Yazarın Odası: Eftelya Koyuncu | Meltem Dağcı

Nisan 9, 2026

Yazarın Odası: Eftelya Koyuncu | Meltem Dağcı

Edebiyatçıların yaşamlarını, yazdıkları mekânları, son dönemde okuduğu kitapları, bu defa yakınlarının gözünden mercek altına almaya çalıştık. Yazar Eftelya Koyuncu’yu, yakın arkadaşı Aslı Ece Sovukluk ile konuştuk.

1)Yazılarını nerede yazar? Yazarken denk geldiğinizde o an yaşadığınız ilginç bir anınız oldu mu?
Eftelya için zaman ve mekânın çok fark yarattığına denk geldiğimi söyleyemem açıkçası. Günlük hayattaki herhangi bir şeyden her an ilham alabilecek bir yapısı var. Vapurda otururken bir anda yazdığını da bilirim sabah evden çıkmadan kalem kâğıdına sarıldığını da. Her gün bir şekilde ne olduğu fark etmeksizin bir şeyler yazar. Yazmak onun için hayatının herhangi bir anında yaptığı bir şey değil, her anının arka planında her ediminden beslenen bir şey. Evet, belki her an elinde bir kalem olmuyor, ama en ufak bir sohbetimizden bile beslenebildiğini biliyorum. Bazen bir akşam saatlerce ulaşamayız, ulaşabildiğimde bir anda “evdeydim, bir öykü yazdım” der, bazense direkt yanımızda notlar alır.

2) Arkadaşınızla yazı/okuma üzerine neler paylaşırsınız?
Kendisiyle beraber yazmaya çalıştığımız vakitler oldu yer yer, özellikle de ilk tanıştığımızda. Eftelya aynı zamanda bir yayınevi kolektifinin parçası ve kendisi yazmanın yanı sıra çevresinde edebiyatla ilgili herkesi yazmaya ve yazdıklarını paylaşmaya teşvik eder. Benim öykülerimi okuyan ilk insanlardan biri olmuştur, tanıdığı birçok insanı fanzinlerde beraber yazmaya yönlendirdiğine bizzat şahitlik ettim, aynı zamanda yakın zamanda beraber yazdığımız yeni, yerel bir fanzin için de adım attı. Birbirimizin üretimleri üzerine kolektif seanslar gerçekleştiren bir arkadaş grubunun parçasıyız aynı zamanda. Eftelya için edebiyat izole ve bireysel bir etkinlik değil. Evet, belki yazdıklarını yalnız yazıyor, kalemi tek başına tutuyor ama bundan ibaret görmediğini biliyorum. Toplu bir ortamda Eftelya’yı bir anda çantasındaki şiir kitabını çıkarıp “şiir falı” bakarken görebilirsiniz. Kitaplığınızı incelerken gördüğü rastgele bir kitabı açıp “bir sayfa söyle” der size ve keşfine sizi de dâhil eder. Dolayısıyla kendisi için ne kâğıtta başlayan ne de kâğıtta biten bir edim. Bundan ötürü de ben dâhil çevresindeki herkesle beraber okur. Bazen bir öykü kitabındaki tek bir öyküyü bana gönderir onu okumam gerektiğini düşünerek. Yeni okuduğumuz şeyleri heyecanla birbirimize anlatırız, elimde bir kitap gördüğünde hemen incelemeye koyulur, yeni bir kitap aldığında o heyecanı paylaşmadan edemez.

3)Yazdıklarıyla ilgili sizden ne tür fikir/ öneri alır?
Bu soru sanırım biraz zor. Belki biraz kaçamak bir cevap olacak ama bana kalırsa ne Eftelya yazım sürecini bu kadar net iki uç olarak görüyor (yazar ve okuyucu/öneri veren) ne de ben öneri vermeye inanan bir şiir okuyucusuyum. Kendisiyle daha sık tartıştığımız, üzerine konuştuğumuz şeyler şiirlerinde kullandığı imgeler olur. Çeyiz’de karşınıza çıkabilecek nar imgesi üzerine hayli konuştuğumuzu anımsıyorum. Henüz yayınlanmayan farklı çalışmaları ve onların anlamlarına, ortak temalarına ve olası imgeleri üzerine de konuşuruz. Ancak kendisinin direkt fikir/öneri istediğine neredeyse denk gelmedim bile diyebilirim.
Kendisiyle nar imgesi ve narın ondaki yeri üzerine olan sohbetlerimizden hareketle bir çanta yapmıştım ona. Evvelki soruda bahsettiğim yayınevi kolektifi, geçtiğimiz aylarda Ankara’da “Polemik Mekân” isimli bir yer açtı. Direkt fikir alışverişi yerine sanata dair her şeyi ortak bir düzlemde tartışabilecekleri bir alan yaratmaya çalışıyorlar. Kamusal alanda sanatı var etmek için çeşitli etkinlikler, söyleşiler yürütüyorlar. Eftelya’nın tarafından fikir/öneriye en yakın konumlandırılabilecek faaliyetler bunlar olacaktır diye düşünüyorum.

4)Yazı yazarken vazgeçemediği ritüelleri nelerdir?
Sanırım adını koyacağım net bir ritüel yok. Evdeyse bir ortalığı toparlayabilir, kahve alır, sigarasını içer. Belki tütsü veya mum kullanabilir… Zamanında nar’lı bir mumu vardı örneğin, bir şiir gecesinde yakıp bitirdik maalesef. Ama daha evvelinde belirttiğim gibi kendisi için yazmak ayrıksı, kendi içinde ritüelleri olacak bir eylem değil. Otobüsle taksim’e giderken de rahatlıkla yazar. E yazmayı böyle gören ve deneyimleyen birinin vazgeçemediği şeyler de pek olmuyor dolayısıyla. Yazmaya dair vazgeçemediği tek şey yazmanın kendisidir belki de…

5)Son olarak, elinde en son gördüğünüz kitapları öğrenebilir miyiz?
En son “yeni kitaplar aldım” diye yanımıza geldiğinde elinde üç kitap vardı. Frederic Gros’tan “Yürümenin Felsefesi”, Gaye Boralıoğlu’ndan “Mübarek Kadınlar”, Margit Schreiner’den “Sevmek Dedikleri”. Mübarek Kadınlar’ı oldukça severek okuduğunu biliyorum, hatta bana da şiddetle tavsiye etmişti. Ama bir yandan dediğim gibi Eftelya’nın yanında her daim bir şiir kitabı olur ve bir anda şiir falı bakmaya başladığını görebilirsiniz. Aklıma ilk gelenler Meltem Ahıska “Yad”, Arkadaş Zekai Özger “Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası”, Nilgün Marmara “Daktiloya Çekilmiş Şiirler”, Birhan Keskin “Y’ol”, ve son olarak Füruğ Ferruhzad “Rüzgar Bizi Götürecek”.

Yorum yapın