Masthead header

“Ortak Roman”ın son bölümü yayında!

Sitemiz yazarlarından Hasan Saraç‘ın Edebiyat Haber okurları ile  birlikte yazdığı “Ortak Roman”ın son bölümünü okumak için tıklayınız.

“Ortak Roman” 2013′ün ilk yarısında yayınlanacaktır.

Önceki bölümleri okumak için buraya tıklayabilirsiniz>>>

  • Projenin bitiminde İstanbul ve Ankara’da düzenlenecek birer toplantıda, sürece katkıda bulunmuş olan siz değerli okurlarımızla buluşacak, yazarımız ve Edebiyat Haber ekibi ile birlikte projeyi tartışacak, sorularınızı yanıtlayacağız.
  • 6 Ocak İstanbul ve 20 Ocak Ankara toplantılarına katılmak isteyen yorumcuların adlarını ve hangi ildeki toplantıya katılacaklarını sayfanın altındaki yorum bölümüne yazmaları rica olunur.
  • Postiga Yayınları tarafından kitaplaştırılacak projenin teşekkür bölümünde isimleriniz anılacak ve Edebiyat Haber yönetimi tarafından gönderilecek imzalı birer kitaba sahip olacaksınız.

Önceki bölümleri okumak için buraya tıklayabilirsiniz>>>

edebiyathaber.net (20 Aralık 2012)

  • Gizem Sakallı - 20/12/2012 - 11:37

    Çookkk güzel bitti. Çok trajik çok üzüldüm okurken:( Kitabı sabırsızlıkla bekliyorumm. 6 Ocak İstanbul’daki toplantıya katılacağım:)cevaplakapat

  • Doğancan BEDİR - 20/12/2012 - 12:18

    20 Ocak 2013’deki Ankara toplantısına katılmak istiyorum.

    Doğancan BEDİRcevaplakapat

  • sebahat kurtöz - 20/12/2012 - 12:21

    İnanılmaz bir keyif aldım,heycanlandım okurken ortak romanımızı kaleminize sağlık Hasan Bey…..cevaplakapat

  • BAŞAK KIRMACI - 20/12/2012 - 12:27

    Çıkacak olan kitabı merakla bekliyorum.
    Başarılar diliyorum Hasan Bey.cevaplakapat

  • agresif prenses - 20/12/2012 - 14:13

    romani soluk soluga okudum cok surukleyiciydi basilmasini sabirsizlikla bekliyorum herkesin emegine saglik :)cevaplakapat

  • Erte Oyar - 20/12/2012 - 16:41

    6 Ocaktaki toplantıya katılacağım. Sizi kutlarım. Büyük bir çaba harcadınız. Herşey için teşekkürler.Sevgilerle.cevaplakapat

  • Hülya ARICI - 20/12/2012 - 17:13

    Hikaye sonlanırken Erol’un acısını içimde hissettim. Güzel bir final. Hasan Beye başarılar diliyorum.
    6 Ocak İstanbul toplantısına katılacağım.. sevgilerimle..cevaplakapat

  • Aysun Aksel - 20/12/2012 - 21:59

    Nefes nefese, gözlerim dolu dolu,bogazim dügüm dügüm, Erol ile bütünleserek okudum..
    Bu sizin basariniz Hasan Bey !!cevaplakapat

  • Doğancan BEDİR - 20/12/2012 - 22:33

    Her şey çok güzel gidiyor, tahmini zor bir son oldu ortak roman için. Bakalım devamında Hasan Saraç ne yapacak. İnanılmaz bir son bizi bekliyor, kitap bir harika olacak, buna eminim. :) Son bölümden bir önceki bölüm göz yaşlarımı akıtmıştı, bu bölümde ise şaşkınlıklar vardı yüzümde.

    Hasan Bey’in affına sığınarak yazıyorum:

    meşum, “benekli” demektir. mim-şın-vav-mim harfleriyle yazılır. uğursuz anlamındaki kelime ise mim-şın-hemze-vav-mim harfleriyle yazılır ve doğru transkripsiyonu meş’um şeklindedir.

    Diğer bir konu ise fakstır. Belki olayların açıklanışı için uygun ama günümüzde faks kalmamıştır artık. Yani Berivan, Lisa’dan gelen faks sanırım 2012 yılında oluyor. Yani şu an içinde bulunduğumuz yıl. Oysa faks 2005-2006 gibi tarihten bir anda yok oldu. Yani onun yerine facebook mesajı, e-posta gibi bir şeyler olabilirdi. Gerçi gazeteciler halen kullanabilir lakin okuyucu biraz garipseyecek gibi. Benim gözüme battı mesela.

    Diğer bir merak ve sorum ise romanın nasıl devam edeceğidir. Düşünüyorum ama bulamıyorum. Artık Hasan Bey bizi hem ağlatmaya hemde şaşırtmaya devam edecektir.

    20 Ocak 2013, Ankara toplantısında olacağım kısmetse, selametle…

    Doğancan BEDİRcevaplakapat

  • Aziz Sar - 20/12/2012 - 23:12

    Değerli Hasan Bey, şöyle bir toparlarsak…

    Erol bir otel odasında uyanıyor
    • Sık sık otel odalarında uyanan bir kişilik imajı vardı önce
    • Kendini tanımıyor, hiçbir şey hatırlamıyor
    • Bilincini, hafızasını yitirmiş

    Maria Costa adlı genç kadın sayesinde Prof. Moretti ile randevusu olduğunu, Gazeteci/yazar olduğunu ve Profesör ile röportaja geldiğini öğreniyor.

    Mademki buradayım önce işimi yapayım diyerek, kiralık arabasının navigasyonu sistemi yardımı ila yolu bulup Profesörün evine varıyor:

    1) Profesörle tanışmadıkları hikâyenin akışından belli oluyor
    2) Röportajı kazasız belasız yapıyor
    3) Karısının hamile olduğunu Profesörden öğreniyor
    4) Bunun üzerine düşüp bayılıyor

    5) Ayılınca Profesör Moretti Erol’a otele gitmemesini, evinde kalmasını teklif ediyor ve Erol’un oteldeki eşyalarını alıp evine getiriyor

    6) Profesör Erol’a hipnoz yapmayı teklif eder ve Erol hipnoz altında her şeyi hatırlar ve anlatır

    7) Bu anlatılardan Erol’un Amerika da bir kıza âşık olduğunu, kızın bir yabancı ila evlenmesini şiddetle reddeden ailesine rağmen Erol ila evlenmek isterken, Erol kendi ailesinin karşı çıkması nedeniyle kızı terk ettiğini, NY’de üniversiteyi bitirip iş hayatına atıldığını, ailesine küstüğü içinde hiç İstanbul’a gelmediğini, ancak babasının ölümü üzerine yurda döndüğünü, bir İstanbullu bayan ila evlendiğini, kadının karnı burnunda hamile olduğun öğreniriz…

    8) Sonra Amerika’daki eski sevgilinin yakınından gelen fakstan sevgilinin öldüğünü, Erol’un o sevgiliden on dokuz yaşında bir kızı olduğunu ve kızın babasının yani Erol’un annesinin cenazesine gelmesini istediğini öğreniriz.

    9) Erol’un İstanbullu eşi bu bilgiler üzerine intihar etmiştir

    SORULAR VE SORULAR ve hep o sorular…

    1. Gazeteci / Profesör ilişkisi neden önemli?
    2. Hasta / Doktor(Profesör) ilişkisi daha iyi olmaz mıydı?
    3. Hafızasını ya da bilincini yitiren bir insanın en son isteyeceği şey işini yapmak olamaz mı???
    4. Moretti kendisi ile röportaj için gelmiş yedi elin yabancısını neden evine misafir eder ki?
    5. Neden Erol’un eşyalarını alır gelir ki?
    6. Psikoz çözümü çok banal ve klişe… Dolasıyla da daha başka çözümler bulunmalı
    7. Amerika’daki sevgili ve yıllarca varlığı gizlenen kız çocuğu çok klişe gibi (olmasa da tam bir Türk filmi sanki) ve bunun üzerine intihar eden ya da kalkışan kadın ki bir anne adayı o…
    8. Ve bir ananın o durumda intihar etmeyi düşünmesi mümkün mü, ola?

    Doğru sorularla doğru güzergâhı tespit edebilme umudu ile selamlar, sevgiler ve saygılar.

    Zevkli, heyecanlı bir serüvendi. Keşke toplanti günlerin de İstanbul ya da Ankara’da olabilsem; ama maalesef…cevaplakapat

  • Aziz Sar - 20/12/2012 - 23:21

    Psikoz değil HİPNOZ olacaktı :))
    ———-
    6. Hipnoz çözümü çok banal ve klişe… Dolasıyla da daha başka çözümler bulunmalı mı?
    ———-cevaplakapat

  • Erte Oyar - 20/12/2012 - 23:25

    Doğancan Bey, dilimiz hemzeyi çoktan attı. Tıpkı meşum gibi şiir, sanat,cami gibi pekçok sözcük, kesme işaretsiz yazılıyor.Selamlar.cevaplakapat

  • Erte Oyar - 20/12/2012 - 23:36

    Aziz Sar’ın eleştirilerine katılıyorum. Bitiş beni hayalkırıklığına uğrattı. Düşündüğüm gibi bir roman olmadı. Ama verilen uğraş çok güzeldi. Hasan Saraç’ın sabrı ve nezaketi de. İyilikler…cevaplakapat

  • Zeynep A. - 21/12/2012 - 00:28

    Ben çok geç keşfettim ona üzülüyorum. Roman klişelere kapılmadan sade güzel şekilde sonlanmış. Emeğe sağlıkcevaplakapat

  • Doğancan BEDİR - 21/12/2012 - 11:45

    Sayın Erte Oyar,

    Maalesef dilimiz yani TDK’nın ‘dili’ ne yazık ki gereksiz, saçma sapan bir hal içerisinde. Bazen şapka yani “^” işaretini kaldırır ve geri koyar oysa rüzgâr, hâkim gibi kelimelerde kullanılır ve TDK ne derse desin dil bilgisini iyi bilen herkes kullanır. Bu yüzden artık dilimizde ‘atmak’ yoktur. Kullanan, kullanmayan, doğrusu ve yanlışı vardır. Kaldırılan şeyler gibi, sizin deyiminizle giren şeylerde vardır. Mesela TDK sözlüğünde “full” var, sanki Türkçe bir kelimeymiş gibi!!!!

    O yüzden kaldırılıp kaldırılmadığına bakmaksızın doğrusu yazmak en iyisidir.

    Selamlar, Doğancan BEDİRcevaplakapat

  • CAN YILDIRIM - 21/12/2012 - 12:23

    Çok klişe bir final oldu. Son anda belki biraz fantastik, belki gerilim dolu bir hikaye falan bekliyordum. Ama hala içimdeki bir ses eserin kitaplaştığında bizi daha farklı bir sonun beklediği yönünde ve eminim gerilim birkaç doz daha fazla olacaktır. İstanbul’daki toplantıda tüm Ortak Roman katılımcılarıyla buluşmak dileğiyle.cevaplakapat

  • Erte Oyar - 21/12/2012 - 15:05

    Doğancan Bey ,biraz bildiğim için söylüyorum ama hatamı kabul etmeye de herzaman hazırım: Dilde sadeleşme yapıldıktan sonra o kesme işaretleri,uzatmalar kaldırıldı. Türk Dil Kurumu o dönemde hep bilimsel çalışıyordu. Ama son dönemlere gelince,sanırım 1980 İhtilali ile bu değerli kurumlar eskisi gibi çalışamaz oldu. Dile saygı bitti. Son derece büyük dil yanlışları yapılmaya başlandı. Özellikle yapıldı bence. Milli Eğitimin başına Amerikalıyı getirirseniz ne beklenir. Türk Dilinin kuralları zaten tam olarak belirlenmemişti ama iyice altüst edildi. Onun için şimdiki sözlükler güvenilir değil.Son yıllarda düzeltildiğini de sanmıyorum.
    Ben sadece doğru bildiklerimi söylerim. Asla kimseyi kırmak için yapmam bunu.Ayrıca buraya yazarken, hepimiz hata yapabiliyoruz. Dikkatsizliğimiz ya da aceleciliğimize geliyor. Ama eleştirirken, saygılı olmak zorundayız. Selamlar.Ayrıca dilimize de çok saygılı olmak zorundayız. O bizim herşeyimiz.cevaplakapat

  • Hasan Saraç - 21/12/2012 - 16:10

    Değerli dostlarım.

    Projemizin bu aşamasında yorum gönderen okurlara tek tek cevap vermek yerine bazı açıklamaları bu ortak kürsüden yapma ihtiyacını hissettim.

    Bana bu fırsatı veren yorumcularımıza da huzurunuzda teşekkür ederim.

    Erol Adoni (gazeteci) – Bruno Moretti (yazar, profesör) ilişkisi neden önemli?

    Güzel bir soru… Erol Adoni aslında gazeteci değil edebiyat dünyasında çok önemli bir yeri olan Paris Review dergisinin serbest zamanlı eleştirmelerinden biridir. Henüz İstanbul’daki esas mesleği hakkında bir fikrimiz yok. Erol Adoni – Profesör ilişkisi çok önemli zira tüm kurgu bunun üzerine kurulu.

    Profesör’ün Umberto ECO’nun doğum yerinde, yani Alessandria’da bir bağ evi var. Bu bağ evi aynı zamanda ECO’nun Kraliçe Loana’nın Gizemli Alevi adlı eserindeki hafızasını kaybeden sahafın kaçıp sığındığı, çocukluk anılarına döndüğü, unutamadığı gençlik aşkını yeniden keşfettiği bağ evini anımsatıyor. Eco’nun romanında o bağ evi bir sığınma yeri, Ortak Roman’da ise hafızasının yitiren roman kahramanının yeniden hafızasına kavuşacağı yer. Okurların bu ince ayrıntıyı bilmelerine tabii ki imkân yok. Ancak bir önceki açıklamamda bazı yazarların romanlarında başka eserlere sıkça gönderme yaptıklarından, kelime oyunlarıyla eleştirmenlerine meydan okuduklarından bahsetmiştim.

    Milan Kundera Roman Sanatı adlı eserinde şöyle der. “Romancının ruhu karmaşıkların ruhudur ve durumlar senin düşündüğünden karışıktır”. Varolmanın dayanılmaz hafifliği adlı eserinde de Kundera şuna işaret eder. “Roman yazarın bir itirafı değil, bir tuzağa dönüşen insan hayatının keşfedilişidir.”

    Moretti kendisi ile röportaj için gelmiş yedi elin yabancısını neden evine misafir eder ki?

    Prof. Bruno Moretti artık ünlü bir yazardır. Paris Review dergisi kendisi ile röportaj yapmak istediğinde çok memnun olmuştur ve bu nedenle kendisini ziyaret gelecek eleştirmenle birkaç kez mesajlaşmıştır. Paris Review söyleşilerinin büyük bir kısmı yazarların evlerinde, özellikle de çalışma odalarında gerçekleştirilir. Sanırım bu bir kural değil ancak okurların da yakından takip ettiği bir ritüel. Bu arada Paris Review dergisinin merkezi sanılanın aksine New York’tadır.

    Neden bir anne intihar eder?

    Berivan intihar etmemiştir. Faks mesajını okuyunca bayılmış ve şiddetli bir kanama geçirmiştir. Hamilelik döneminin hassasiyeti nedeniyle buna benzer durumlarla sıkça karşılaşılmaktadır. Bir futbol müsabakasında kalp krizi geçiren erkeklerin durumuna bence daha çok şaşırmalıyız.

    Neden faks? Hâlâ faks kullanan var mı?

    Güzel bir soru. Evet var. Özellikle ev-ofis çalışan profesyonellerin odalarında genellikle bir faks bulunur. En azından benim var ve zaman zaman kullanıyorum. Telaşla Erol’u arayan Lisa, Erol uçakta olduğundan, kendisine ulaşamaz ve bir kağıda karaladığı notları, zaten makinesinin hafızasında kayıtlı olan Erol’un faks numarasına gönderir. Neden bir eposta değil? Ben de bilmiyorum. Ancak, eposta gönderseydi bu roman çok farklı bir boyut kazanırdı…

    Roman klişe bitti.

    Bu bir soru ya da yorum değil bir kanaat ifadesidir.

    Onuncu bölümde yaptığım açıklamada her okurumu mutlu edebileceğimi sanmadığımı zaten itiraf etmiştim. Bu sonuç çok şaşırtıcı değil.

    Yine de dünya edebiyatının klasikleri arasında çok önemli yeri olan üç romanının nasıl bittiğine isterseniz bir bakalım.

    Hemingway – Silahlara Veda:

    Birinci dünya savaşında İtalya’da yaralanan Henry, hemşiresine aşık olur. Yeniden savaşa geri döner ve bir olaya karıştığı için haksız yere idam edileceğini öğrenince kaçar. Sevgilisini yeniden bulur, İsviçre’ye kaçarlar. Catherine Barkley hamile kalır, doğum günü birlikte hastaneye giderler ve doğum sırasında ikisini de kaybeden Henry eve yalnız döner…

    Tolstoy – Anna Karenina:

    “kaderimiz neyse, ya da ne olacaksa, onu biz yazdık ve bundan şikâyet etmiyoruz” Tolstoy

    Şandan, şöhretten, Saint Petersburg sosyetesinin gözde bir gelini olmaktan mutlu, kendisine yeterince tutkulu bir aşkla bağlı olmayan kocasından mutsuz olan Anna Karenina, yakışıklı, dünyaya meydan okuyan, çapkın bir subaya aşık olur. Evini terk eder. Çocuğunu geride bırakır. Artık yeterince arzulanan bir kadın olmadığını anladığında, sıradan bir hayatın zorluklarına dayanamaz ve intihar eder…

    Flaubert – Madam Bovary:

    “İçinde şiir taşımayan tek zerresi yoktur hayatın” Flaubert

    Madam Bovary bir taşra kızıdır. Bir doktorla evlendiğinde çok heyecanlanmıştır. Sonra parlak gece hayatının ışıkları gözlerini kör eder. Tanıştığı genç erkeklerle kaçamaklar yapmaya, giyim kuşamına deli gibi para harcamaya başlar. Borçlarını ödeyemeyince paniğe kapılır ve intihar eder.

    Müsaadenizle bu son paylaşımımı değer verdiğim bazı sanatçıların, düşünürlerin sözleriyle bitirmek istiyorum.

    Salvador Dali: “Mükemmellikten korkmayın; ona asla erişemeyeceksiniz.”

    Van Gogh: “Hiçbir işe kalkışacak cesaret bulamasaydık hayat nasıl bir şey olurdu acaba?”

    Picasso: “Hayal edebildiğin her şey gerçektir.”

    Stephen King: “ İyi kitaplar bütün sırlarını bir çırpıda ele vermez.”

    Nabokov: “ Takdire değer okur kendisini okuduğu kitaptaki erkek ya da kadınla değil, o kitabı yaratan, kurgulayan akılla özdeşleştirir.”

    Camus: “Peşimden gelmeyiniz, size önderlik edemeyebilirim. Önümden yürümeyiniz, sizi takip edemeyebilirim. Yanımda yürüyün yalnızca ve arkadaşım olun.”cevaplakapat

  • Gülin Demirok - 21/12/2012 - 16:52

    Ortak roman projesi kıyamet kopmadan bitti:) ve artık son satırlarımız bu sayfada…

    Hasan Bey,
    Siz, hep benim yanım da olduğunuzu hissettirdiniz , bu yüce gönüllülüktür. Ben,sizin verdiğiniz cesaretle bu güzel serüveni yaşadım ,benim için bir zenginliktir.
    Teşekkürler; size , Edebiyat Haber ekibine ve birlikte 12 kez
    bu sayfada buluştuğum tüm katılımcılara.
    6 ocak ta görüşebilmek umuduyla şimdiden hayallerinizi gerçekleştirebileceğiniz yeni bir yıl diliyorum hepinize.cevaplakapat

  • Doğancan BEDİR - 21/12/2012 - 17:05

    Erte Bey(Sanırım erkeksiniz, eğer değilseniz özür dilerim, benim cahilliğim),

    Burada doğru yada yanlış yok ki. Tamam TDK bunu kaldırmış ama kendi öz dilinde o kullanılıyor ve doğrusu da o yani. Ben gözden kaçmıştır diye söyledim zaten. Zaten kitap editör tarafından okunurken ve tekrar gözden geçirilirken değiştirilebilir lakin hani göz batıyor benim için. Sizin batmıyor olabilir, bu çok doğal. Ayrıca bilgilerinizi paylaştığınız kişiler kırılmazlar, neden kırılsınlar ki? Ve sanırım benim saygısız olduğumu düşünüyorsunuz ama ben ne saygısızlığı yaptığımı bilmiyorum inanın!

    Ve elbette dilimiz önemlidir. Ben Türkçe-İngilizce karışımı kullanan kişilerle konuşmam, Türk malı olup da İngilizce veyahut başka dillerdeki kelimelerle ismi konulan ürünleri de tüketmem.

    Saygılar, bence bu tartışma son bulmalı. Yani bir kısır döndü. Rüya mı yoksa rûya mı gibi bir şeye benzedi iyice. Zaten yıllardır edebiyatçılar tartışıyor, ben böyle zevk alıyorum siz öyle, e o zaman herkes zevk aldığı gibi yaşasın değil mi? :)cevaplakapat

  • Doğancan BEDİR - 21/12/2012 - 17:11

    Hasan Bey son yazdığı mesajla hepimize mesajı yollamıştır sanırım. Kendi adıma konuşayım, bu romanı ancak 2 hatta 3 okuyuşta anlarım. Yani içerisindeki incelikleri, verdiği mesajları, değindiği başka romanları, neden birinin öldüğünü yada bir şeyleri unuttuğunu… Sanırım Hasan Bey kaliteli bir şey yaptı ve ben anlamadım. :) Hasan Bey’de anlatmaya devam etti. Belki romanın bitmeyişi böyle bir durumu ortaya çıkardı, artık mart ayında tekrar okuruz da iyice anlarız. :)cevaplakapat

  • Erte Oyar - 21/12/2012 - 19:06

    Doğancan Bey,Ben emekli edebiyat öğretmeniyim. Tezimi dilden yapmıştım. (Siz umursamıyor olabilirsiniz.) demişsiniz. Umursamasaydım size yazar mıydım.Dili doğru kullanmak bir görevdir. Ben de Erte Hanım olarak bunu yapmaya çalışacağım. Kesme işaretleri Arap alfabesine ait. Tabii bize Arapça’dan pekçok kelime geçtiği için ,dile yerleşenler Türkçe sayıldı ve bizim kurallarımıza uyduruldu. Sadece bunu söylemeye çalıştım. Selamlar.cevaplakapat

  • muhtar - 21/12/2012 - 20:06

    Hasan Bey size sonsuz teşekkürler böylesi güzel bir etkinlik yaşattığınız için… (gönlüm hiç bitmesin istedi aslında) dilerim yeni proje ile yine benzeri heyecanı yaşarız…

    Hasan Bey’in “Ortak Roman” projesinde yer alan tüm diğer arkadaşların da kalemlerine ve gönüllerine sağlık… böylesi bir projeyi böylesine güzel ve keyifli hale getirdikleri için….
    Dilerim her birisinin kendi romanını da okuruz…

    Kitabın çıkmasını heyecanla bekleyeceğim… ve hepinizin imzasını aynı kitap üzerinde görmek de hayalim…cevaplakapat

  • Erte Oyar - 21/12/2012 - 20:57

    Sevgili Hasan Saraç, eserin bitişinin bizi mutlu edip etmemesi söz konusu olamaz. Aslında sizin eseri sunuşunuza göre böyle bir sona(ya da buna yakın bir sona) ulaşması en akla uygun olanıydı. Malzeme sizin elinizdeydi. Ben sadece kendi roman görüşümü yansıtmak istedim. Ben olaya dayalı anlatıları sevmiyorum. Sanki ben yazsam çok mu iyi olucak ,o ayrı!

    Geniş kültürünüz, birikiminiz, kurgudaki ustalığınız tartışma götürmez! Edebiyat alanında kendini çoktan kanıtlamış birisiniz.Böyle uluorta eleştiri yaparken, bir yandan da sizi kırıyorum diye üzülüyorum. Ama bu iş ancak böyle olur diyerek ,özür dilememek için kendimi zor tutuyorum.Saygılarımla…cevaplakapat

  • Nergiz Yanmaz - 21/12/2012 - 23:15

    Duygu dolu bir son oldu, gerçekliği de mümkün bir hikaye bu. ABD de olunca bu olay bu beni daha çok ikna ediyor. Ayrıca faksı halen kullanıyoruz. Benim evimde faksım var ve faks olmadan bir profesyonel hayatı halen düşünemiyorum. Ayrıca ABD de faks kullanımın yogun olduğunu da hatırlıyorum. Faks olmayıp belki bir telesekreter mesajı bırakmış olabilirdi. Benim bir faksımda tel., faks, telesekreter ve fotokopi özelliği var mesela. Stress bir düşüğe yol acarmi?? Gebeliğin kaç aylık olduguda onemli. Outran intihara teşebbüs etmesin o biraz olmaz diye düşünüyorum. Elinize saglik, basili formatı bekliyorum.cevaplakapat

  • Doğancan BEDİR - 22/12/2012 - 09:44

    Erte Hanım,teziniz dilden olabilir, birçok şeyde biliyor olabilirsiniz, eminim ki benden daha çok şey biliyorsunuz dil konusunda, keşke bende sizin kadar bilsem, bunun için çabalıyorum bende. Tamam haklısınız Arap alfabesine ait ama doğrusu o yani ve ben öyle seviyorum. Ayrıca ben ne dersem diyeyim sonuçta kitabı basacak olan yayınevinin editörü kendi istediğini yapacaktır. Engin bilgilerinizden mahrum etmediğiniz için ellerinizden öpüyorum sayın öğretmenim,saygı ve sevgilerimle…cevaplakapat

  • Feride Güllü - 22/12/2012 - 12:27

    kitabı sabırsızlıkla bekleyenlerdenim :) kaleminiz daim olsun.cevaplakapat

  • sebahat kurtöz - 22/12/2012 - 14:04

    Yazılanları okudukça şaşkınlığım arttı,hayal kırıklığım da…
    Burada yapılan bir romanın ön çalışması bitirilmiş ve okuyucuya
    sunulmuş değil.Hasan Bey bizlerle bir ilki gerçekleştiriyor basılmış bir eseri görücüye çıkarmıyor.Fikir beyan etmek,ortak projeye katkıda bulunmak,romanın gidişatını birlikte belirlemek burada bulunma amacımız yanılıyor muyum?Ortak çalışma bitti şimdi derin bir nefes alıp yazarımızın vereceği son şekli beklemeliyiz.
    Ben sabırsızlıkla,heyecanla bekliyorum kitabı elime almayı ve sayfalarını çevirip okumayı.Sonra sonrasına bırakalım ve 6 Ocak günü görüşmek üzere diyelim.cevaplakapat

  • Erte Oyar - 22/12/2012 - 17:26

    Doğancan Bey, engin bir bilgim yok.Her an yanılabilirim. Dilimize aşığım ve doğru kullanılmasından yanayım. Siz çok donanımlı ,görüşlerine saygı duyduğum birisiniz. İlkelisiniz. Böyle de olsa tanımak güzel. Saygılarımla.cevaplakapat

  • Derya Çiftkaplan - 24/12/2012 - 05:44

    Romana bir batılı gibi başladınız ama bir ortadoğulu gibi bitirdiniz..cevaplakapat

  • Semih SAVURAN - 25/12/2012 - 15:01

    Roman bencede güzel sonlandı. Kurgusunu çok beğendim ama ne yalan söyleyeyim yazın konusunda eleştirdiğim çok yer oldu. Edebiyatta mükemmel olmadığı için eleştirilen yerleri romanın tarzına veriyorum. Psikolojik yönü ağır kendini bilmeyen birisinin üzerine kurgulanan bir romanın tek düze ilerlemesini bekleyemezsiniz. Onun ruhuna uymaz zaten. Hasan bey başarılar dilerim. Yorumcu arkadaşların ilgisini takdir ediyorum. Herkes için güzel bir çalışmaydı bence.cevaplakapat

  • Fatma OKUŞ - 25/12/2012 - 23:01

    Arkadaşlar romanı heyeanla bi solukta okudum nasıl bi sistemle çalışıp bunu başardınız bilemiyorum ama emeğinize değmiş muazzam bi eser olmuş.. Hala şaşkınım bi o kadar heyecanlıyım ya bravo hepinize ayakta alkışlıyorum..cevaplakapat

  • Melek Diker Yücel - 29/12/2012 - 13:40

    6 Ocak 2013 İstanbul ve 20 Ocak 2013 Ankara toplantılarıyla ilgili şehir adı ve tarih dışındaki ayrıntılar biliniyor mu? Saat kaçta, pastanede mi, lokantada mı yoksa bir okulun bir sınıfında mı:) toplanılıyor?cevaplakapat

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r