Yavuz Özdem’in “Evden Çıkıp Yürüdüm”ün Aynasından Düşenler | Engin Fırat

Mart 16, 2026

Yavuz Özdem’in “Evden Çıkıp Yürüdüm”ün Aynasından Düşenler | Engin Fırat

Mao Zedung’un “Uzun Yürüyüş”ü kadar olmasa da iki çizgi arasında bir yürüyüş Yavuz Özdem’inki. Doğanlar, ölenler ve yine doğanlar arasında. Yavuz Özdem seviyor yürüyüşü, yürüyüş de Özdem’i. Bu, bir tür karşılama ve karşılanma ritüeline dönüşüyor Evden Çıkıp Yürüdüm’de.[1]

İnsan yaş alıyor, azalıyor ömürden. Zaman acımasız ve çok hızlı. Peki, mekânlar. Hele hele kapalı mekânlar. Çok boğucu ve yorucu. Yaşlandığını hisseden Yavuz Özdem de bulduğu her fırsatta yürüyor dünyaya ve kendine. Bu Özdem için bir düşünme ve eyleme biçimi. Zira her yürüyüşün bir öyküsü vardır. Mesele yürüyüş esnasında insanın kendisine doğru soruları sorabilmesi.

Deniz kenarında yürürken / Binlerce taş arasından / Birini aldım elime / / O / O eski taş değildi / Bir yolcu vardı artık / O taşla / O taşı alan arasında / Yalınlığı / Sorularda arayan bir yolcu / / – Bir yürüyüşü unutmamak  / O  / Hikâyenin kendisi midir? / Soru bu.[1]

İnsan yürürken kendi içinde / toprak bir parça mıdır / bu yürüyüşün? / / -bu yürüyüşün bir parçasıdır / anlam üzerinden bir parçası / buradan iğde ağaçlarına kadar / açmış altın kokularını, toprak. / / bu yürüyüşün bir parçası da / sevdiklerimizin saçlarında / doğduğumuz yerlere doğru / / ölümcül tekrarlara / / ölümcül tekrarlara…[2]

Körlük ve içgörü arasında salınan insanın çaresizliği karşısında kendi içine çekilen şairin yürüyüş çabası varoluşsal bir sancı. Çünkü insan ölüyor ve şair biliyor ölümün yaklaştığını. Bu farkındalık şairin kaygı düzeyini yükseltiyor. İşte o zaman otobiyografik belleğimiz geri sarmaya başlıyor filmi. En geriye, çocukluğumuza.

“/…/ -Bir cenaze çıkar bodrum katından / Ölen yalnız yaşayan yaşlı biri. / Açık unutmuş radyoyu / Radyoda hâlâ o uğultu[3]

/…/ Ölümlü olmak çocukluğa kaçıştır / O uğultuda ben / çocukluk yurdundayım[4]

Bugünkü konu: Temsil. / O uğultuda seçilen görüntüler / Bugün ibre / Evrenle çocukluk arasında[5]

Yürüyüş, kendinde ya da sarhoşken bazen Kadıköy meyhaneler sokağında tek başına bazen Metin Cengiz’le Tuna kıyısında bazen Turgay Kantürk’le Mersin sahilde bazen de Salih Bolat’la parkta. Yavuz Özdem, Evden Çıkıp Yürüdüm’le, şiirle, doğmak ve ölmek arasındaki yürüyüşünü, varlığının anlamını çoğaltıyor. Çünkü şiir, şairin en iyi bildiği köyün türküsü.

Metin’le ben / Tuna kıyısında yürüdük / / Tuna / Büyük şairler gibidir / Ölüm yok ona / Onunla yürür / Korkmazsınız ölümden[6]

Turgay’la bugün / Deniz kıyısındaki evlere bakıyoruz / Taraçalara evlerin önündeki / Antik kentlere bakar gibi[7]

Ölüm, kapıyı çalınca hayatınız bir film şeridi gibi gözünüzün önünden geçer mi? Bilmiyorum. Çünkü insan kendi ölümünü deneyimleyemez. Sadece başkalarının ölümüne tanık olur ya da sınırdan döner. Tıpkı Yavuz Özdem gibi. Geçirilen kalp krizi, hastane süreci, çıkılan eve geri dönüş ve hatırlamalar.

Ayna / Varlığına tanık ayna / Kırılır mı kırılır / Yeni yalnızlık dayatır / Yeni sınır[8]

Konuşulanlar / Kapı aralığından sızan oda sıcaklığındaydı / Hastaydım ama duyuyordum[9]

Ben inandıklarımı hatırlarım / Hasta değilim / Hatırladım sizi / Kavafis’i önermiştiniz bana / Okumuş ve çok sevinmiştim[10]

Bugün / biten ilaçların kutularıyla başladım temizliğe / Sonra / penceremden arka sokağa bakıp / arka sokakta temizlik yaptım.[11]

Eşyalarımla evdeyim / Oturdum koltuğa / Zaman / Karamsar bir aklın gördüğü göl / / Aynaya baktım / Zaman / Eski evler içinde / oldum[12]

Ve sonra corona günleri. Ölümleri çoğaltırken ne çok özlemiştik dokunmayı. Pandemi süreci, Yavuz Özdem’in tanıklık ettiği travmatik deneyimlerden birisi.İnsanların sayılardan ibaret olduğu bu trajik süreç Evden Çıkıp Yürüdüm’e düşülen bir iz. Ölüm ve ölüm düşüncesinin yarattığı kaygıyla yine belleğe sığınan Yavuz Özdem, şiirini sevdikleriyle ve ânlarla kuşatıyor. Zira, “bellek, canı nereye isterse oraya oturan bir köpek gibidir.”[2] Bu, şimdiki zamandan şimdinin zamanına sezgisel bir geçiş. Yani yaşlılık görgüsü içinde şair, metaforik düşünceyle geçmişi şekillendirmiş, yeniden yaşamış ve yaşatmıştır. Zira diyalektik imge’lerle (Walter Benjamin), hafıza izleri bilince bir anlık taşıverir ve taşan bu parçacıklar şiire düşen cemrelerdir. Bu hatırlamalar ritüelinde kimler yok ki: 40 yıllık eşi, babası, annesi, babaannesi, kızı, torunu, arkadaşları…

“Parçalanmış nisan bulutları / Evler arasında parçalanmış / Yerelde parçalanmış ve evrenselde /…/ Karımla kırk yıl / Kırk yıl yardım aldım gelecekten: / / Bir gömlek bir kuşakla / Yakalar dik bedenler oturmuş / Gömlekle buluşma içerden / Karım hatırlar bunu / İlk düğümden”[13]

“Zihin durup dururken bir görüntüyü / Getirir mi göz önüne? / -Getirirmiş. / Kızım iki yaşında / Çikolata diyemediği için ağladı; / biz daha sonra anladık. / / Zihin durup dururken çağırır mı / soğuk bir masaldan kalma günleri? / -Çağırırmış. / Sivas’taydık o zamanlar / Kar yağardı hep kar.”[14]

“Donuyor her şey / Toprak olan analar babalar / Üç kuşak dört kuşak / Törenler evlenmeler donuyor / dört duvar arasında / Yarın ekmek ve yumurta alınacak / Sorular sorulacak yarın / Onlar da donuyor / dört duvar arasında”[15]

Annem / Yaşlı bir gölde yunmuş gibi / Saçları bembeyaz / Ona baktım / Buğulu bir düzlüğe bakar gibi / içerden bakınca / Çöker sarhoşluğu korkunun”[16]

“Ne zaman özlesem annemi / Karanlıklar eklenir uç uca / İyi karanlıklar gözlerime iyi / Bir düzen tutturur zihnim / Davet eder çocukluk bilgisine beni / / Dinlenirim / Sağ bir bedenin altında”[17]

Kısacası, belleğin zaman ve uzam algımız üzerindeki etkisi yadsınamaz. Belleğin bu işleyişi kaygıları,  korkuları ve acıları çoğaltan ve azaltan bir derinlik ve incelik içerir. Son dönem şiirlerinde olduğu gibi Evden Çıkıp Yürüdüm’de de sözü azaltan ve gündelik dile yaklaştıran Yavuz Özdem yürüyüş, ölüm, korku, bellek ve imge kavramları üzerinden hayatına dokunan izleri, kırılma anlarını alımlayıcısına sezdiriyor ve görünür kılıyor.

Kaynakça

Douwe Draaisma, Yaşlandıkça Hayat Neden Çabuk Geçer, İstanbul: Metis Yay., 2020.

Yavuz Özdem, Evden Çıkıp Yürüdüm,  İstanbul: Şiirden Yayıncılık, 2025.

Notlar


[1] Yavuz Özdem, Evden Çıkıp Yürüdüm,  İstanbul: Şiirden Yayıncılık, 2025, 76 sayfa.

[2] Douwe Draaisma, Yaşlandıkça Hayat Neden Çabuk Geçer, İstanbul: Metis Yay., 2020, 13.


[1] “yürüyüş”, s. 7.

[2] “soru arayıştan evrilmiştir”, s. 8.

[3] “uğultulu yürüyüş, 1. gün”, s. 9.

[4] “uğultulu yürüyüş, 2. gün”, s. 10.

[5] “uğultulu yürüyüş”, s. 11.

[6] “iki şair sagusu”, s. 18.

[7] “Mersin’de yürüyüş”, s. 20.

[8] “kâfi”, s. 25.

[9] “ortayol”, s. 26.

[10] “monolog”, s. 27.

[11] “temizlik yaptım”, s. 31.

[12] “yorum: aydınlığa kavuşturma”, s. 37.

[13] “karımla kırk yıl”, Korona Günleri 2020, İstanbul, s. 41.

[14] “Zihin gözüyle”, Gönenç Kızıma, s. 43.

[15] “duvarlara bakmak”, Korona Günleri Mayıs 2020, İstanbul, s. 47.

[16] “korkunun sarhoşluğu”, s. 59.

[17] “denge”, s. 61.

Yorum yapın