Edebiyatçıların yaşamlarını, yazdıkları mekânları, son zamanlarda okuduğu kitapları bu defa yakınlarının gözünden mercek altına almaya çalıştık. Yazar Gaye Keskin’i, yazar arkadaşı Arzu Anlar Saraç ile konuştuk.

1)Yazılarını nerede yazar? Yazarken denk geldiğinizde o an yaşadığınız ilginç bir anınız oldu mu?
Gaye yazılarını her yerde yazabilir. Kalem kâğıt kullanabildiği her yer onun için bir çalışma mekânına dönüşebilir. Bu bazen mutfak tezgâhı olur, bazen salonundaki masanın bir ucu bazen yatağının üstü, bazen de bir kafede kahve içerken. Yeter ki yazma isteği, ilhamı ya da parlak bir fikri o an ruhunda ve zihninde belirsin. O konsantrasyonu ve hazırlığı sağlamanın ne güç olduğunu hem kendimden hem de diğer birçok yazar arkadaşımdan bildiğimden Gaye’nin bu yeteneğine hep hayranlık duydum. Yazmak onun için çok ciddi bir iş olmasına rağmen bunu hep bir pozitif enerji ve keyifle yaptığını görmek harika. Ben yurtdışında yaşadığım için iletişimimiz genelde saatler sürebilen telefon görüşmeleri şeklinde ilerliyor ancak teknoloji sağ olsun elbette öykülerinin şekilleniş sürecine daima şahit oldum. Gaye ile ilgili beni en çok şaşırtan şey bitmek tükenmek bilmeyen enerjisi ve çalışma azmidir ki defalarca bunu nasıl başarabildiğini ve onu ne kadar takdir ettiğimi söylemişimdir. Sabah 6 sularında uyanıp okumaya ve çalışmaya başlar ancak o gün içerisinde bir milyon günlük işi de halledebilir, çok yoğun sosyal hayatını da yürütebilir, sporu da araya sıkıştırabilir. O gün o yazı işini tamamlamasının imkânsız olduğu düşüncesiyle yatağa girdiğim gece saatlerinde de sanki tüm bunları o yapmamış gibi enerjik bir ses tonunda “Bak bakalım Arzuş,” sesli notuyla bitmiş yazısını ya da öyküsünü mesaj kutumda bulurum. Bence bu büyülü bir güç. Bir de müsadenizle buraya kocaman bir nazar boncuğu bırakmak isterim, arkadaşıma nazar değmesin.
2) Arkadaşınızla yazı/okuma üzerine neler paylaşırsınız?
Yazı ve okuma üzerine paylaşılabilecek her şeyi paylaşırız. Kendi çalışmalarımızsa, yeni bir öyküyü oluşturacak olan ilk fikir ve metafordan başlayıp yayınlanmaya göndermeden önceki son haline kadar her şeyi. Diğer yandan sevdiğimiz kitapları, kesinlikle bunu oku dediklerimizi, beğendiğimiz ve yeni keşfettiğimiz yazarları, öykü ya da incelemeleri. Daha iyi yazmak için neler yapabileceğimizi de çok konuşuruz. Biliyoruz ki yazmak bitmez bilmek bir gelişim süreci, sonu yok. Bu anlamda okuduğumuz bilgileri, kuramları ve teknik bilgileri de paylaşırız. Bir şekilde birbirimizi desteklemeyi ve kendi işimize yarayacak her şeyi bir birimizle paylaşmayı, birbirimize fayda sağlamayı başarabildiğimiz güvenli bir ilişki yakaladık. Benim için bunun anlamı çok büyük.
3)Yazdıklarıyla ilgili sizden ne tür fikir/ öneri alır?
Hem Öykü Gazetesi’nde ve Veveya’da birlikte çalıştığımızdan hem de kendi bireysel öykü ve incelemelerimizi sürekli konuştuğumuzdan Gaye ile öykü ve incelemeleri konuşmak günlük rutinimiz zaten. Araya dizi ve film önerileri de giriyor elbette, hatta oralardan fikirler devşirebiliyoruz. Daha yeni oluşmaya başlayan öykümüzden çoktan bitmiş öykülerimize kadar hepsine dokunuruz. Birbirimizi hunharca eleştirir, yazılarımız ve öykülerimizle ilgili beğenip beğenmediğimiz her şeyi içtenlikle ve filtresiz birbirimize söyleyebiliriz. Ben bunu sevmedim Gaye, derken hiç endişe duymam ya da aynısı onun için de geçerlidir. Arzu bu olmamış dediğinde duygusal bir refleksle bakmam öyküye ya da yazıya. Normal ilişkimizde birbirimize karşı fena halde hassas olmamıza rağmen konu edebiyat çalışmasıysa fazlasıyla katı ve rasyonel olabiliyoruz. Günlük sohbetlerimizin arasına öykü fikirlerimiz girer, o öyküyü uzun uzun konuşuruz. Telefonda bir öykü fikri bulup konuşarak onu geliştirdiğimiz çok olmuştur. Bazen de inatlaşırız kendi fikrimiz için ama nihayetinde arayı buluruz. Güzel olan bunu hep bir adım ileri gidebilmek ve daha iyisini üretebilmek için birbirimize yaptığımızın bilincinde olmamız. İkimiz de biliyoruz ki birimizin başarısı diğerini kendi başarısıymış gibi mutlu eder. Sanırım edebiyat konusunda rasyonel olabilmemiz buradan geliyor. İyi niyetin ve güven duygusunun Kaf Dağı’nın ardına göçtüğü bu günlerde bunu yakalamış olmak çok kıymetli. Yine bir nazar boncuğu. Gaye tanıdığım nadir bir ruh, iyi niyetinden şüphe duymadığım (fazlasıyla septik bir kişilik olmama rağmen) ve fikirlerine güvendiğim bir dost. Sorunuza “Biz” zamiriyle cevap vermemin sebebi de sanırım Gaye ile aramızdaki alma-verme dengesinin sağlamlığı olsa gerek.
4)Yazı yazarken vazgeçemediği ritüelleri nelerdir?
Onun yazması için zaman ve mekân fark etmediği için yalnızca öykü yazma rutininden bahsedebilirim. Önce bir metafor ya da fikirle başlar. Bir süre kafasında bunları kurar. Ardından karakterleri oluşturmaya başlar zihninde. Artık yazma aşaması geldiğinde öykünün gidişatını tayin edebilmek ve az çok nereye ilerleyeceğini görebilmek için mutlaka bir deftere bir-bir buçuk sayfa yazar. Eğer artık öyküden eminse de metni bilgisayara aktarıp geri kalanını da yine bilgisayarında yazmaya devam eder. Belki kâğıt kalem kullandığı aşamayı bir ritüel olarak adlandırmak yerin de olur.
5)Son olarak, elinde en son gördüğünüz kitapları öğrenebilir miyiz?
Meltem Gürle-İrlanda Defteri, Nurgök Özkale-Başka Bir Günün Sabahında ve Annie Ernaux-Bir Olay kitaplarını okuyor. Gaye aynı anda birkaç kitabı parça parça okumayı sever. Bu yüzden şu an üçünü aynı anda okuduğuna yemin edebilir ama ispatlayamam. Buradan da tekrar ilk kitabı İçimdeki Kilitleri Tek Tek’i tebrik etmek isterim. Yolu açık, aydınlık ve Gaye gibi pırıl pırıl olsun.

















