Didem Bayındır’ın hazırlayıp sunduğu Apaçık Radyo’da yayımlanan Dünyayı Çevirenler’in yeni konuğu Çağlar Tanyeri.

Dünyayı Çevirenler’de bu hafta lirik bir şiirsellikle sert gerçekçiliği aynı potada eriten, çağdaş dünya edebiyatının en sarsıcı seslerinden Nobel ödüllü Herta Müller’i, onun Türkçedeki sesi Çağlar Tanyeri’yle konuşuyoruz.
Herta Müller, Romanya’da totaliter bir rejimin (Çavuşesku rejiminin) neden olduğu acıları aktardığı, dünya edebiyatında “travma, yerinden edilme ve mülksüzleşme”nin evrensel dilini kurduğu edebiyatıyla duygudan arındırılmış gibi duran, mesafeli ve sert anlatım tonunun hemen altında, her an patlamaya hazır lirik ve gerçeküstü bir imge dünyası yaratan eşsiz bir sese sahip. Devlet şiddetinin yarattığı paranoyayı ve köksüzlüğü anlatırken dili adeta bir “hayatta kalma” ve “direniş” pratiği olarak yeniden inşa edebilmesiyle de benzersiz bir kalem.
Çağlar Tanyeri’nin kendi çeviri yolculuğundan ve Müller’le ilk karşılaşmalarından yola çıkarak travmanın otobiyografisine (Müller’in Nazi ordusuna katılan babası ve Sovyet çalışma kamplarında esir düşen annesinden devraldığı aile mirası, onun edebi dilindeki “şüphe” ve “aşırı hassasiyeti” nasıl besledi?); “Yürekteki Hayvan”ın sırrına (öznenin oluşumunu ve içsel dirençleri anlatan bu sarsıcı romanındaki o tekinsiz “hayvan” neyi sembolize ediyor?); dil, beden ve sessizliğe (Müller’in “konuşulamayanı yazıyla ifade etme” çabası, totaliter rejimlerin bedenler üzerindeki baskısını ve grotesk parçalanmayı nasıl somutlaştırıyor?) ve sanatçının etik bir sorumluluğu olup olmadığına (hem Doğu Avrupa diktatörlüklerini hem de Batı’nın göçmen politikalarını aynı sertlikle eleştiren Müller’in dünya edebiyatındaki entelektüel ve ideolojik duruşunu nasıl okuruz?) baktığımız derinlikli sohbetimizin ilk bölümü bugün saat 15.30’da Apaçık Radyo’da.
Müller bize diktatörlüklerin sadece yönetim biçimleri olmadığını, insanın dilini, bedenini ve sessizliğini bile nasıl işgal ettiğini gösteren bir edebi deha. Nobel Komitesi’nin deyimiyle “mülksüzlerin ve yoksunların dünyasını” biyopolitika çerçevesinde masaya yatıracağımız, edebiyatın varoluşsal boyutunu sorgulayacağımız bu özel bölümü kaçırmamanızı öneririm.


















