Masthead header

Category Archives: sedat sezgin

İdealist biriyseniz, sadece ülkenin iktidarı ya da muhalefeti değil, bunları var eden toplumun çoğunluğu hatta neredeyse tamamı yozlaşmışsa gerçekte yapabileceğiniz bir şey var mı? Bu iktidarı bir gün değiştirebilme şansınız olsa bile bu toplumu değiştirebileceğinize inanıyor musunuz? Ya da tam tersi, bu yozlaşmış toplumu değiştirmek mümkün olsa bile yine de iktidarı değiştirmek öyle kolay olabilecek […]

devamını oku »

Soru şu: Nitelikli insanlarla görevsever insanlar arasındaki fark nedir? Javier Cercas, Salamina Askerleri adlı yapıtında gerçek kişilikler üzerinden tarihi yeniden kurgular ya da anlatıcının da dediği gibi belki de: “sadece gerçeklik üzerine kurulmuş bir anlatı.” Ama bizim konumuz bu değil. “Onu, savaşın sonuna doğru buraya çok yakın bir yerde, Collell Tapınağın’da kurşuna dizdiler. Orayı biliyor […]

devamını oku »

“Kendinize bu kadar yüklenmeyin. Dünyada zaten yeterince zülüm var. Kendinizi günah keçisi haline getirerek durumu daha da kötüleştirmeyin.” Hepimiz ömrümüzün bir yerinde Philip Roth’un Nemesis yapıtından alıntıladığım bu sözü duymuş ya da bir şekilde dile getirmişizdir, kendimize veya bir başkasına. Bizden kaynaklanmayan suçlardan ya da trajedilerden kendimizi günah keçisi seçmek doğru olmayabilir tabii, ancak bazı […]

devamını oku »

“Madam Tristan bir bölücü!” Tarihe bugünden bakarak ders çıkarabiliriz, hiç kuşkusuz geleceğimizi inşa ederken hatalarımızı azaltabiliriz de, ancak iş kurguya yaslanırsa içinde başka anlamlar da aramalıyız. Mario Vargas Llsosa, Cennet Başka Yerde adlı romanında, nerdeyse iki asır önce yaşamış eşitlikçi, özgürlükçü, kadın hakları savunucusu Fransız yazar Flora Tristan’ın hayatına odaklanır, ki muhtemelen bu aktivist yazarın […]

devamını oku »

Sanırım şu soru birçok kişinin de aklına gelmiştir, en azından Müslüman coğrafyasında yaşıyorsan ve ömrünün belli bir döneminde ufakta olsa inancın köşesinden-kıyısından sorgulamalara başlamışsan: “Cennetteki Âdem ve Havva iki tutsak değiller miydi?” Evet, cennette sahip olmak istedikleri her şeye sahiplerdi; istediğin kadar avarelik, gez toz ve bolca saçmalama hakkı gibi. Bolca seks diye de ekleyecektim […]

devamını oku »

Bizi hayatta tutan şey nedir? Tanrı mıdır? Buna hem evet hem de hayır diyebilecek insanlar vardır. Para mıdır peki? Çok fazla arzulandığında para da bir tür tanrıya dönüşebilir. Herhangi bir obje midir, neden sorulmasın, evimiz bile bir tür tapınağa dönüşebilir. Bizi hayatta tutan güç nedir? Hayat enerjimiz, hayat ışığımız tam da sönmüşken hem de. En […]

devamını oku »

“Bizleri çıldırmaktan koruyan nedir? Yaşama gücü müdür? Egoizm midir? İnsanın sinsilikten sıyrılmasını sağlayan yegâne güç müdür? Yoksa, insanoğluna bireysel mutsuzluklardan başkası verilmemiş de, yaşamla ilgili en sert cezalar bireysel yaşam gücünün dayanma sınırlarına göre mi verilmektedir? Her şey birer sınavdan mı ibarettir? Fakat yalnızca anlayıştaki kırılmalar bu bireysel mutsuzluk içerisinde sık sık anlamayı imkansızlaştıran hayaller […]

devamını oku »

Nazilerin dünyayı avuçlarına almak istedikleri bir dönemde geçer Kosinski’nin Boyalı Kuş yapıtı. Yahudiler, Çingeneler kıyımdan kaçışıp dururlar, saklanacak delik ararlar.  Simon altı yaşındadır, anne babası savaştan sağ çıkması umuduyla onu kendilerinden uzaklaştırmışlardır, ancak kıyım bazıları için artık her yerdedir ve Simon’un bundan yara almadan çıkması neredeyse imkânsızdır. Yine de Boyalı Kuş’un savaş üstüne yazılmış bir […]

devamını oku »

Bizi hayatta tutan güç sevgidir, sevme ve sevilme arzusudur, kimsenin buna karşı çıkacağını sanmıyorum. Bu kaynaklarımızı tükettiğimizde ya da kaybettiğimizde, acımızı unutmaya veya inkâr etmeye ne kadar çabalasak da bedenimiz buna karşı çıkar, arzusunu bir şekilde belli ederek sonuna kadar direnir. Andrey Platonov açlığı ve çaresizliği çokça yazmış bir yazar, muhtemeldir ki kendisinden de epeyce […]

devamını oku »

Ölüm acıdır, ama ölümle göz göze gelmek daha da acıdır, en azından bilincimiz için böyledir, onu olduğu gibi kabul etmek kolay değildir, bir gözümüz daima yaşama arzuyla bakar. Andy yatalaktır, ölümün ona doğru hızla koştuğunu artık fark edebiliyordur. Hırçındır, öfkelidir, içi özlem doludur, biraz da umursamazdır ya da umursamaz biriymiş gibi görünmek istiyordur. Elli yaşlarındadır, […]

devamını oku »

“Gökler insancıl değil, ne üstümdeki ne altımdaki ne de içimdeki yaşam öyle.” Çek yazar Bohumil Hrabal’ın Gürültülü Yalnızlık romanının kahramanı Hanta’nın ağzından dökülen bu söz akla doğal olarak “İnsancıl olan nedir?” sorusunu getirebilir. Gerçi yapıtta mesafe kat ederken vardığımız bu sayfada artık Hanta’nın bu konudaki görüşünü tamı tamına olmasa da ne demek istediğiyle ilgili fikir […]

devamını oku »

Marcus’un iç sesi: “Yaşam pınarının tadını çıkar! Gençsin, neşelisin ve coşku dolusun!” diyordu. Ancak baba, okul, arkadaş, din ve içinde nefes aldığı toplumun tamamı buna güçlü bir dirençle aksini savunarak karşılık veriyordu. Okuduğu üniversitenin erkek öğrenci dekanı yurttaki odalarını sıklıkla değiştirmesinin nedenini öğrenmek için Marcus’u yanına çağırır. Bir ruhban okulu olarak eğitim vermeye başlayan Winesburg, […]

devamını oku »

Sahiden de hayat denildiği kadar karmaşık mıdır? Dün de dünden önceki gün de benzer veya biliniyor ise nedir bu hayatla ilgili alıp veremediğimiz? Olup biten her şey gözümüzün önünde gerçekleşmiyor mu? Gelecek hiç var olmadığına göre (belki de geleceğe dair sadece umut ve kaygı vardır) şimdiyle yetinmek zorunda değil miyiz ve devamında gelen başka bir […]

devamını oku »

Başarı ve satın alma temeli üstüne kurulu yaşam şeklimiz bir gün bizi çıldırmanın eşiğine getirmeyecek mi? Ya da basit bir uyaran bile olsa bizi, yani insanı, kendi doğasını tanımaya veya özüne dönmeyi eninde sonunda sağlamayacak mı? Kapitalizmin her alanına hükmettiği hayatımız buna daha ne kadar dayanabilecek, daha doğrusu bir gün “Dur!” demeyecek mi? Erlend Loe’nin […]

devamını oku »

“İnsan yaşamı, karanlıklardan çıkarak bir süre bir mum ışığı çevresinde toplandıktan sonra, herkesin kendi karanlıklarına dönüp yok olmasından ibarettir.” Kenzaburo Oe kendi yaşantısından beslenerek hikâyeler kurgulayan bir yazar. Oğluyla olan ilişkisinin izleri birçok yapıtında bariz şekilde görülebilir. Fakat ben bunlardan bahsetmeyeceğim, “Kurbanı Beslemek” kitabında yer alan Delilikten Kurtar Bizi adlı öyküsünde beni özellikle ilgilendiren kısım: […]

devamını oku »

Hemşire: “Ah canım benim, gördün mü, ne kadar tatlıydı küçük kız. Birazdan parmağı ampute[1] edilecek, kapının arasına sıkışmış, dikmişler tutmamış.” Yanındaki hemşire: “Hayır görmedim, peşinden giderek hafızama acı bir fotoğraf daha eklemek istediğimden de emin değilim.” Hastanenin Plastik Cerrahi Kliniği’ndeki koridordayım, bir arkadaşın yüzündeki benleri aldırmak için ordayız, ona refakat ediyorum, böyle basit bir işleme […]

devamını oku »

Biri sevmeye zorlanabilir mi? Ya da birileri…  “İnsanlar arasındaki herhangi bir ilişki her zaman bir sorunlar yumağıdır, karşı koymalar, saldırılar ve küçük düşürmeler.” Juan, İngiliz bürokratın sözlerini İspanyol bürokrata tercüme ederken okur olarak bizler de bu sözlerin muhatabı ya da dinleyicisi oluruz. Devam eder: “Herkes herkesi bir şeylere zorlar, istemedikleri şeylere değil, daha çok isteyip […]

devamını oku »

John Steinbeck’in hangi yapıtını okursak okuyalım doğadan ayrı olmadığımızı, aksine bir parçası olduğumuzu ve bu doğanın içinde yaşadığımızı üstüne basa basa anımsatır, hatta bağırır. Ancak bu doğayla bütünleşerek, onu her yönüyle görerek (kabul ederek demiyorum) var olabileceğimizi, umutsuzluktan kurtulabileceğimizi fısıldar.  Doğa belki görünen kısmıyla acımasızdır bazen, av avcı ilişkisi hiç de az şiddet içermez sonuçta, […]

devamını oku »

Mihály ve Erzsi balayını geçirmek için İtalya’ya trenle seyahat ederler. Yolda Mihály kahve içmek için bir durakta iner, kahvesini içer ve birden trenin hareket etiğini fark eder. Koşarak son vagonun kapı koluna tutunur, ilk durakta karısının olduğu vagona gitmeye karar verir, ne de olsa bu eski model trenlerde vagonlar arasında yolcular için gidiş geliş bağlantıları […]

devamını oku »

Ç o k   O k u n a n l a r