaz diyebilmiştim, o uykulu, sarhoş kafamla.)
James Bond, yani Hacker’imin toparlandığını, arkadaşımın ona eşlik ettiğini görüyordum. Ama o kadar içmiş ve uykuluydum ki ancak uzandığım yerden ona el salladığımı hatırlıyorum. ‘Edebiyat dünyası size çok şey borçlu artık bayım,’ deyişim aklımda. Hatırladığım son şey olmuştu bu. Dalmışım. Hiç bu kadar yumuşak bir kucağı olan bir uyku uyumamışımdır.
















