“Ben Anlamam Edebiyattan, Ben Anlarım Çocuktan” | Mehmet Özçataloğlu

Mayıs 4, 2026

“Ben Anlamam Edebiyattan, Ben Anlarım Çocuktan” | Mehmet Özçataloğlu

Çocuk edebiyatında vasatlığı nasıl aşarızı tartışmaya devam ediyoruz bugünlerde. Hatta biraz ötesine bile geçtik. 

Tudem tarafından yayımlanan “Kırmızı Şemsiye” İzmir’de kurulan kitap çadırları ile eşzamanlı gündeme geldi. Kitabın ilk baskısı 2007 yılında yine aynı gruba ait okulöncesi dönem için kitaplar yayımlayan Uçanbalık tarafından yayımlanmış. Neredeyse 20 yıl olmuş. Şimdilerde seslendiği yaş grubunu güncellemişler ki; Tudem etiketi gelmiş üzerine. Bunlar önemli detaylar değil aslında. Ben denk gelip okumamışım bunca yıl. Bu 20 yıl içinde okuyanlar da önemsemediler ya da sessiz kalmayı tercih ettiler. Bilemiyorum. Gelelim şimdi fırtınanın nedenine.

“Kırmızı Semsiye” iki yazarlı iki çizerli bir kitap. Yazarlardan biri hikâyeyi yazmış, bir diğeri şiirleri. Şiirlerde ve çizimlerde sorun yok. Fakat metnin ilk bölümünde yer alan şu ifadeleri “çocuk gerçekliği” açısından bir kere daha değerlendirmek gerek diye düşünüyorum. “ Belki de çalmıştır, dedi bakkal, az önce kırdığı potu düzeltmeye çalışarak. “A bakın bu olabilir,” dedi üst kattaki kadın. “Zavallı hırsızların hiç seçme şansı yoktur. Ne bulurlarsa götürmek zorundadırlar.” (…) “ Şemsiye falan bahane, bence o şemsiye gizli bir silah,” dedi bakkal. Belki de şemsiyesinde esrar kaçırıyordu. (…) İşte şimdi gizli silahıyla çocuğu öldürecek, dedi üst kattaki kadın. Öldürmez, dedi Kırmızı kazaklı adam. Olsa olsa şemsiyede gizlediği uyuşturucu ile çocuğu bayıltıp kaçırır…”

İlerleyen bölümlerde de sapık, katil vb  okuyoruz. Çocuklar da tanışıyorlar çok erken yaşta. İlk beş baskının Ucanbalık’tan olması bu ifademi doğruluyor.

Kitapta yer alan bu bölümler üzerine ses çıkaranlar, desteğini ortaya koyanlar az sayıda olsa da biliyoruz ki bu kitap tartışıldı, gündem oldu. Bir kesim diyor ki; günümüz çocukları zaten her şeyi biliyor, görebiliyor, öğreniyor. Kitaplar mi suçlu? Dijital çocuklar olarak adlandırılan bu nesil için bu yaklaşıma ben de katılıyorum. Ama sınırları olmasın mı? Çocuk her şeyi görüyor, öğreniyor diye çocuk edebiyatını bağlamından koparalım, çocuk bir yetişkinmiş gibi her şeyi pervasızca önlerine mi serelim?

Çocuk edebiyatında her konu işlenmeli, yaşamda olan her şey çocuğa anlatılmalı. Buna kimsenin itirazı yok. Fakat sözcük seçimleri ve örneklemeler? Neyi anlattığımız kadar nasıl anlattığımız da önemli. Çocuk bu kavramlarla nasıl olsa karşılaşacak, bari ebeveynin rehberliğinde öğrensin diye bir savunmayı da kabul edemiyorum. Madem öyle kaldıralım yaş sınırlarını, her şeye açık açık rehberlik edelim. Her konu her şekilde anlatılabiliyordu da watpad diye de tanımlanan metinlere neden karşı durduk. Oradaki ifadeler çocuk gerçekliğine, çocuğa göreliğe uymadığı için değil mi?

Ömer Seyfettin’in Bombacı Çocuk’u, Fidye’si, Diyet’i neden çocuklara okutulmasın dedik o halde. Kemalettin Tuğcu’yu biz okuyarak büyüdük de bugünün çocuklarına neden okutmuyoruz.

“Kırmızı Şemsiye” kitabın bütününe bakıldığında ön yargılara karşı yazılmış önemli bir kitap. Çok da keyifli bir kitap. Şiirlerle de beslenerek keyfi artırılmış. Fakat sözünü ettiğim sözcük seçimlerini ve örneklemeleri doğru bulmadığımı da ifade etmeliyim.

Yorum yapın