Masthead header

Category Archives: onur bilge kula

Latince ‘interpretatio’ kavramının Türkçe karşılığı olarak kullanılan yorum, bir yazınsal metni bütünlüğü içinde anlama ve anlamlandırma denemesidir. Çoğu kez Yunanca ‘hermenia’, ‘serimleme’ kavramıyla karşılanabileceğini düşündüğüm ‘yorum’, yazınsal değerlendirimin taşıyıcı kavramıdır. Yorumlama etkinliği ve bu etkinliğini sonucu olan ‘ürün’, diyesi yorum metni anlamında yorum(lama), yazınsal metne ilişkin her türlü açıklama, serimleme ve çözümlemeyi kapsar. Dolayısıyla, yorum, […]

devamını oku »

Thomas Mann’ın ayırıcı özelliği, izlekler ve kahramanların tasarımı ve dili biçemselleştirme konusunda gösterdiği özendir.  Bu yazar için yazmak, yaşamak, yaşamı derinden duyumsamak demektir. Fischer Yayınevi, Mann’ın yazmak ve yazara ilişkin yapıtları, yazıları ve söyleşilerinde dile getirdiği 13 öğüdünü bir araya getirmiştir. Türkçeleştirdiğim bu öğütlerden bazıları önemli, bazılarıysa önemsiz sayılabilir, farklı ağırlıklaştırılabilir.    Yazar olmak için, […]

devamını oku »

Johannes Gutenberg bütün dünyada basım tekniğini bulan kişi olarak tanıtılır. Alman basınında (Matthias Heine, Spiegel, 3. 2. 2021) yer alan ‘Gutenberg, Türklere Karşı Propaganda Yazıları Basmakla İşe Başladı’ adlı yazıda, bu bilginin doğru olmadığı, basım tekniğinin daha önce Asya’da geliştirildiği belirtilmektedir. Yazı ilgimi çekti ve üzerinde biraz düşündüm. Andığım yazıya göre, Gutenberg, basım tekniğini bulduğu […]

devamını oku »

Bir günlük gazetede (Birgün, 25. 12. 2020) ‘İlber Ortaylı: Orhan Pamuk, Türkçe bilmiyor’ başlıklı haberi okuyunca, yazın tarihinde 19. yüzyılın başına değin varlığını sürdüren ‘sanat yargıcı’ kavramını anımsadım. ‘Sanat yargıcı’, yazın eleştirmenlerinin ya da kendilerini böyle adlandıranların, yazarları ve yazınsal yapıtları, bir yargıç gibi kesin yargılama anlayışını anlatır. İlber Ortaylı’nın Orhan Pamuk’a ilişkin öznel yargısı, […]

devamını oku »

Friedrich Engels’in ‘Alman Köylü Savaşları’ adlı kitabında yer alan çözümlemeleri, bu savaşların kahramanlarını ve bunların düşünsel tavırlarını ve eylemlerini bilmeksizin, Marx’ın bu önemli mektubu değerlendirilemez. Mektupta yer alan Luther ve Münzer anıştırışı önemlidir; çünkü bu iki din bilgini ilk başlarda Köylü Ayaklanmalarının önderleridir. Olayların gelişimi içinde Luther, ayaklanan köylülere ihanet eder ve egemen sınıfların yanına […]

devamını oku »

Okuma eylemini “en az yazmak denli” önemli bulan Marx’a göre, yetkili yazar varsa, yetkili okur da olmalıdır. Yetersiz ve niteliksiz doktora tezleri “halk ile tin, yaşam ile bilim, özgürlük ile insan” arasına girmektedir; Alman yazınında Lessing yetkin yazardır (Karl Marx ve Dünya Edebiyatı s. 52- 53); çünkü bu yazar yapıtlarında toleransı, çoğulculuğu, insancılığı, eleştirelliği ve […]

devamını oku »

‘Karl Marx ve Dünya Edebiyatı’[1] adlı kitap, Kant ve Hegel’den sonra Marx’ın sanat ve yazına bakışını ele almamı kolaylaştırdı. Yazın bilimci J. J. Prawer, anılan kitabının amacını, Marksist bir yazın kuramı kurmak olmadığını, Marx’ın yazınsal birikimini ve yazın eleştirisine ilişkin kavramları, kendi kuramsal açımlamalarında nasıl kullandığını göstermek olarak belirler. Bütün yazınsal türlerde kapsamlı okuma ve […]

devamını oku »

Olumlu bir öz-değerlendirme, özgüveni sağlamlaştırır. Bu ilke, Woolf’ta belirgindir. Yazma planından ve zamanlamasından ödün vermeyi hiç hoşlanmayan Woolf kendini ‘zeki bir kadın, çağdaş bir kadın’ olarak niteler ve bu niteliğiyle erkekleri gerilettiğini düşünür (12 Nisan 1919). Kadın duyarlılığı yüksek olan bu yazarın ‘erkeksi hava huzurunu kaçırmaktadır.’ Erkekler ‘daha çok aptallığa benzeyen bir bakış açısıyla gurur […]

devamını oku »

Nitelikli yazın okuyucusu ve araştırmacısı, bir yazarın yazınsal yapıtlarını nasıl tasarımladığını, kurguladığını ve yazdığını merak eder. Bir yazınsal yapıtın tasarımı, kurgulanımı ve yazınsallaştırımı tümüyle öznel bir çalışmadır. Söz konusu katıksız öznellik, anılan aşamaya ilişkin kesin bir şey söylemeyi olanaksızlaştırır. Bu nedenle, bir yazarın günlüklerinde ya da söyleşilerinde yazınsallaştırma aşmasına ilişkin bilgi vermesi ve diğer yazarların […]

devamını oku »

Dil, düşünmenin, sanat ve bilimi geliştirmenin, insanın özgürleşmesinin dolayımı olarak kullanıldığı gibi, yönlendirme ve güdüleme aracına da indirgenebilir. Dilsel kurgulama ve tasarım, düşünmeyi biçimlendirir. Her türlü düşünce ve düşüncenin anlatımı, dilin düzenlenmesiyle, bir başka deyişle, amaçlı olarak kurgulanmasıyla olanaklıdır. Politik amaçlar için dilin araçsallaştırılması, dilsel kurgulamanın, düşünmeyi etkileme gücünü, tekil bilinçleri yönlendirme ve güdüleme gücünü […]

devamını oku »

Yazmak, yazanın her şeyden önce tinsel-duyusal öz-yapısını, öz-bilincini dışa vurduğu bir eylem ve/veya etkinliktir. Yazma eylemi, kaçınılmaz olarak duyumsama ve tinselleştirme gücünün birliğinin ve etkileşiminin bir türevidir. Dolayısıyla, yazılan şeyin tinsel-duyusal yetkinliği, estetik niteliği ve tadı, yazanın, duyumsama ve tinselleştirme gücüne, estetikleştirme becerisine ve yetkinliğine bağlıdır. Yazmak, dili biçimlendirmektir. Dil ise, tinsel emeğin veya çalışmanın, […]

devamını oku »

Sanat, bir tasarımlama, kurgulama, biçimlendirme etkenliği ve edimidir. Bu nedenle de oluşumsal ve ülküseldir. Hegel, bu kapsamda ülkü kavramını estetik ile ilişkilendirerek, sanat biçimlerini temel alarak, sanatın yapısal belirlenimiyle ilgili olarak ölçü koyucu önermeler geliştirmiştir. Anılan düşünür, estetiğin bu temel kavramını salt “idenin duyusal görünüşü” olarak değil, aynı zamanda “idenin yaşamı”, “var-oluşu” ve “canlılığı” olarak […]

devamını oku »

Sanat yapıtları, Bertram’ın “Sanat”[1] adlı yapıtının “Sanatta Anlama” bölümündeki deyişiyle, özgül deneyim süreçleriyle bağlantılı olan “göstergelerdir.” Bir başka anlatımla, sanat yapıtları, estetik göstergeleri anlama, estetik deneyim ve birikimce belirlenir. Sanatsal göstergeleri anlama, özellikle sanat yapıtlarının “duyusal-özdeksel yönü” ile ilgilidir; çünkü her sanat yapıtı “tikel duyusal deneyimleri” aktarır/dolayımlar. Sanat yapıtları, “sesleri, renkleri, yüzey yapıları ve diğer […]

devamını oku »

Yazınsal yapıt nedir, nasıl tanımlanabilir, hangi öz-yapısal nitelikler taşır?’ gibi sorular sorulduğunda, ilk akla gelen kaynaklardan biri, Roman Ingarden’in “Yazınsal Sanat Yapıtı”[1] adlı çalışmasıdır. Ingarden anılan kitabının “Yazınsal Yapıtın Var-oluş Tarzı Sorunu” ara-başlığı altında şu belirlemeyi yapar: Yazınsal yapıt hem gerçek (real), hem de ülküsel (ideal) bir nesnedir. Bu belirleme uyarınca, bir yazınsal yapıt her […]

devamını oku »

Giwi Margwelaschwili’nin yazınsal ve felsefi anlayışı ve yapıtlarına ilişkin önemli bir başka yapıtı ‘Anlam Dünyaları’[1] (Verbrecher Verlag, Belin 2017) adını taşımaktadır. Cani (Almanca: Verbrecher) adlı yayınevinin kurucusu Jörg Sundermeyer’in bu filozof-yazarla özgeçmişi ve yapıtları üzerine yaptığı nehir söyleşiden oluşan bu kitap, anlatı kuramının anlatılaştırımının öyküsü olarak da okunabilir. Gürcistan’ın 1921’de Sovyetler Birliği’ne katılmasına karşı çıkan […]

devamını oku »

Almanya Humboldt Vakfı ve Tiflis Devlet Üniversitesi tarafından düzenlenen 31 Ekim- 6 Kasım 2019 arasında Tiflis’te ‘Öğelerin Ölçülemez Çeşitliliği; Doğanın, Dillerin ve Kültürlerin Araştırılmasında Humboldt’a Özgü Yollar’ adıyla düzenlenen, 15 ülkeden 60’a yakın bilimcinin katıldığı bilimsel etkinliğe katıldım. Çağrılı konuşmacı olarak tüm katılımcıların bulunduğu toplantıda ‘dil- düşünce ilişkisi ve Türk Dil Devrimi’ konulu bir bildiri […]

devamını oku »

Dilde ve yazında çok-seslilik öğretisini belirginleştiren Mikail Bakhtin, ‘roman’ üzerine yoğunlaşmış ve romanı “açık bir tür”, “sosyal çeşitliliği, söz ve konuşma biçimlerinin çoğulluğuyla ayrımlaşan dünyayı yansıtacak yeterlikte” yazınsal bir ürün olarak değerlendirmiştir.[1] Bakhtin’in tanımlamasıyla, “özerk ve karışmamış seslerin ve bilinçlerin çokluğu, sözlerin gerçek çok-sesliliği, romanın asıl özgünlüğünü oluşturur.”  Romanda somutlaşan yazınsal dilin felsefi niteliği, anlatısal […]

devamını oku »

Yeni Türk yazısına geçilmesinin en ateşli ve ilkeli savunucularının biri olan ve 27 Temmuz 1928’de Atatürk’e Dolmabahçe Sarayı’nda  ‘yeni yazı’ hakkında bilgi veren Falih Rıfkı Atay, “yeni yazının, dil sorununu da çözeceğini, yalnız Arap yazısını değil, Osmanlıcanın tasfiye edilmesini” sağlayacağını belirtir. “Biz bunları halka ve çocuklara nasıl öğretebiliriz” diyen Atatürk, Falih Rıfkı Atay’a “yeni yazının, […]

devamını oku »

Atatürk, ‘dil birliği’ ile ‘siyasi varlıkta birlik’ arasında, dil ile düşünce arasında dolaysız bir ilişki görür. Dilde birlik olmadan, düşünce ve ülküde birlik olamayacağını bilir. Dili, özellikle de yazı dilini, Türk halkının gereksinmelerine yanıt veren bir dizgeye kavuşturmadan, düşünsel atılım yapılamayacağını, çağdaş uygarlık dünyasıyla buluşulamayacağını derinden duyumsar. Atatürk’ün deyişiyle, Arapça ibadet edenler, “Arapça öğrenmedikçe, Allah’a […]

devamını oku »

1800’den sonra gelişmeye başlayan Türkçe bilincinin bazı öncülerini anmak gerekir. Bu öncülerden biri, 1862’de harflerin düzeltilmesini gündeme getiren Münif Paşa’dır. 1869’da Mustafa Celalettin Paşa Türk dilinin yenilenmesi için, Latin harflerinin kabul edilmesi gerektiğini dile getirmenin yanı sıra, kızına Latin harfleriyle Türkçe mektuplar yazmış, Türkçenin ‘arılaştırılmasına’ yönelik öncü çalışmalar yapmış ve halkın kolay öğrenmesi için, ‘Türkçenin […]

devamını oku »

Ç o k   O k u n a n l a r