
Adını kitapların künye sayfalarında A. Arad olarak görür, kimdir diye merak ederdim. Çünkü çok güzel, etkileyici kitap kapakları yapardı. 1950’li – 60’lı yıllarda yapılmış kapaklar… Henüz ofset baskı kullanılmıyor. Kapak yapmak zor iş, olanaklar kısıtlı, elle yapmak, klişelerle uğraşmak gerekiyor. Bu zor işi başarıp çok etkileyici kapaklar yapanlardan biri de A. Arad.
Yeditepe’nin, Seçilmiş Hikayerler’in, Dost’un kapakları birer sanat eseridir. O kitapların çoğunun kapaklarında onun imzasını görüyordum. Başta Sait Faik Abasıyanık olmak üzere Orhan Veli, Melih Cevdet Anday, Oktay Rifat, Cahit Irgat ve Orhan Kemal gibi pek çok şair ve yazarın kitaplarının kapaklarını yapmış, içlerini resimlemiş.

Tam adının Agop Arad olduğunu öğrenmem güç olmadı. Ama yaşam öyküsüne dair pek fazla bilgi edinemedim. Sonra eski dergi ve gazetelere bakarken Agop Arad’ın bir “gazete ressamı” olduğunu keşfettim. O zamanlar gazete ressamlığı önemli bir işti. Fotoğrafçılık çok gelişmediği ve hızlı sonuç alınamadığı için her gazetede ressamlar çalışır, haberleri, tefrikaları resimlerlerdi.
Agop Arad’da geçimini sağlamak için çeşitli gazetelerde ressam ve karikatürist olarak çalışmış. Yeditepe, Hisar, Servet-i Fünun Uyanış, Yürüyüş, Edebiyat Dünyası, Kulis, Aile ve Nor or gibi pek çok gazete ve dergide yazıları ve resimleri yayımlanmış. O yıllarda “Babıali Ressamı” diye de adlandırılan bu iş çok önemli, birçok değerli ressam bu işi yapıyor. İllistürasyonlar çiziyor, dergi ve kitap kapağı, röportaj, makale, tefrika, hikaye resimliyor ve yazı başlığı tasarlıyorlar. Bedri Rahmi Eyüboğlu, Halikarnas Balıkçısı, Abidin Dino, Sabri Berkel, Nurullah Berk, Zeki Faik İzer, İvi Stangali, İbrahim Balaban gibi dönemin ünlü ressamları ve akademi hocaları da Babıâli için çalışmış.
Agop Arad’ın bir çok tabloya imza attığını, sergiler açtığını ise daha geç öğrendim. Oldukça sade, etkileyici, kendine has renk kullanımı olan, sokağı, gündelik hayatı, sıradan insanı konu edinmeyi seven bir ressamdı.
Ben onu alaylı ressam sanıyordum ama okulluymuş, Gedikpaşa’daki Saint Assomption Fransız Koleji’ni bitirdikten sonra 1930 yılında İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’ne girerek Nazmi Ziya Güran, İbrahim Çallı ve Léopold Lévy atölyelerinde eğitim almış. 1940’lı yıllarda toplumsal gerçekçi eğilimleriyle tanınan Yeniler Grubu’na katılmış. 1953-1956 yılları arasında Paris’teki Frochot Akademisi’nde Jean Metzinger’in öğrencisi olmuş ve Montmartre’daki Suzanne Michel Galerisi’nde sergiler açmış. Toplam 45 kişisel sergi açmış ve çok sayıda karma sergiye katılmış.
Paris dönüşü Cumhuriyet gazetesinde çalışmaya başlamış ki 80’li yıllarda gazeteye gittiğimde kendisini görüp tanışma imkanı da varmış, çekingenliğimden bu fırsatı kullanamadım, belki hoş sohbetini, anılarını dinlemek fırsatını da kaçırmış oldum. Ama Agop Arad hep aklımdaydı, yakından tanıyanlara anılarını anlattırdım ve onun hakkında çıkacak yayınları kolladım. Yazık ki, özellikle 1990’da vefatından sonra yazılan ve dostlukları ifade eden yazılardan başka kaynak yoktu.


İnci Aydın’ın kaleme aldığı “Renklerin Diyojen’i Ressam Agop Arad” tam bir sürpriz oldu. İnci Aydın, lisansını ve yüksek lisansını Türk Dili ve Edebiyatı alanında yapmış, ama sonra sanata, sanat tarihine yönelmiş, ikinci yüksek lisansını bu alanda yapmış ve “Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Resim ve Edebiyatta Paylaşılan Ortak Dil” başlıklı teziyle doktora derecesini almış. Resim ve edebiyat ilişkisi üzerine yoğunlaşırken edebiyatı da ihmal etmemiş, beş öykü kitabı yayınlanmış.
Agop Arad, ressam, gazeteci ve yazar nitelikleriyle İnci Aydın’ın çalışma alanına denk düşen bir isim.
İnci Aydın, “Renklerin Diyojen’i Ressam Agop Arad”da sanatçının yaşamını ve sanatını, dönemin kültürel ve entelektüel atmosferiyle birlikte ele alıyor. Agop Arad’ın yaptığı bir kitap kapağı da Sait Faik’in Sarnıç’ına (1939) ait. Bu ilişki de aralarında büyük bir dostluğun doğmasına neden olmuş. Sait Faik’in birçok öyküsüne resimler çizmiş, portrelerini yapmış.
Sait Faik gibi nedensiz ve çabuk kızıp patlayan biriyle ölümüne dek dostluğunu sürdürebilmesinden Arad’ın sıcakkanlı ve vefakar biri olduğunu anlıyoruz. Agop Arad’ın Sait Faik’in ölümünün ardından yazdığı ve kitapta yer verilen mektup hem bu dostluğun büyüklüğünü anlatıyor, hem de duyulan acıyı. Agop Arad’ın ressamlığı yanında yazarlığının da kuvvetli olduğunu anlıyoruz. Başka neler yazdığını da merak ettim doğrusu. İnci Aydın, birkaç örnek almak dışında Arad’ın bu yanına yoğunlaşmamış.

Arad’ın edebiyat, basın ve resim çevrelerinden Orhan Veli Kanık, Sabahattin Ali, Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Fikret Adil, Melih Cevdet Anday, İlhan Selçuk, Oktay Akbal, Ara Güler ve Bedri Rahmi Eyüboğlu gibi isimlerden oluşan çok geniş bir dost çevresi olmuş.
Yeditepe Yayınları’nın sahibi ve yakın arkadaşı Hüsamettin Bozok, “Agop Arad deyince hep, gözlerinin içi gülen ışıltılı yüzü belleğimde canlanacak. Mizah duygusu bu kadar bol insana çok az rastladım. Arada bir coşar, çok güzel Türkçesini gizleyerek Ermeni taklidi yapardı. Biz de ona, Hakop Bey diye takılırdık,” diye anlatmış. Agop Arad’a çok şaka yaparlarmış, o da bu şakaları gülerek karşılarmış.
Heykeltraş Mari Gerekmezyan’la dostluğu ise bir başka. Birlikte sergi açmayı planlarken Mari Gerekmezyan’ın ölüm haberini almış. Onun erken ölümü üzerine yazdıkları iç yakıyor. Yine Gerekmezyan’ın sanatı hakkında yazdığı yazılar da Arad’ın istese çok iyi bir sanat eleştirmeni olabileceğini gösteriyor.
Bir başka can yakan konu da işi gereği duruşmaları izleyip resimlerken Sabahattin Ali cinayeti davasını resmetmesi. İzledikleri Agop Arad’a dava sürecinin bir mizansen olduğunu ve katilin olabildiğince az cezayla kurtarılmasını hedeflendiğini düşündürmüş ve bu düşüncesini çizimlerine yansıtmış.

“Renklerin Diyojen’i Ressam Agop Arad”da İnci Aydın Arad’ın sanatına yoğunlaşıyor ve başta resimleri olmak üzere, kitap ve dergi kapaklarınıa çizdiklerini ve dergi ve gazete sayfalarındaki çizimlerini ele alıp, ayrıntılı yorumluyor. Agop Arad’ın sanatçı olarak portresi ortaya çıkıyor ve ne kadar önemli bir sanatçı olduğunu anlıyoruz. Toplumun “öteki”leri olarak adlandırılabilecek insanların ressamı olmuş. İnci Aydın, “Agop Arad’ın pek çok resmi içerik itibarıyla Sait Faik’in öyküleriyle benzerlik gösterir. Dönemin sanat dilini yansıtan bu benzerlik, iki dostun sanat zemininde kurduğu ortak dilin ifadesidir” diyor, hak vermemek elde değil. Ama bana yakın dostu, kapaktaki portresinin de fotoğrafçısı Ara Güler’le de sanat anlayışı olarak yakın olduklarını düşündürdü.
Agop Arad, yardımsever bir kişi olarak bir çok genç şair ve yazarın dergilerde eserlerini yayınlanmasına vesile olmuş. Orhan Veli’nin tanıştırdığı Mehmed Kemal’in ilk eserlerini yayınlatmasının öyküsü ilginç. Bir türlü uygun yayın bulamayınca Mehmed Kemal’e “Çok istiyorsan yazdıklarını bastırabilirim ancak bunları önce Ermeniceye tercüme etmem gerekiyor” demiş. O da kabul edince hiç üşenmeden Mehmet Kemal’in yazılarını Ermeniceye çevirmiş ve Jamanak gazetesinde yayımlanmasını sağlamış. Yani Mehmed Kemal’in ilk eserleri Ermenice yayınlanmış.
Dönemin Ermeni Edebiyatına, özellikle toplumcu eğilimdeki Garbis Cancikyan ve Haygazun Kalustyan gibi şair ve yazarlarına da destek vermiş. Kitap kapaklarını yapmış, onların eserleri için resimler, desenler çizmiş. Toplumcu anlayıştaki, 21 Temmuz 1945’te çıkmaya başlayan haftalık Nor or dergisine büyük katkı vermiş. Bu yaptıklarının çoğunu da hiçbir maddi karşılık beklemeden yapmış.
Asıl adı Agop Büyükandanoğlu. İnci Aydın, Agop Arad adını almasını ve zamanla değişen imzalarını da incelemiş. Ben “A. Arad” imzasını kullanmasının nedeninin “Agop” adının görülüp ayrımcılığa uğramamak isteği olduğunu düşünüyordum. Kuşkusuz o da bir neden, ama imza değiştirmelerde esas nedeninin Agop Arad’ın toplumcu gerçekçi bir sanatçı olması olduğu anlaşılıyor. O yılların en önemli toplumcu dergilerine destek vermiş. Yürüyüş, Yeni Ses gibi dergilerde yazanların başına neler geldiğini, hapis, sürgün tehditleri ile yaşadıklarını biliyoruz. O nedenle farklı imzalar atmasını ya da imzasız eserler yayınlamasını garipsememek gerek. Nitekim ne kadar imzalarda adını gizlemeye çalışsa da Reha Oğuz Türkkan sanatçının kimliğini tespit etmiş ve “Solcular ve Kızıllar” (Bozkurt Yayınları, 1943) adlı kitabında ihbar etmiş.

Pakrat Estukyan, kitabın sunuş yazısında Agop Arad’ın bohem bir yanı olduğunu anlatıyor. Turan Selçuk, Oktay Akbal, İlhan Selçuk gibi isimlerle birlikte Kumkapı’da “Kadir’in Meyhanesi” olarak bilinen mekânda sık sık buluştuklarını anlatıyor. Öncesinde özellikle, İstanbul bohem hayatını önemli figürlerinden Fikret Adil’le dostlukları da bunu düşündürüyor. Orhan Veli’nin Çatçat adını verdiği, Perşembe Pazarı’nda bir meyhaneye öğle rakısına giderlermiş. Hatta Orhan Veli, Arad’ın öğle rakısı alışkanlığı için bir dörtlük de yazmış. Yazık ki Agop Arad’ın bu yönünden, o bohem hayatın anılarından geriye pek bir şey kalmamış.
Agop Arad’ın bir de spor merakı var. Birçok sporcuyu resmetmiş. Çok sevdiği, uzun yıllar yaşadığı mahallesinin futbol takımı Tarabya Spor Kulübü’nün maçlarının sıkı takipçisi olmakla kalmamış, kulüpte de görev almış ve kulüp başkanlığını da yapmış.
İnci Aydın’ın “Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad” kitabı çalışması yaşam öyküsünü çok merak ettiğim Agop Arad’ı tanıtırken 40’ların, 50’lilerin, 60’ların sanat, basın ve edebiyat dünyasına da bir yolculuk gibi oldu. Keyifle, merakla, çok şey öğrenerek okudum.
* Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad, İnci Aydın, Aras yay. Mayıs 2026.



















