İğde kokusu, leylekler ve haritalandırılamayan hikâyeler: Behiç Ak’tan bir aidiyet atlası | Günsu Şireci

Temmuz 16, 2026

İğde kokusu, leylekler ve haritalandırılamayan hikâyeler: Behiç Ak’tan bir aidiyet atlası | Günsu Şireci

Behiç Ak, Günışığı Kitaplığı’ndan çıkan “Tombiş Kitaplar” dizisinin altıncı ve en taze halkası olan Bizim Tombiş Evden Hiç Anlamıyor ile okurlarını, modern dünyanın rasyonel kalıpları ile çocukluğun uçsuz bucaksız hayal gücü arasındaki o ince çizgide, derin bir yolculuğa çıkarıyor. İlk bakışta sıradan bir çocuk kitabı gibi görünen bu zarif öykü, aslında her yaştan insanın ruhuna dokunan; ev, aidiyet ve varoluş temalarını felsefi bir derinlikle işleyen bir anlatı. Yazarın hem kalemi hem de çizgileriyle hayat verdiği bu dünya, çocukların çok iyi bildiği, yetişkinlerin ise unutmaya yüz tuttuğu o kadim “yol bulma” geleneğini yeniden hatırlatıyor.

Kitabın merkezinde yer alan temel çekişme, modern dünyanın her şeyi sayılara, metrekarelere ve kapı numaralarına hapsetme takıntısı ile yaşamın o ele avuca sığmaz, duyusal ve öykülü özü arasında. Tombiş, rasyonalitenin ve modern öğretilerin bir simgesi olarak; bir evin adresini sokak isimlerinde, büyüklüğünü ise soyut rakamlarda arar. Tombiş’in ısrarlı “Kaç metrekare?”, “Kaç oda?”, “Hangi sokak?”, “Kaç numara?” gibi soruları, ait olmaktan çok sahip olmaya odaklanmış bir zihnin yansımasıdır. Bu modern zihnin tam karşısında ise, insanlığın yüzyıllar boyunca çevrelerini anlamlandırmak için başvurduğu duyular, anılar ve hikâyeler durmaktadır. Örneğin, henüz modernitenin dar kalıpları içerisine sıkışmamış çocuk karakter Memo için “ev”, bir koordinat değil, bir histir. Memo’nun dünyasında adres, gökyüzünde süzülen bir leyleğin rotasında, merdivenleri tırmandıkça burnunuza çalınan iğde çiçeklerinin baygın kokusunda, sokağın taşları arasında adeta kaybolan bir kedinin adımlarında gizlidir. Memo dedesinin evinin numarasını bilmez, çünkü bu ev bir sokak numarasıyla değil, mahallelinin hafızasındaki yeriyle, yani “Seyfi Usta” ismiyle tarif edilir. Memo’nun, dedesinin evini ocakta yanan meşe odununun çıtırtısından, avluda erik ağacının tohumlarını taşıyan arılardan tanıması, evi bir sıfat veya isim olmaktan çıkararak ona eylemlilik katar. Bu bakış açısıyla ev, hikâyelere sahiplik eden bir arka plan değildir; ev, bu hikâyelerin ta kendisidir.

Öykünün en çarpıcı yönlerinden biri de zaman kavramına getirdiği felsefi yorum olarak karşımıza çıkıyor. Modern dünya, zamanı saniyelere ve dakikalara hapsederken, kitap bize zamanın da bir “adres” olabileceğini hatırlatıyor. Memo, dedesinin adresini söyleyemiyor ama onun antibiyotiklerin kullanılmaya başlandığı yıldan, yapay zekânın konuşulduğu günümüze kadar uzanan zaman içinde aldığı yolu tarif edebiliyor. Memo’nun, dedesinin evini, içerisinde yaşayanların hayat döngüleriyle anlatması, bir adresin yalnızca mekânsal değil, zamansal bir koordinat olduğunun bir ifadesi. Bu bakış açısıyla zaman, yalnızca bir saatin üzerindeki sayılarla ifade edilebilecek bir olgu olmaktan çıkıp; tanıklık edilen hikâyeler, yaşanan anlar ve biriken hatıraların bir adresine dönüşüyor.

Bizim Tombiş Evden Hiç Anlamıyor, çocuk okuyucularında olağanüstü bir merak duygusu uyandırırken, yetişkin okuyucularının zihninde ise bir yandan büyümenin burukluğunu, bir yandan da hatırlamanın neşesini bırakıyor. Behiç Ak, yalın ama etkileyici resimleri ve anlatımıyla, sadece çocuklara değil, hayatı metrekarelerle, saatlerle ve sayılarla ölçmeye mahkûm edilmiş tüm yetişkinlere sesleniyor. Eğer siz de modern dünyanın sayıları arasında kaybolmuş hissediyorsanız, bu kitabın sayfaları arasında kendi iğde, çam yahut ıhlamur kokulu evinizi bulmaya davetlisiniz.

Yorum yapın