Masthead header

Category Archives: pınar k. üretmen

Öncelikle bir kitap yorumu olmasının yanı sıra bu yazının eser miktarda varoluşçuluk, felsefi sorgulama, kaygı psikolojisi ve mutluluk (ya da mutsuzluk) üzerine beyin fırtınaları içerdiğini belirtmem gerekir. Mutsuzluk Zamanlarında Mutluluk romanını ele alırken bunca konunun dahil olmasının nedeni, ana kahraman Gerhard Wahrlich’i daha iyi anlatabilme ihtiyacı. Zira kitabı okuyan kimi arkadaşlarımın ve hakkında yazan eleştirmenlerin […]

devamını oku »

İnsanı, bilinmeyenin dokunuşundan daha çok korkutan bir şey yoktur, der Elias Canetti. Sınırlı bir süre için, sınırlı mekânlarda yaşarken mesafe isteriz çevremizde. Ama aynı insan, dokunmaya da ihtiyaç duyar. Doğa karşısında yalnız ve çaresiz hissettiği ölçüde diğerleriyle bir ve beraber olmayı amaçlar. Temastan ürkünce mesafeyi açar, korkunca yaklaşır. Schopenhaur, kirpi mesafesi olarak tanımlar bunu. Soğukta […]

devamını oku »

Anlatacağım hikâye Molina’ya dair. 1987 yılında, soğuk bir Ankara gününde tanışmıştık, birkaç haftalığına benim şehrimin sinemalarına gelmişti. İlk karşılaşmamız Akün Sinemasında olsa gerek, hâlâ ne adını ne de bakışını unutamam. Anlattığı bireysel bir hikâye değil adeta tüm insanlık tarihinin izdüşümüydü. Saniyede yirmi dört kere geçen gerçekliği içeriyordu*. İnsanın inandığı fikirler için olduğu kadar aşk için […]

devamını oku »

“Gördüğün rüyanın tabirisin.” S. Freud Ünlü yönetmen Stanley Kubrick, İkinci Dünya Savaşı ve Nazizm üzerine bir film çekmeyi düşünmesine rağmen o sırada Steven Spielberg tarafından Schindler’in Listesi çekildiği için bu projesinden vazgeçer. Bu sayede belki sadece bir proje olarak kalacak son filmi Gözleri Tamamen Kapalı (Eyes Wide Shut) hayata geçer. Zira Kubrick bu filmi çektikten […]

devamını oku »

Sartre’a göre insan olmanın temelinde özgürlük düşüncesi yatar. İnsan, düşünen olduğu kadar seçim yapmak zorunda olan varlıktır aynı zamanda. Onu tüm diğer canlılardan ayıran da bu özgür seçim meselesidir. Sartre, insanın yani ‘ben’ olarak adlandırdığım varlığın, doğa tarafından belirlenmediğini, yaptığı seçimlerle kendisini var ettiğini ileri sürer. Kendi doğamı, yaptığım seçimlerimle ben oluştururum. Bilincimi kazandığım günden […]

devamını oku »

Yaşadığımız çağ bir ütopya mı, yoksa distopya mı uygun düşer tanımlamaya? Ütopya, düşlenen ülke, düş ülkedir. Yunancadan gelen anlamıyla ‘olmayan ülke’ demektir aynı zamanda. Ancak olmasa bile sonuçta, istenilen, arzu edilen, ulaşılmaya çalışılandır. Ya distopya? Ütopyanın karşıtı olduğuna göre istenmeyen, kötücül, kabus ülke olmalı o da. Denebilir ki insan, dünyanın her geçen gün daha kötücül […]

devamını oku »

Nazım Hikmet, 1930 yılında Yeni Ay dergisinde “Muazzam Şair Mayakofski Neden İntihar etti?” başlıklı bir yazı yazar. Ancak adının önüne eklenen “sakıncalı” ibaresinden gene kurtulamayarak Süleyman adıyla yayımlamak zorunda kalır yazısını. Mayakovski, yirminci yüzyıl Rus edebiyatının en büyük şairlerinden biri olarak kabul edilir. 1930 yılında intihar ettiğinde bir veda mektubu, dostu Bricks’e verilmek üzere yarım […]

devamını oku »

Louis Aragon 1942 yılında, İkinci Dünya Savaşı’nın ateş çemberinde yazar Mutlu Aşk Yoktur şiirini. Elsa’nın gözlerinden anlatır ülkesi için ve umutsuzluğa karşı direnişini. Dünya bir ateş yeridir ve çok sevilen her ne varsa tehlikededir. “Hayatı Bu silahsız askerlere benzer / Bir başka kader için giyinip kuşanan” der Aragon, sevgili Elsa’sına. Hayat ve aşk devam etse […]

devamını oku »

6 Ağustos 1945 günü, bir uçak havalanır Pasifik Okyanusu’ndaki Marianas Adaları’ndan. Kucağında “Küçük Oğlan Çocuğu!” adı verilen bombayı; kucağında ölümü taşıyan B-29 tipi bir savaş uçağıdır bu ve Hiroşima’ya doğru yol almaktadır. O gün 250 bin nüfuslu şehirde 65 bin kişi can verir, daha fazlası da ciddi şekilde yaralanır. “Saçlarım tutuştu önce,/ Gözlerim yandı kavruldu./ […]

devamını oku »

İnsanca yaşayabilmek adına  tutunduğumuz en önemli değerlerden birisidir “umut.” Hayat yolunda gücümüzün tükenmemesi için dört elle sarıldığımız. Hele ki umutsuzluk uçurumunun yanı başında olduğumuz günümüz dünyasında… İnsan dilde ikamet ediyorsa gerçekten, “Kullandığımız sözcükler anlamı indirgeme ve ya çoğaltma imkânına sahiptir.” diye önerebilir miyiz? Kelimeler gibi anlatılar da yüzeyde görünenden çok daha fazlasını işaret edebilir mi? […]

devamını oku »

“Şair ve filozoflar, bilinçdışını benden önce keşfettiler. Benim keşfettiğim şey ise, bilinçdışını araştırmak için gerekli olan bilimsel yöntemdi.” S. Freud Bilinç canlı ve hareketlidir; bir akış halindedir. İnsan davranışlarının yalnız yüzde on kadarının nedenselliği bilinç düzeyinde yer alır. Geri kalan kısmı ise bilinçdışı tarafından yönlendirilir. Burası unuttuğumuz, yok saydığımız, fakına varmadığımız bilgilerin saklanma yeridir. Bir […]

devamını oku »

Bugünlerde bir distopyanın içine fırlatılmış gibiyiz. Şairin “Bu kekre dünyada yazık geçit yok aşka/ bir şey yok paylaşacak acıdan başka(*)” dediği günlerin uygulamalı dersindeyiz sanki ve her sene ikmale kalan öğrenciler gibi kâbus hiç bitmiyor. İnsanlık, liyakat sınavından geçiyor. Bu yoğun ve karanlık gündemde acıdan ve siyasetten başka bir şey düşünemez, sevgiden söz etmeye ise […]

devamını oku »

Sözcüklerle ilişkilendirilmeyen anlam yarımdır, eksiktir. Dil kullanımı önemlidir hayatta. Onunla tanımlar ve tarif ederiz varlığımızı. Olayları hafızaya kaydedebilmek için adlandırmaya ve sınıflamaya ihtiyaç duyarız. “Dil zihinler tarafından değil, zihinler dil tarafından şekillenir.” dediği gibi ünlü İtalyan düşünürü Giambattista Vico’nun… Zihnimizi inşa eden şey kullandığımız dildir. Bugünlerde Virginia Woolf’a ait biyografi üzerinden edebiyatta yeni bir “dil” […]

devamını oku »

Toplumsal alışkanlıklarımız üzerine yapılan pek çok araştırma, bir gerçeği bize tekrar hatırlatıyor: Kitap okumayan bir toplumuz. Bunun nedenleri üzerine değişik bakış açıları ile irdelenmiş faklı cevaplar verilebilir kuşkusuz. Oysa okuma alışkanlığı değerlendirilen bireylerin verdiği yanıt oldukça net ve basit: “Okumak için vaktim yok!” Televizyon izleme oranlarının bu kadar yüksek olduğu ülkemizde bu cevap, oldukça manidar […]

devamını oku »

Uzun yıllardır süregelen bir tartışma bugünlerde gene alevlenmişe benziyor. Türk edebiyatında birkaç isim dışında niçin eleştirmen yetişmiyor? Son yıllarda eleştiri kurumuna yeni kalemler neden katılamıyor? Bunu eleştirmenliğin zor olmasına, çok okumayı ve birçok konuda fikir sahibi olmayı gerektirmesi gerçeğine bağlayanlar var. Ama genellikle eleştirmenlerin piyasa sermaye ekonomisi üzerinden nemalanan, birilerine hoş görünmek için yazan, eleştirdiği […]

devamını oku »

Ç o k   O k u n a n l a r