
Charlotte L. Stough’un Ayrıntı Yayınları tarafından Felsefe Dizisi’nden yayımlanan Antik Yunan Kuşkuculuğu: Epistemolojik Bir Çalışma adlı eseri ilk kez 1969 yılında yayımlanıyor ve kısa sürede bu alanda çalışan akademisyenler için temel bir başvuru kaynağı haline geliyor. Charlotte L. Stough, hem dogmatik hem de kuşkucu felsefe okullarının bilgi anlayışlarını tarihsel bağlamları içinde ele alırken Antik Yunan kuşkuculuğun düşünsel yapısını, yöntemlerini ve hedeflerini dikkatli bir çözümlemeyle yeniden kuruyor. Kitabın merkezinde, Pyrrhoncu geleneğin son büyük temsilcisi sayılan filozof ve hekim Sextus Empiricus yer alıyor. Charlotte L. Stough, Sextus’un epistemolojik metinlerini alışılagelmiş yorumların dışına çıkartarak onun düşüncesini özgün bir kuşkucu yöntem olarak temellendiriyor.
Charlotte L. Stough’un çalışması, Antik Yunan kuşkuculuğunu salt tarihsel bir panoramanın ötesine geçirerek onun epistemolojik (bilgi teorik) yapısını ortaya koymayı amaçlıyor. Stough, “kuşkuculuk” kavramını sadece bir şüphecilik akımı olarak değil, bilgi, inanç ve algı sorunlarını çözümlemek için geliştirilmiş sistematik bir düşünce biçimi olarak sunuyor okura. Bu bağlamda eser, Antik Yunan’da bilgi iddialarını sorgulayan sistemlerin tarihi ve kavramsal gelişimini kapsamlı bir şekilde inceliyor. Stough sunduğu çalışmada öncelikle ele aldığı kavramın tanımının kökenini bizimle paylaşmakla başlıyor
“Bu terimin etimolojisine göre Kuşkucu bir araştırmacıdan fazlası değildir.3 Ancak terimin, Pyrrhon’un takipçilerini veyahut Yeni Akademili filozofları işaret eden bir terim olarak ilk kez kullanıldığı tarih tam olarak net değildir. Fakat bu geleneğin antik dönemde başladığını biliyoruz ve öyle görünüyor ki bu geleneğin kaynağı, skeptesthai fiilini kendi hareketlerini karakterize etmek için kullanan Kuşkuculardan başkası değildir. Bu fiile tekabül eden skeptikoi (kuşkucular) teriminin benzer bir amaçla, erken bir tarihte Pyrrhon’un öğrencisi Timon’un döneminde kullanıldığına dair kanıt da mevcuttur.4 Ardından gelen süreç içinde skeptikos (kuşkucu) terimi artan bir sıklıkla hem Pyrrhoncular hem de Akademililer için kullanılmaya başlanmış ve sonraki dönem tarihçilerinin de takip ettiği, bugüne dek süren bir geleneğin adı olmuştur.”
Stough’a göre Antik Yunan kuşkuculuğu, bilginin ne olduğu, neye güvenilebileceği ve insan aklının sınırlarının neler olduğu sorularını merkeze alır. Kuşkuculuk burada sadece bir tartışma yöntemi değil, dogmatik felsefelerin bilgi iddialarını test eden bir eleştiri disiplini olarak ortaya çıkar.
• Gerçek/Oluş ve Görünüş Ayrımı:
Stough, kuşkuculuğun epistemolojik kökenlerini gerçek olan ile görünüşler arasındaki ayrımda bulduğunu savunur. Özellikle Pyrrhoncu kuşkuculuk bu ayrımı sorgulayarak kesin bilgi iddialarının temellendirilemeyeceğini ileri sürer.
• Bilgi İddialarının Sorgulanması:
Kuşkucular, iddia edilen tüm bilginin güvenilir bir temele dayanıp dayanmadığını inceler; sonuçta çoğu durumda doğrudan kesin bilgiye ulaşmanın mümkün olmadığını öne sürerler. Bu epistemolojik duruştan ötürü, bilgi konusunda hakimiyetin (judgment) askıya alınması (epoché) kafidir.
Antik Yunan Kuşkuculuğu’nda araştırmaların dört temel bölüme ayrılması gerektiğini belirtiyor Stough: Erken dönem Pyrrhoncular (MÖ 4. ve 3. yy.), Akademili Kuşkucular (MÖ 3. ve 2. yy.), Aenesidemus (muhtemelen MÖ 1. yy.) ve Sextus Empiricus (MS 2. ve 3. yy.). Bu filozoflara ilişkin en önemli bilgi kaynaklarımız Sextus Empiricus, Diogenes Laertius, Cicero, Eusebius ve Photius’tur. Bunlara ilaveten bir kısım bilgiyi de başka antik yazarların yapıtlarından ediniyor. Ayrıca, Antik Yunan Kuşkucu felsefelerinde en az üç ortak özellik sıralanabilir diyor: İlk olarak, pratik özellikleri; ikinci olarak, bilginin (veyahut kesinliğin) reddi; üçüncü olarak ise, yargıyı askıya alma tavrı. Hem Pyrrhoncular hem de Akademililer felsefe yapmanın doğası ve amacı hakkında pratik bir görüşü benimsemişlerdir, diye de ekliyor.
“Antik Yunan Kuşkuculuğu zamansal olarak yaklaşık altı yüzyıllık bir süreci kapsamaktadır fakat bu hareketin Pyrrhon’dan Sextus Empiricus’a kadar varlığını kesintisiz olarak sürdürüp sürdürmediği şüphelidir. Göründüğü kadarıyla Antik Yunan Kuşkuculuğu, tarihi boyunca bazen zayıflayan bazen de yok olmak üzereyken yeniden canlanan, münferit fakat birbiriyle bağlantılı hareketleri içermektedir.”
Antik Yunan Kuşkuculuğu (Epistemolojik Bir Çalışma), Antik kuşkuculuğu sadece şüphecilik olarak değil, bilgiye ulaşma sürecinin felsefi derinliğini açığa çıkaran bir perspektif olarak da ele alıyor. Bu bağlamda Stough, okuyucuyu epistemolojik sorularla yüzleştirir:
• Bilgiyi nasıl tanımlarız?
• Hangi iddialar gerçekten doğrulanabilir?
• Kuşkucu bir duruş akıl yürütme süreçlerini nasıl zenginleştirir?
Stough’un çalışması, Antik kuşkuculuğun bilgi kuramı açısından neden önemli olduğunu açık biçimde gösteriyor: Kuşkuculuğun eleştirel yöntemi, kesinlik iddialarını çözümlerken aynı zamanda bilginin sınırlarını ve dayanaklarını yeniden düşünmeye zorluyor. Yazar, Pyrrhoncu yaklaşımın sadece yıkıcı bir eleştiri değil, aynı zamanda entelektüel özgürlüğü ve yargıyı askıya alma pratiğini temellendiren bir düşünme biçimi sunduğunu ortaya koyuyor.

















