14 Şubat Dünya Öykü Günü Bildirisi Bu Yıl Mustafa Balel’den

Şubat 3, 2026

14 Şubat Dünya Öykü Günü Bildirisi Bu Yıl Mustafa Balel’den

Öykünün yaşamla kurduğu derin ve vazgeçilmez bağa dikkat çekmek amacıyla her yıl 14 Şubat’ta kutlanan Dünya Öykü Günü, 2026 yılında da edebiyat dünyasının ortak sesi olmayı sürdürüyor.

Bu yılın Dünya Öykü Günü Bildirisi, öykücülüğümüzün usta isimlerinden Mustafa Balel tarafından kaleme alındı. Bildiri; öyküyü yalnızca bir yazınsal tür olarak değil, insanlık tarihinin en kadim anlatı biçimi, yaşamın ve varoluşun sesi olarak ele alıyor; gündelik hayatın içindeki görünmez hikâyelere, insanın anlatma gereksinimine ve öykünün dönüştürücü gücüne odaklanıyor.

2026 DÜNYA ÖYKÜ GÜNÜ BİLDİRİSİ

Özünde bir anlatı olan öykü sıradan bir yazın türü değildir.

Bir hayattır. Hayatın sesi. Hayatın kendisi.

Bir bakmışsınız, bir hınzırlık yapmayı tasarlayan afacan bir çocuğun dudaklarının kenarındaki şeytani seğirme olarak gösterir kendini. Bir bakarsınız, başı önünde ürkek adımlarla babası yaşındaki bir adamın peşi sıra ilerlemekte olan kucağı kundaklı, karnı burnunda pembe yanaklı bir tazenin gözlerindeki hüzün olarak çıkar karşımıza. Bazen de bir dükkânın vitrinindeki pahalı bir ayakkabıdan gözünü ayıramayan kızının ilgisini başka yöne kaydırmak için diller döken çaresiz bir babanın sesindeki titreyiş.…

Varoluşundan bu yana yaşamın ve ölümün gizlerini çözmeye çalışan insanoğlu, içindeki ve dışındaki dünyaya sonsuz bir yolculuktadır hep. Hayata sorular sorarak yanıtlarını bulmaya çalışır. İşaretlerle, çizgiyle, sesle, sözle… Böylece bugün edebi türler içinde insan yaşamının ayrılmaz parçası olan öykü doğmuştur.

Yaşamımızda hayati bir öneme sahiptir öykü. İnsanoğlu var olduğu andan başlayarak kendini ifade etmek zorunda kalır. Birilerine bir şeyler anlatmak, bir şeyler aktarmak, bir mesaj iletmek arayışı içindedir. Elindeki malzemeleri kullanarak bazen bir ıslık, bazen bir çığlık, bir gırtlak oyunu, bir el işareti, bazen de mağara duvarına çizdiği bir resimle bu ihtiyacı karşılama arayışı içinde olmuştur hep.

İnsan olmanın gerekliliğidir bu. İnsanlığın ilk evrelerinde acıktığını, susadığını, korktuğunu, şaşırdığını tıpkı bugün bebeklerde olduğu gibi çıkardığı seslerle anlatmak gereği duymaktaydı insan denen varlık. Bir anne çıkardığı bir sesle çocuğunun acıktığını anlıyor, hemen koşup doyuruyordu. Bu insanlar yükselen bir dumandan tehlikeli bir dinozorun gelmekte olduğunu anlayıp önlemlerini alıyorlardı.

Zaman içinde seslerin sözcüklere, sözcüklerin tümcelere dönüşmesi sonucu anlatım bir zenginlik kazanmış ve öykünün temeli atılmıştır. 

Öykü, yapısı gereği hayatı sorgulayıp yanıtlar bulmak peşinde sürekli devinim halinde olan insanoğlunun soyut, somut dünyanın arakesitinde gezinerek, insanın kendi varlığıyla, canlı, cansız, tüm öteki varlıklarla ve yaşamlarla yüzleşmesini sağlar. Sıradan bir göz görmese, farkına varmasa da her yerde vardır o. Elimizin altındadır hemen, gözümüzün önündedir… Uzun uzun aramalara gerek yok… Hastane koridorlarında bir garibanın hastabakıcıyı beyaz önlüklü, biraz da bakımlı diye doktor sanarak bir şey sormak üzere yanına yaklaşırken ters iliklediği düğmelere şöyle bir bakmamız yeter.

Kuyruğuna bağlanmış kola kutusundan kurtulamamanın şaşkınlığı içindeki güzeller güzeli bir kedi yavrusu, yürürken ayağımıza takılan topuğu kırık bir kadın ayakkabısı, yanağı diş izinden geçilmeyen bir oyuncak bebek… İşlek bir meydanda fotoğraf mankeni olarak kullanılmak üzere sahibinin koluna etol gibi atılmış yaşlı bir maymunun gözlerindeki bezginlik binlerce sıradan bir bakıştan rahatlıkla gizlenirken her biri cin gibi birer öykü avcısı olan öykü yazarının önünde katman katman açılan birer  öyküye dönüşür.

Öykü bir hayattır. Öyküsüz bir dünya yaşamın durduğu, her şeyin son noktayı koyduğu bir dünyadır.

Bu güzel Dünya Öykü Günü’nde, sözcük denen cevheri kuyumcu titizliğiyle bir araya getirerek insanlığın geçmişini dünden bugüne taşırken bugünleri de yarınlara taşıyacak olan öykücü dostlarıma:

“İyi ki varsınız! Yolunuz, ufkunuz açık olsun!” diyorum.

MUSTAFA BALEL

Yorum yapın