“Doppler” üzerine | Ceren Erginsoy

Şubat 24, 2020

“Doppler” üzerine | Ceren Erginsoy

Neredesin?

Şu an diyorum. Neredesin?

Buradasın görüyorum seni. Bir daha soruyorum. Lütfen doğru duy beni. Neredesin?

Tamam! Başka türlü soracağım. Nerede olmak isterdin? Tam şu an. Evet…

Dert değil. Ben de gidip geliyorum anlarımdan. Hatta geçen gün gittim. Harika bir ormanda yürüdüm. Ağaçlarla sohbet ettim. Çiçeklerin böceklerin fotoğrafını çektim. Sonra denizin içine batan güneşi izledim. Evet gittiğim yerde deniz de vardı. Bana eşlik eden bir sokak köpeği de. Bir ses beni geri getirdi. Çocuk sesi olabilir, kedi sesi olabilir, moloz taşıyan kamyonun gürültüsü olabilir. O sese sinir oldum, beni geri getirdiği için. Çünkü elimde elektrik ve doğalgaz faturası vardı. Sonra deli sorular, neden bu kadar çalışıyorum? Bu kadar çalıştığım halde hala neden faturalarla neden başa çıkamıyorum? Bir işi yetiştiremediğimde, başka ne işin var ki, diye küçümseyici sorulardan bıktım. Neden sürekli acımasızca konuşmalara maruz kalıyorum? Hey! Ben gittim. “Tek derdimin para olmasından, kültürümüzün izin verdiği ölçüde, en küçük derdimin para olmasına geçtim.” Kızılderililer gibi takas yapacağım. Hatta benim gibilerle toplanıp Potlaç Bayramı bile yaparım. “İnsanlar takas yapar. İnsanların birbirine hayrı dokunur.” Bizim birbirimize hayrımız dokunacak.

Peki sen n’apacaksın? Bir yerde savaş çıktığında, mesela “ABD ve İngiltere, Irak’a karşı harekat başlattığı gün. Sesini kıstığım televizyonda bombalar Fırat’ı ya da Dicle’nin ya da her ikisinin birden üzerine yağarken, küveti banyoda nereye yerleştireceğimizi çizdik.” mi diyeceksin? Diyeceksin! “İnsanları sevmiyorum. Söylediklerini sevmiyorum. Onların temsil ettiği şeyi sevmiyorum.” Onlardan gitmek istiyorum. O insanlardan.

“Görünmemekten doğan o eski güzel mutluluk. Çıt çıkarmamak, yere çömelmek ve kimsenin seni bulamayacağına inanmak.” Para için gittikçe gaddarlaşanlardan kurtulmak, bana ne iyi gelirdi.

“Şimdi hayatta olanların yok olması ve yerlerine yeni bir insanlığın gelmesi gerek. Saldırgan nitelikleri az, daha az yufka yürekli bir insanoğlu, büyük resmi görebilme yeteneğine sahip yeni bir tür ortaya çıkmalı.” Belki de.

Ama hayır. Biz “Herkes gibi, çalışması için ara sıra doğru bir şekilde yağlanması gereken, ince ayar bir makine.”yiz. Şimdilik çalışacağız, çalışacağız, çalışacağız… Onlarda en basit şeyi bize uzatarak, en bilinmedik kelimeleri kullanarak, ucu en yoruma açık cümleler kurup bizi şaşkınlığa sürükleyerek, sonuçtan nemâlanmaya devam ederek yaşayacaklar.

Zaten “Kafa karıştıran sinyaller konusunda insanların üstüne yoktur, kimse onları alt edemez; istersen bin yıl aran dur, insanların yolladığı sinyallerden daha kafa karıştırıcı bir şey bulamazsın.” Bence, uzaydan gelen sinyalleri aramak yerine, insanlar arasındaki bu tuhaf sinyalleri çözmeli bilim insanları. Bıktım bu imalardan, sinyallerden.

Bu sıralar sürekli bedenim ve ruhum başka yerlerde. Buluşmuyor bu ikili. Moda deyimle ‘anda değilim.’ Anne neyin var, diye soruyor. Canım, soruyor. Oğlum. Çok salak bir halde olduğumu anlatıyorum. Bir dakika, diyor. Odasına gidip elinde kitapla geliyor. Ben çok beğendim. Belki cevap bulursun, diyor. Benim bedeni 13 ruhu 30 yaşındaki bir tanemin elinde, Erlend Loe’nun Doppler kitabı. Gözlerim doluyor. Mutluyum. Hem de çok. Rastgele bir sayfa. Oğlumun altını çizdiği bir satır var. “Dünya insanlara ait değil, insanlar dünyaya ait. Çiçekler bizim kız kardeşimiz, at, büyük kartal ve geyiği saymıyorum bile, hepsi erkek kardeşlerimiz. İnsan nasıl olurda herhangi bir şeyi satabilir ya da satın alabilir? Hava sıcaklığının ya da ağaçlardaki rüzgarın sesinin sahibi kim? Dallardaki bitki örtüsünün özlerinde bizlerden önce yaşayanların hatıraları saklı. Şırıl şırıl akan derede babamın ve onun babasının sesleri mevcut. Bastığımız toprağın altında atalarımızın tozlarının da bulunduğunu, dünyanın başına gelen her şeyin bizim de başımıza geleceğini, dünyaya tükürsek kendimize tükürmüş olacağımızı falan çocuklarımıza öğretmemiz gerek.” “Bir gün geri dönmeye karar verirsem, ben ve ailem, ormana bir teşekkür borçlu olacağız.”

Hoş geldin Doppler.

“Kafaya alınan tek bir darbe her şeyi değiştirdi. Hep parayla meşguldüm; vaktimi ve yeteneğimi nasıl değerlendireceğimi, daha çok para istifleyebilme arzum belirliyordu. Sonra bir gün bisiklette kafamı çarpıyorum ve birdenbire artık kafayı paraya takmaz oluyorum.” Sonra ormana yerleşiyor. Ve bir gün Kızılderililer gibi totem yapıyor. Babasının, oğlunun, kâğıt oyunlarından zerre kadar anlamayan geyiği Bongo’nun ve kendisinin totemi bu. Belki de ormandan giderken, Kızılderililer gibi ruhlarını ormana hapsetmek istiyor.

Tırnak içindeki satırlar, Doppler’den. Kitap ‘Devam edecek’ diye bitiyor. Bir an önce yaz Erland Loe. Sabırsızlıkla Doppler’in yeni macerasını bekliyorum.

Ve kitaptan diğer aforizmalar:

“Sürekli bir şeyler yapmak ya da yapacak bir şeyler icat etmek zorunda olduğumuz fikri içimize işlemiş. İnsanın bir meşguliyetinin olması bir bakıma iyi bir şey, uğraştığımız şey çok aptalca olsa bile. Ne pahasına olursa olsun, sıkılmak istemiyoruz ancak ben, sıkılmaktan hoşlandığımı fark ettim.”

“İyi günde, kötü günde demiştik evlendiğimizde. Sorun aynı günün biri için iyi, diğeri içinse kötü olabilmesinde elbette.”

“İnsan oturduğu dalın en ucuna gitmeye cesaret edebilmeli ve hatta bindiği dalı kesebilmeli”.

“Sorunun kendinde olduğunu itiraf etmek kolay iş değil. Özellikle de etrafında suçu üstüne almaya hazır başka insanlar varsa.”

“Kendi kendimeyken bile, akıllı olmamaya karar vermişken bile akıllıyım. Bu bir hastalık.”

“Takastan, hırsızlıktan ve ormandan geçineceğim. Ben ölünce de orman benden geçinecek.”

“Televizyon izlemek, insanları neden sevmediğim konusunda kaynak kitap okumak gibi. Televizyon içimizdeki bütün iğrençliklerin özü.”

“İnsanların hemencecik gerçeklik diye adlandırdıkları şey gerçekten var mı, onu da bilmiyorum.”

“Bu çok, çok kötü bir dünya. Sana kendini savunma  fırsatı bile tanımadan iyi niyetini sorguluyorlar. Dostluk arayışın sapık planlara yoruluyor. Böyle olmamalı. Ama böyle işte.”

“Bir sanat okuluna gidebilirsin. Sınırları korumaktansa sınırları zorlamanı sağlayacak bir okul.”

Bu bir seferberlik. Bizler son nefesimize kadar savaşacak askerleriz.

Akıllılığa karşı. Aptallığa karşı.

Çünkü ortada bir savaş var.

Bir savaş.

Ceren Erginsoy – edebiyathaber.net (24 Şubat 2020)

Yorum yapın