Anlamak Çaba Gerektirir | Eylem Ata

Ocak 19, 2026

Anlamak Çaba Gerektirir | Eylem Ata

Üzerine konuşmaktansa üzerine susulan konular vardır. Her şey edebiyatın konusu olabilir, denir ama ülkedeki toplumsal sorunlar bir türlü Türkiye edebiyatının gündemine girmez. Türk-Kürt sorunu, savaşı ve barışı Türkiye edebiyatının sustuğu konulardandır. Bunun iki nedeni olduğunu varsayabiliriz. Biri politik edebiyat eseri üretmenin güçlüğü olabilir. Bilindiği üzere edebiyat terazisi hassastır. Metin bir anda edebi ölçülerin dışına düşebilir. Klişeler politik esere çelme takmak üzere her daim hazır ve nazır vaziyettedir. Üretilen eser slogana bulanabilir. Ki bu edebiyat ve bir edebiyatçı için olabilecek en kötü şeydir.

Bir nedeni de toplumsallığın Türkiyeli yazarların gerçek gündemi haline gelmemesi olabilir. Değil mi ki yazarın gündemi yazdığı ile müsemmadır. Tıpkı yazarın bilinçdışının yazınına etkisi gibi yazarın çevresinden aldıkları- verdikleri, dert ettikleri de metninin meselesini oluşturur. Bazı yazarlar bunun farkında olabilirler. Yaptıkları iş üzerine düşünürken kendi gündemleri ile metinleri arasındaki bağlantıları bulurlar. Ama bunu farkında olmayabilirler de, sonuç değişmez; yazarın gündemi metninin de gündemidir.

Gaye Boralıoğlu’nun Her Şey Normalmiş Gibi adlı son kitabı klişeye düşme tehlikesini atlattığı ve slogandan azade yapısı nedeniyle kıymetli.

Boralıoğlu’nun metnini ikilikler üzerinden kurduğunu belirtebilirim. Türk- Kürt, Kadın-erkek, neşeli- durgun, ağır-hafif, umursamaz- duyarlı romanın kurgusunda belirgin ikilikler olarak görülüyor. Düalite kurgu içinde karşıtlık kurmaktansa tarafların tamamlanma ihtiyacını öne çıkarmaya meylediyor. Daha önemlisi, romanın, parçalı yapının farkında olan bir bütünlüğü gösterme muradı var.  

Romanda iki ana karakterin göndergesel olarak iki ayrı temsili bulunuyor. Arda, Türk halkının-coğrafyasının ve Lora ise Kürt halkının-coğrafyasının temsili olarak okunabilir. Karakterin tutum ve davranışları iki halkın arasındaki yaklaşma- kaçınma, anlaşılma ve kabul görme isteğiyle tam değilse bile önemli ölçüde örtüşüyor. Halklar arasındaki tarihsel gerilim karakterlerin edimlerinde ortaya çıkıyor. Arda ve Lora birbirlerini seviyorlar sevmesine ama Arda, Lora’nın Lora olmaktan kaynaklı haleti ruhiyesini kavramakta zorlanıyor. Çünkü anlamak çaba ister ve sonra dayanışmayı gerektirir. Arda’ysa çaba, emek ve dayanışma bağlamında sıradan, son derece zayıf bir tiptir. Aşkına sahip çıkamayan ve onu kaybettiğinde arkasından melankoliye saplanan biridir.

Arda durumların, olayların ve kavramların üzerine yeterince düşünmez. Hayata verdiği tepkiler hızlıca üzerinden geçmek, atlamak ve başka yöne kaymaktır. Tipik bir düşünce tembeli olarak kendi sınıfının iyi bir yansıtıcısıdır. Lora için acı verici olan önemli olayları dahi espiri malzemesi olarak kullanabiliyor. O halde ben faili meçhul biriyim, diye karşılık verdiği bir tartışma esnasında Lora ona; O lafı komiklik olsun diye kullanma. Ağırdır, altında ezilirsin, der. Göndergesel bağlamda okursak Kürtler için ağır ve ezici olan yaşantıların herhangi bir Türk vatandaşı için oldukça sıradan hatta komiklik imkânı sunacak şekilde algılandığını söyleyebiliriz. Arda ve Lora arasındaki ilişki biçimi, sevgi üretme-üretememe halleri, deneyimleri anlamlandırma süreçleri ve üslupları aynı topraklarda yaşayan iki halk -Kürtler ve Türkler- arasındaki gerilime iyi denk düşüyor.

Arda ve Lora arasında yukarıda bahsettiğim tartışmalara benzer o kadar çok tartışma yaşanır ki, sonunda -muhtemelen- Lora onu sevmekten vazgeçmiş olmalı.

Arda’nın aklı başına gelecek, sonradan kendi kendine söylenecek, Lora’ya içinden seslenecektir; Bana anlattığın masalları, o masalların içine gizlenmiş sızıları, seni saran acı hakikati, derin karanlık tarihini dinliyorum.

.

Lora, Arda’yı sevmekten vazgeçmeseydi bile terk ederdi. Terk ederdi çünkü hem Arda Lora için vazgeçilmez değil hem Lora duygularına kapılıp benliğini ipotek altına koyacak bir kadın değil. Lora’ya göre sevgi içinde kendin olarak var olabildiğin yerdir. Sevgi, kişinin iradesini silecek bir silgi olamaz. Lora’nın idealleri, iddiaları ve özgün hikayeleri vardır. Lora, sevdiğinin kendisini -ve aslında dünyayı- hikayeler yoluyla anlamasını umar.  

Yazık ki Arda’nın aklı başına geç gelir. Geldikten sonraysa kendinden, pasif kişiliğinden ve hayatından uzaklaşmak ister. Melankolik hallerinin sonunda uzaklık kavramı üzerine düşünür; İstiyorum da, uzak neresi? Nereye gideceğim?

Uzak yer Diyarbakır’dır. Lora’nın şehri Diyarbakır.

Arda’nın Diyarbakır’da Lora yerine Lora’ın ikizi Lorin’le buluşması romandaki göndergesel yapı ve anlam olanakları bakımından epey verimli bir görü sunuyor. Karakterlerin temsili olarak imlediğim iki halkın yeniden buluşacağı düşünsel alanı çağrıştırıyor. Türk toplumu fiziksel ve mental bakımdan pasif konumundan çıkıp eyleme geçecek, bir zahmet biraz yorulacaktır. Kadim Kürt şehirlerine gidecek, görecek, dinleyecek, anlayacak ve yüzleşecektir. Belki, bir an, çok eski bir anıyı hatırlamış gibi tanıdık bir bağ hissedecektir.  Arda’nın hissettiği gibi Diyarbakır’da turist gibi dolaşamayacağı kafasına dank edecektir; Daha fazla yapabileceğim bir şey yok bu şehirde, turist gibi dolaşmayı kendime yediremiyorum.

 Kürtlerse acılarına ve ağırlıklarına rağmen silkinecek ve umutlu, coşkulu bir hayatı kucaklayacaklardır.  Tıpatıp kendilerine benzeyen ama anlaşıldığı ve kabul gördüğü için yeniden yaşam enerjisi dolmuş ve hafiflemiş olarak.

Yorum yapın