Okur sadece kendi kuşağından yazarları mı okuyor? | Metin Celâl

Haziran 21, 2026

Okur sadece kendi kuşağından yazarları mı okuyor? | Metin Celâl

Melikşah Altuntaş ve Saime Özdemir iyi birer okurlar. İyi okurlukla kalmıyor, okudukları kitapları okurlarla paylaşıyor, tanıtıyor, eleştiriyorlar. Youtube’da, Instagram’da binlerce takipçileri var. Etkileşimli işler yapıyorlar. Yani tamamı okur olan takipçilerinin de nabzını tutuyorlar.

Geçen hafta, 10-11 Haziran 2026 tarihlerinde yapılan XII. Türkiye Yayıncılık Kurultayı’nda katıldıkları, Cem Erciyes’in yönettiği “Okur Nerede?” adlı oturumda okur eğilimleri hakkında ilginç bilgiler verdiler. Söyledikleri bir şey özellikle dikkatimi çekti. “Okur kendi yaş kuşağından, kendi kuşaklarının ve bireysel sorunlarını ele alan yazarların eserlerini tercih ediyor” dediler. Ben de benzer gözlemler yapıyorum, hatta belli bir yaş üzerindeki yazarların hiç okur bulamadığını düşünüyorum. Bu yargılarımız acaba doğru mu diye biraz araştırdım.

AB İstatistik Ofisi’nin (Eurostat) 2022 verilerine göre 16-29, ABD verilerine göre 18-29 yaş grubu en çok kitap okuyanlar. Alman kitap piyasasında özellikle 16-29 yaş arası kadınlar, roman ve genç yetişkin edebiyatı satışlarının ana sürükleyici gücü olarak gösterilmekte. Bu eğilim İngiltere ve ABD’de de görülmekte. ABD, AB, Almanya ve İngiltere araştırmalarının tamamında kadınların kitap okuma oranı erkeklerden anlamlı ölçüde yüksek. Özellikle kurgu, romantik edebiyat, fantastik edebiyat ve genç yetişkin kategorilerinde satışları genç yetişkinler yönlendirmekte.

Dünya çapında araştırmalar da benzeri şeyleri söylüyor. Genç okurların kitap seçerken kendilerine yakın karakterler, güncel duygusal sorunlar, kimlik arayışı, romantizm, fantastik dünyaları tercih ettiği tespit edilmiş. Sosyal medya görünürlüğü ve okur topluluklarının tavsiyelerini (BookTok vb.) dikkate aldıkları anlaşılmış. Sally Rooney ve R.F Kuang gibi yazarların dünya çapındaki başarıları da buna örnek olarak veriliyor.

Tabii bir de yıllardır 14-17 yaş grubunun tutkuyla takip ettiği kendi yaşıtları Wattpad yazarları var. Öte yandan son beş yılda Türkiye’de yeni bir eğilim ortaya çıktı, Japon edebiyatı, Güney Kore edebiyatı ve Çin edebiyatı yoğun olarak okunmaya başlandı. Özellikle 18-30 yaş arası kadın okurlar arasında bu ülkelerden çeviriler ciddi sayılarda okur buluyor.

Yine 14-17 yaş grubunun yoğun ilgi gösterdiği Manga’ların da etkisini gözönüne almalıyız. Uzak Doğulu yazarlara gösterilen ilgide Japon ve Güney Kore Manga’larının da etkisi olduğu düşünüyorum. 

Türkiye’de okur ile Batı Avrupa okuru arasındaki önemli farklardan biri klasiklere olan ilgi. Yıllardır ülkemizde başta Dostoyevski, Tolstoy, Çehov gibi Rus klasikleri olmak üzere dünya klasikler çok okunuyor. Ama aynı ilgiyi Sabahattin Ali, Sait Faik gibi birkaç isim dışnıda Türk Klasiklerine gösterdiklerini söylemek zor. Bunda da belirleyici etkenin sosyal medya yönlendirmeleri olduğu söyleniyor. Zaten Melikşah Altuntaş’da yayıncıların kitap tanıtımlarında Tiktok’u ihmal etmemelerini, genç okurun kitap seçimlerinde BookTok’un çok etkili olduğunu birkaç kez vurguladı. 

Avrupa verileri, TikTok’un kitap keşfinde 16-39 yaş grubunun üçte birinden fazlası için önemli kaynak haline geldiğini göstermekte. 2025 yılında yalnızca Avrupa’da BookTok etkisiyle 50 milyondan fazla kitap satılmış.

Eskiden kitap seçiminde öğretmen, arkadaş tavsiyesi, gazete eki ve eleştirmen etkiliydi. Bugün, YouTube ve TikTok videoları, Instagram, Reels ve Bookstagram hesapları çok daha belirleyici. BookTok’un yükselttiği türler, Romantik kurgu, Fantastik romantizm (Romantasy), Psikolojik gerilim, Genç yetişkin (Young Adult) ve New Adult olmuş.

Kişisel Gelişim kitapları yayıncıların da okurların da sürekli gözdesidir. İlginç biçimde Z kuşağı kişisel gelişim kitaplarına, Y kuşağından daha mesafeli duruyormuş. 1990’larda ve 2000’lerde başarı, liderlik, motivasyon kitapları okunurken, günümüzde psikoloji, zihinsel sağlık, farkındalık, üretkenlik konuları ilgi görüyormuş.

Çok satan listelerine baktığımız da ise Türkiye için farklı bir sonuç çıkıyor. ABD’de ve Avrupa’da Sally Rooney veya R. F. Kuang örneğinde görülen “kendi kuşağının yazarı” olgusunun ülkemizde daha zayıf olduğu görülüyor. Ahmet Ümit, Zülfü Livaneli Orhan Pamuk ve Ayşe Kulin gibi istisna sayılabilecek usta yazarların eserleri hâlâ çok okunuyor ama 60 yaş üstü yazarların çoğunun kitaplarının okur, hatta yayıncı bulmadığı da bir gerçek.

Öte yandan yeni romancılar, ilk romanlar yayıncıların da okurun da ilgisini çekmiyor. 2000’lerde ilk roman bir yazarın okur önüne çıkış biçimiydi. Hakan Günday, Murat Menteş, Alper Canıgüz gibi birçok yazarı bu sayede tanıdık. Bunun nedeninin 2000-2015 arasında Türkiye kitap pazarının sürekli büyümesi olduğu belirtiliyor. Özellikle büyük yayınevleri her yıl onlarca yeni yazarı okurla buluştururdu. Bazı yıllar ilk kitabı çıkan romancı sayısı bini buldu. Ama sonra artan maliyet baskısı ile yayıncıların risk almamak için garantili gördükleri kitaplara yöneldikleri gözlemlendi. Eskiden bir yayınevi “500 adet satsa da olur” diyerek ilk romana yatırım yapabiliyordu. Şimdi aynı kitap zarar riski taşıyor. Böyle olunca da 40 – 50 yaş arasındaki yazarların kitapları yayınlanıyor daha çok. Kemal Varol, Nermin Yıldırım, Mine Söğüt, Seray Şahiner, Yavuz Ekinci, Murat Uyurkulak, Tarık Tufan, Melisa Kesmez, Mahir Ünsal Eriş, Şermin Yaşar, Doğu Yücel ilk aklıma gelen adlar. 

İlk bakışta sosyal medya yeni yazarların önünü açarmış gibi görünüyor ama çoğu zaman tam tersi oluyormuş. TikTok, Instagram ve YouTube algoritmaları zaten satan kitabı, konuşulan yazarı daha görünür hale getiriyor. Sonuç olarak satışlar sınırlı sayıda yazarda yoğunlaşıyor. Amerikan yayıncılığında buna “bestseller concentration” deniyormuş. “Kitap, müzik veya film endüstrisinde gelirler büyük ölçüde birkaç mega-hit esere (bestseller) dayanır. Tüketiciler bir kitabın veya filmin kaliteli olup olmadığını önceden bilemedikleri için, başkalarının neyi tükettiğine ve listelere bakarak hareket ederler. Bu durum çok satanlara olan konsantrasyonu artırır” diyorlar ve bu işlevi günümüzde sosyal medyanın yüklendiğini belirtiyorlar. Türkiye’de de benzer bir süreç yaşanıyor. Bugün yayınevleri tek başına eseri yeterli görmüyor, yazardan sosyal medya görünürlüğü, dijital takipçi ağı yani hazır okur kitlesi istiyor.

2000’lerde kitap ekleri, edebiyat dergileri, eleştirmenler, ödüller yeni yazarları, yeni eserleri keşfetme işlevi görüyordu. Bugün eleştiri alanı oldukça daralmış durumda. Bir ilk roman yayımlandığında onu değerlendirecek mecraların sayısı yok denecek kadar az. Bu nedenle iyi ilk eserler bile görünmez kalabiliyor.

Daha önceki kuşaklarda birçok genç yazar, önce dergilerde eserlerini yayınlar, edebiyat çevrelerinde tanınıp adı anılır, ardından kitap yayınlardı. Bugün artık genç yazarların önemli bir kısmı bu aşamalardan geçmeden kitap yayınlamak istiyor.

Bir görüş de aslında ilk kitapların sayısının azalmamış olabileceği. Dijital baskı teknolojileri ve ücretli yayıncılık nedeniyle ilk kitap yayımlayan kişi sayısı muhtemelen 2000’lerden daha yüksek olduğunu belirtiyorlar. Ancak bunların büyük bölümü edebiyat kamuoyuna ulaşmıyor. Okur nezdinde karşılığını bulmuyor.

Yorum yapın