
Söyleşi: Mahmut Yıldırım
– Siz Kime Bakmıştınız? adlı ilk öykü kitabınızdan ve kendinizden bahseder misiniz? Okurlarınızı neler bekliyor?
Üniversite sonrası Türkiye’de ve yurtdışında gazetecilik yaptım. Ardından uluslararası yardım kuruluşlarında iletişim uzmanı olarak görev aldım. Aynı yıllarda Bilkent Üniversitesi’nde gazetecilik ve iletişim dersleri verdim. Şimdilerde zamanımı edebiyat ve sanatla geçirmeyi tercih ediyorum. Bir yandan okuyor, izliyor ve yazıyorum. Diğer yandan atölyeler düzenliyor, söyleşiler yapıyorum. İlk öykü kitabım Siz Kime Bakmıştınız? sonbaharda Metinlerarası Kitap’tan çıktı. Birbirine temas eden aynı zamanda da birbirinden farklı 14 öykü var kitabımda. Düşle gerçeğin iç içe geçtiği kimi bireysel kimi toplumsal meseleler üzerine öyküler bunlar.
– Vicdan, korku, maske, şiddetin gündeliği, inancın gölgesi ve hafızanın kaygan zemini… Bu tarz tematik öyküler üzerinde yoğunlaşmanız beraberinde neleri getirip götürdü?
Bahsettiğiniz temalar benim meselelerim. Daha doğrusu kurcalamak istediğim meseleler. Onlar hakkında yazmak bir şey götürdü mü bilemiyorum ama beraberinde artırılmış düzeyde bir algı seçiciliği getirdiğini söyleyebilirim. Hayat akarken bahsi geçen meselelerin farklı yansımalarını daha fazla gözlemlemeye başladım sanırım. Bu meselelerin kolay kolay gündemimizden çıkmayacaklarını tahmin ettiğimden bireysel olduğu kadar toplumsal, yerel olduğu kadar global düzeyde elimden geldiğince gözlem yapmaya çalışıyorum.
-Öyküler şehir hayatının “olağan” görünen ama içten içe yaralayıcı anlarını anlatıyor. Sizi şehrin hangi sessizlikleri daha çok korkutuyor?
Beni şehir insanının kendine, çevresine ve ülkesine yabancılaşmasından doğan sessizlik korkutuyor en çok. İçinden geçtiğimiz dönemde sessiz kalmak işe yarayan bir hayatta kalma mekanizması gibi görünüyor olabilir. Ama içten içe uzaklaşmaya, yabancılaşmaya hatta daha ileri gideyim, çürümeye yol açıyor. En korkuncu da çürüme karşısında gömüldüğümüz sessizlik. Edebiyat ve sanat burada devreye giriyor. Kralın çıplak hatta çırılçıplak olduğunu anlatmak ve göstermek için.
-Bu kitapta şiddet çoğu zaman bağırmıyor, fısıldıyor. Şiddeti görünmez kılan şey sizce onun sıradanlaşması mı, yoksa bakmamayı tercih etmemiz mi?

Her ikisi de. Şiddet o kadar normalleştirildi ki sizin de işaret ettiğiniz gibi adeta görünmez oldu. O yüzden bağırmıyor öykülerimde. Şiddetin sıradanlaşması aralıksız olarak korkutuluyor olmamızdan kaynaklanıyor diye düşünüyorum. O kadar çok ve sık ürkütülüyoruz ki şiddete tanıklık etmekten kaçamadığımız durumlarda bile gördüğümüzü görmezden gelebiliyoruz artık. Bunu bir beceri olarak görenler varsa – ki umarım yoktur ama varsa – büyük yanılgı içinde olduklarını düşünüyorum. Bize dokunmadığı için bin yaşasın dediğimiz o yılanın avı olmak şimdi her zamankinden daha kolay çünkü.
-Günümüzde fazlasıyla öykü kitabı yayımlanıyor fakat çoğu öykü girişlerinde şuna denk geliyoruz; herkes güneşi bir başka doğuruyor ya da yağmurun yağışını bir başka klişe şekilde anlatıyor vs. Hâliyle bu da bizi sıkıyor. Bu anlamda öykü anlayışınız üzerine neler söylersiniz?
Ben farklı öyküler okumayı seviyorum galiba. Dostoyevski’ye atfedilen “Biz, hepimiz Gogol’ün paltosundan doğduk,” ifadesinde adı geçen büyük ustanın öyküleri gibi mesela. Gerçeklikten kopmadan kendi evrenini yaratan öyküler. Bu anlamda Latin Amerika Edebiyatı’nın büyülü gerçekliğini de çok etkileyici buluyorum. Ütopya ve distopya gibi zıt kutupları, gotik öyküleri, zamanla ve mekanla oynayan anlatıları seviyorum. Bir de cevaplardan çok soruları merkeze alan metinleri.
-Üslubunuzu belirlerken nasıl bir okur profili hedeflediniz ya da bunu dikkate aldınız mı?
Hayır. Bana göre edebiyat hedef kitle kaygısından bağımsız olmalı. Yıllarca gazetecilik yaptım ardından da iletişim alanında çalıştım. Haber ya da tanıtım metinleri hedef kitleye göre nasıl yazılır iyi bilirim. Ama sanat ve edebiyat bunun dışında kalmalı. İyi bir edebiyat eserinin kendi kitlesiyle buluşacağına inanıyorum.
-Son olarak Siz Kime Bakmıştınız? diye soran yazarınaklından neler geçiyor? Yazmak istediğiniz konular, teknikler, okuma listeniz vs. neler söylersiniz?
Gerçek ve sahte kavramları üzerine düşünüyorum sık sık. Gerçeğe ve sahteye bakışımız üzerine de tabii ki. Tekniklere gelince eksiltili ve delikli anlatı tarzlarına yakından bakıyorum şu sıralarda. Okurun öyküye aktif olarak katılması fikri beni çok heyecanlandırıyor. Bundan kaynaklı okuma listemde Vüsat O. Bener, Ferit Edgü gibi yazarlar var. Bir yandan da büyülü, gotik ve distopik evrenlerde dolaşmayı sürdürüyor, o evrenlerin mimarı eski, yeni, yerli, yabancı yazarları okumayı planlıyorum.


















