
TARİHE yüzümüzü döndüğümüzde, hatırlamanın da zamanına yolculuğa çıktığımızı söylemeliyim.
Saklı, unutulan, görülmeyen bir zamanın hatırlayışına dönmüşseniz eğer, “tarih” başlı başına ağır bir yük olduğu kadar, içinden çıkılmaz bir gerçeklik olarak da karşınızda durur.
Ahmet Altan, “O Yıl” romanında okuru, biraz da, bu gözardı edilen zamana dönük yolculuğa çıkarıyor.Nedir bu derseniz; “1915 Tehcir”inin yaşandığı zaman…
Tarihsel metinleri okuduğunuzda “Büyük Felaket”, “Soykırım”, “Kıtal”, “Toplu Katliam” gibi tanımlarla anlatılan o dönemi, bugün, “geçmişe ilişkin suç” olarak görmek sanırım en doğru yaklaşım.
Romancı, aynı zamanda bir hukuk bilimcisi olan Bernhard Schlink, “Geçmişte Hukuk Aracılığıyla Baş Etmek” yazısında şunu söylüyordu:
“Geçmiş olan, baş edilebilir değildir. O hatırlanabilir, unutulabilir veya bilinç dışına itilebilir. Geçmişin öcü alınabilir, cezası kesilebilir, kefareti ödettirilebilir ve ondan pişmanlık duyulabilir. Geçmiş tekrarlanabilir de, bilinçli veya bilinçsiz olarak … Ona sonuçlarında müdahale edilebilir; öyle ki, şimdiki zamana ve geleceğe etkide bulunmasın veya tam da belli bir tarzda etkide bulunsun. Ancak olan olmuştur. Geçmiş olan erişilemez veya değiştirilemezdir. İnsanın önünde duran, sonra üzerinde çalışılan, bu çalışma aracılığıyla şekli değişen ve sonunda da tamamlanan bir ödev olarak ortadan kalkan bir ödevle baş etmede olduğu gibi gerçek anlamda bir baş etme, geçmiş olan söz konusu olduğunda mümkün değildir.” (*)
O göz ardı edilen ya da unutturulmaya çalışılan zamanda olup bitenler yazılan anılarla, otobiyografik anlatılar ve romanlarla bugüne taşınır. Öyle ki; işlenmiş suçlar, reddedilmiş tarihsel hakikatler bu anlatılarla gün ışığına çıkar.
Şimdilerde okuduğum “Geri Dönüşü Yok” (**) öylesi anlatılardan biri. Altan’ın “O Yıl” romanında konu edindiği “yıl”ın “hakikati”nin canlı tanıklarından birinin güncesi o unutulan /göz ardı edilen zamana döndürür bizi.
Kurmaca değil, gerçektir anlatılan: Ama bu kitabı önemseten diğer bir yan ise; bu metni açıklayan/yorumlayan farklı yazıların bir araya getirilmesidir. Bu da geçmişte bu topraklarda /coğrafyada yaşanan böylesi bir trajediye nasıl bakmamız gerektiğini de hatırlatıyor bize.
Kitaba “sunuş” yazan Bella Habip, şunun altını çiziyordu:
“Yaşam metni yaşamın metinle geri gelmesidir; yaşanmış bir hayatın kaleme alınmasına tanık olduğumuz bir otobiyografiden farklıdır bu. Iskalanmış, yeterince anlam düzeyine taşınamamış, başkalarıyla paylaşılamamış, sessizlik ve inkârla çevrelenmiş bu soykırım yaşantısı ruhsallığın ücra bir köşesinde sıkışıp kalmıştır. Onu hayata döndürmek öznenin tek başına başarabileceği bir eylem değildir.” (s.7)
Günce’yi bir bakıma aydınlatan/yorumlayan, o tarihsel zamanın gerçekliğini dile getirenlerin yaklaşımı ister istemez ötede yazılan kurmaca bir anlatının neyi/nasıl anlattığına dair bakışımızı da gündemleştirdi.
“O Yıl”a dair yazdığım yazıyı (***) sadık bir okurum şöyle yorumlamıştı:
“Yazıyı okudum. Okurken, metnin sadece bir kitap değerlendirmesi olmadığını hissettim; sanki bir roman değil, bir dönemi, bir ruh hâlini hatta biraz da kendimizi okumaya çağırıyordu bizi. Ahmet Altan’ın gücü bu, bunu fark etmişsiniz…
Geçmişle hesaplaşmanın ne kadar zor ama aynı zamanda ne kadar gerekli olduğunu hatırlatıyor.
Metninizde en çok hoşuma giden şey, “yüzleşme” kavramını yalnızca geçmişe bakmak olarak görmemeniz oldu. Yazınızı okuyunca bunu iyi anladım. Acıyı unutamadığımı gördüm. Yüzleşmenin bir durma, düşünme ve hatta bazen acıyı kabul etme hâli olduğunu gördüm. Siz sormuştunuz ya, bir gün konuşmuştuk; Karmadan…
“Dedemin işlediği cinayetten ben mesul müyüm?” Mesul değiliz ama taşırız, her birimizin sırtımızda taşıdığı gibi, bizde duygusal iz bırakır. Suçluluk değil ama yük, sessiz bir utanç, açıklanamayan bir ağırlık gibi. Aktarılmış travmadır. Geçmişte işlenmiş suçtan ders alarak, adaletsizliğe hayır diyerek o yükü taşımaktan kurtulabiliriz.
Derinlikle okumuşsunuz kitabı. Benim anlatmak söylemek istediklerimi anlatmışsınız. Etkilendim. Diğer okumalarınız, tarihsel olaylara hakimiyetiniz metni benim için daha da güçlü kıldı. Çünkü aslında hepimiz biraz geçmişimizle, yaşadıklarımızla, suskun kaldıklarımızla yüzleşmeye çalışıyoruz.
Bu yazı, edebiyatın sadece anlatmak için değil, anlamak ve anlamlandırmak için de var olduğunu düşündürüyor. Yazınız romanı anlatırken okuru da düşünmeye, kendi iç sesimizi dinlemeye davet ediyor. Bu yüzden yazı bittiğinde yalnızca “O Yıl” üzerine değil, kendi hayatımıza ve yaşadığımız zamana dair de bir şeyler düşünür halde buluyoruz kendimizi. Bunu yazdığınız metinle pekiştirdiğiniz için de teşekkür ederim.
Kısacası bu yazı, bir kitap yazısından çok, okuru yavaşlatan, düşündüren ve “ben bu hikâyenin neresindeyim?” sorusunu sorduran bir metin. Bu yönüyle de oldukça kıymetli buldum. Ahmet Altan’a da, ayrıca, bu romanı yazdığı verdiği emek için de teşekkür ederim.”
Görülüyor ki, hatırlanan tarihsel zamanın kurmacaya dönüşmesi, okur katında da farklı anlam katmanları yaratabiliyor. Yani metin alımlayıcısı okur; okuduklarıyla hatırlamanın zamanına döndüğü gibi, kendi gerçekliğiyle de bir bakıma yüzleşebiliyor.
Gerard Chaliand şunu diyordu:
“Madem şimdi herkes öldü, artık hatırlama zamanıdır. Ben, istesem de, istemesem de, katledilmiş bir halkın, neredeyse haritalardan silinmiş bir ülkenin mirasçısıyım. (…) Madem şimdi herkes öleli çok oldu ve kendi sonum da epey yakın, bu toplu cinayeti hatırlamanın tam zamanıdır.” (****)
İşte benim de , “Kaplıcada Son Yaz” üçlememin son kitabı “Arzen’ de Zaman”ı yazma öyküm ta o unutulan, ama bir türlü hatırlanmak istenmeyen zamanlara uzanıyor. Ve, aklımda da, Bernhard Schlink’in şu sözünü tutarak romanımı yazıyorum:
“Geçmişe öyle bir düzen verilmelidir ki, hatırası şimdiki zaman üzerinde daha fazla ağırlık yapmasın.” (s.73)
Kurmaca bir anlatıda eğer tarihsel arka plana uzanıyorsanız, “aydınlatıcı” bir bakışınız, söyleminiz olmalı. Tarih yazmıyorsunuz kuşkusuz. Ama tarihsel olana yeni bir bakış, bilinçle bakarak yazınsal tanıklık getirdiğinizi de göz ardı etmemelisiniz.
(*) Geçmişe İlişkin Suç ve Bugünkü Hukuk, Bernhard Schlink; Çev: Peyda Ergün, 2012, Dost Kitabevi Yay,118 s.
(**)Geri Dönüş Yok: Bir Babanın Güncesinde ve Kızının Belleğinde Ermeni Soykırımı , Vahram ve Janine Altonnian; Çev: Renan Akman ,2014, Aras Yay. 192.s
(***) “Yüzleşmenin Ötesine Geçmek: “O Yıl”, Feridun Andaç, K 24, 1 Ocak 2026
(****) Agk ,s.131
















