Delilikle dahilik arasında bir “mit” vardır! | Burak Soyer

Haziran 2, 2026

Delilikle dahilik arasında bir “mit” vardır! | Burak Soyer

İngiliz gazeteci ve yazar Helen Lewis’in yazdığı “Deha Denen Mit – İsyancıların, Canavarların ve Kural Tanımazların Tehlikeli Cazibesi”, bir şekilde başarının bir yerine bulaşmış, bulaşmakla da kalmayıp dünya tarihinde kendilerine bir yer edinmiş insanların arkasında “dâhi”likten söz edilişinin, buna yüklenen anlamın kalemini kırıyor.

İngiliz The Atlantic dergisine düzenli olarak toplumsal konular ve popüler kültür üzerine yazılar yazan gazeteci ve yazar Helen Lewis’in kaleme aldığı, “Deha Denen Mit – İsyancıların, Canavarların ve Kural Tanımazların Tehlikeli Cazibesi” adlı kitabı, kısa süre önce Yapı Kredi Yayınları tarafından Ali Karatay çevirisiyle yayımlandı. Dünya tarihinde hatırı sayılır biz iz bırakmış, hâlâ da o izin peşinden giden insanların hayatla olan kapışmalarında “dahiliğin” oynadığı rol üzerinde duran “Deha Denen Mit – İsyancıların, Canavarların ve Kural Tanımazların Tehlikeli Cazibesi”, deha ışıltısının arkasında yatan esas mevzuları, bizim ise buzdağının görmek istediğimiz kısımlarını ters yüz eden bir kitap.

Dijital çağda özellikle sosyal medyanın “bağırsaklarından” akan bilgilerle, yaptıkları bir sanat eserinin, icadın, şarkının, resmin icracıları hakkında edindiğimiz bilgilerin, filozofların ense kökümüze dövme yaptıracak kıvama getirdikleri aforizmaları sayesinde “deha” meselesine çok fazla vurgu yapılmaya başlandı. Bunda, hiç kuşku yok ki, “Delilikle dahilik arasında çok ince bir çizgi vardır,” vecizesinin de payı büyük. Önceleri yolda gördüğümüzde yönümüzü değiştirdiğimiz “deliler”, şimdilerde bu saydığım nedenlerden dolayı birer “dahi” olarak görüldüğü için “deha” ve “dahilik” bir hayli revaçta. İnsanlar, birtakım tuhaflıkları olan “büyük insanlar”da bulunan özelliklerden en az bir tanesini kendine yakıştırdıklarında, kendilerini gördükleri boy aynası da Pinokyo’nun burnu misali, uzadıkça uzuyor ve “anormallik”, normalleştirilerek herkesin içindeki “deha”yı gün yüzüne çıkarıyor. Bu tartışmalı bir konu ama Helen Lewis’in “deha”lığı bir mit olarak değerlendirmesi anlamlı.

Üç kısma ayrılan “Deha Denen Mit – İsyancıların, Canavarların ve Kural Tanımazların Tehlikeli Cazibesi”nin birinci kısmında Lewis, “deha”yla ilgili mitlerin nasıl ortaya çıktığını ve yavaş yavaş ivme kazandığını çeşitli örneklerle açıklamaya girişiyor. İkinci kısım olan “Deha Mitleri”ndeyse, “dehâ”ların ardındaki “tehlikeli” sulara dikkat çeken yazar, burada konuyu biraz daha genişleterek, o suların içinde “dehâ”lıkla özdeşleşen kalıplar üzerinde duruyor ve tehlikenin cazibesinin kişiler üzerinde nasıl bir etki bıraktığına göz atıyor. Son kısımda ise “modern deha”ların ipliğini pazara çıkan yazar, tüm bunları toparlayarak aslında “dâhi”liğe yüklenen misyonun çok da cazip bir olgu olmadığını anlatıyor.  

“Deha Denen Mit – İsyancıların, Canavarların ve Kural Tanımazların Tehlikeli Cazibesi”, Edison’dan Elon Musk’a, Van Gogh’tan Beatles’a, Picasso’dan Tolstoy’a kadar uzanan bir popüler kültür tarihi içinde “başarı”yı bir şekilde yakalamış kişilerin ardında yatan o görünmez “mit”in adından da anlaşılacağı gibi yalnızca bir “mit” olduğunun altını çiziyor.

Yorum yapın