Masthead header

Category Archives: Havanur Taflan

Eksik parçalarını bizim tamamlama hakkımızın olduğu yapboz gibidir hayat. Duygularla şekil verilen ama bazen parçaları yanlış yerlere konulan… Bu yüzden onu en iyi anlatan edebi tür, öyküdür. Duygunun anlatımıdır öykü. Okurla yazar arasında dar alanda bir paslaşma… Tek oturumluk, tek solukta okunacak kadar kısa… Ama okurun bu okuma eylemi için kendini hazırlaması gerekir. Bunu yapmadığında […]

devamını oku »

Bir mülteci kampında yaşayan ve babası tarafından zincirle bağlanan altı yaşında bir kız çocuğu… Gazetecinin, “neden bağlısın” sorusuna, “babam çocuklarla oynamama izin vermiyor” yanıtını verir. Aç bırakılan kız çocuğu bu işkenceden kurtulduktan sonra uzun süren açlığın etkisiyle o kadar hızla yemek yer ki, boğularak ölür. Adı Nahla Osman. Tıpkı yıllar öncesinde kıyıya cansız bedeni vuran […]

devamını oku »

Tarih, dünya üzerinde yüzyıllardır var olan canlılar olan bizlerin yaşadığı her şeyi gözler önüne serer. Serer sermesine de tüm gerçekliğiyle mi işte o tartışılır… Tarihin bellek kaydını tutanların, değiştirdiği gerçekliklerdir çoğu zaman önümüze konulanlar. Resmi tarih denilen ise gerçeklikten çok yazanların kendi bakış açılarının yansımasıdır. Fakat tüm bunlara rağmen gerçeğin kaybolmama gibi bir huyu var. […]

devamını oku »

Belli bir yaşın üzerindekilerin geçmiş hatıralarını ‘onu nasıl yaptım hala aklım ermiyor, deli cesareti’ diye anlattıklarına çok tanık olmuşuzdur. Buradaki ‘deli cesareti’ gençliğin cesaretidir aslında. Ardını düşünmeden atılan adımlardır bunlar… Yaşlılık evresindeki terazinin kantarı o anlarda yoktur elimizde. Bu yüzden daha cesuruzdur ya… Aslında pişman olduğumuz o kadar çok şey vardır ki; yaşadığımız ilişkiler, aldığımız […]

devamını oku »

Edebiyat kurgusuyla bazen eleştirerek bazen de destekleyerek kişinin kendini nasıl tanımladığını göstermeye çalışır. Ama bu tanım üzerine düşünmek de okura aittir. “Kurmaca anlatı belli ölçüde kontrol altında tutulan vahşi yaşama benzer; bize öteki olma, yabancı olma, ona dönüşme olanağı sunar. Duygudaşlık kurarak, açık olarak kendine dönüp bakma riskini alarak hatta…” diyor Nobel ödüllü yazar Toni […]

devamını oku »

Edebiyat hiç şüphesiz okurun ruhuna dokunmak ister. Anlatı biraz da bundan beslenir. Kurgu olduğunu bile bile yolculuk yaptığımız yazınsal eserlere kendimizi kaptırmamız da bunun nedeni değil midir zaten. Gerçeğe uzak gibi olsalar da aslında hayatın içindeki gerçekliğin izlerinden beslenmezler mi? “Kurgu, belirli bireyleri dramatize eder; aslında propaganda ya da tebliğ etme niyetinde değildir. Ciddi kurgu, benzersiz, bireysel […]

devamını oku »

Demokrasi hatırlamaktan korkuyor, dil söylemekten korkuyor. Siviller askerlerden korkuyor, askerler silahsız kalmaktan korkuyor ve silahlar savaşsız kalmaktan korkuyor… Kadının erkeğin şiddetinden korkusu ve erkeğin korkusuz kadından korkusu… Hırsız korkusu, polis korkusu… Kalabalık korkusu, yalnızlık korkusu, olandan ve olabilecekten korku, ölme korkusu, yaşama korkusu… Tepetaklak kitabında sıralar bunları Galeano. Ne çok korku var hayatımızda… Jonathan Noel’in […]

devamını oku »

Hayatımız boyunca sürekli bir yarım kalmışlık hissi içinde hiçbir şeye yetişemeyiz nedense. Yaşam, yaşanılanlar kadar yaşanmamışlıklardan da ibaret gibi… Belki bunun nedeni hayatın, biz planlar yaparken başımıza ördükleridir. Çoğu zaman kabul ederiz sessizce kendimize biçileni… Mücadele edemediğimizden midir nedir bilmiyorum… Ama her şeye rağmen yine de onu anlamaya çalışmaktan da geri durmayız. Sadece anlamak yeterli […]

devamını oku »

Ağlasam sesimi duyar mısınız, Mısralarımda? Dokunabilir misiniz, Gözyaşlarıma, ellerinizle? Hepimizin saklamak istediği anlar vardır. Zamana karşı çürüyen meyveler gibi itinayla korumak isteriz onları. Belki bu yüzden kıskanırım yazarları, şairleri… Onlar anları bir kavanozda saklar gibi zamanın yıpratıcılığından korurlar yazdıklarıyla. “Hayat, insanın yaşadığı değildir; asıl olan, hatırladığı ve anlatmak için nasıl hatırladığıdır” der Marquez. İşte o […]

devamını oku »

İnsanın insandan korkmasına karşıyım İşte bunun içindir Bütün yazıp Altına imza attıklarım. Kadın bedeninin kontrolü, öteden beri toplumsal yaşamın temel sorunlarından biri olmuştur. Eğer “kadın merkezci” olunsaydı dünya, o zaman biz kadınlar da; “… Göğüsleri olmayan, çocuk doğuramayan şu zavallı yaratıklara bir bakın, bize göre ne kadar yetersizler!” diyecektik. Hepimiz zorunlu olarak biri ve diğeri […]

devamını oku »

Yıldızlı bir gece, bembeyaz köpüklü dalgalar birbirine çarpıyor. Sahildeki gezinti yerinde gelip geçenlerin kahkahaları, güzel kadınlar… Görkemli bir koyun çevresinde, tepeler üzerindeki bu beyaz kent olağanüstü görünüyor. Tüm yoksulluğuna rağmen keyif dolu bu kentte yaşayan bir genç adam sahildeki gezinti yerinde. İnsan onları hiç çekinmeden izleyebiliyor, çünkü buradan geçmelerinin amacı bu zaten diye düşünüyor kadınları […]

devamını oku »

Hayal ettiğimiz hayatı yaşıyor muyuz? Sahip olduklarımızla olmadıklarımız arasındaki çelişkileri düşündüğümüzde yaşadığımız duygu durumunu hiç düşündünüz mü? Gerçi düşünmeyen yoktur ama bunu dillendirmekten çoğu kez korkarız. Bir de bizim gibi toplumlarda şükür etmeyi öğretmişlerse bize… Daha ne isteyebilirsin ki hayattan, elindekinin kıymetini bilmiyorsun söylemleri arasında büyümüşseniz geçmişte kalan hayallerinizi düşünmeyi bile kendinize yasak koyarsınız. Yaşamın […]

devamını oku »

Her kitap önümde yepyeni bir dünyaya açılan bir penceredir. Daha önce görmediğim bilmediğim ya da hiç tanımadığım kişilerden, ilişkilerden, düşüncelerden bahseder bana. Çevremizdeki yaşam; her gün acımasız, kaba, aşağılık şeylerle dolu… Nedenini anlamlandıramadığım kötülüklerle dolu dünya. Gerçek ve insancıl olan hikâyelerin anlatıldığı umut veren kitapları belki o yüzden seviyorum. Yaşamın gerçekliliğine kitaplardan bakmak… Bunu herkes […]

devamını oku »

Dünya kocaman ağzını açmış, hayretler içinde küçük bir koyuna bakıyor. Adı Dolly. Farklı biraz… Çünkü üç tane annesi var. Evet, şaşırdınız değil mi ama gerçek. Karşınızda klonlanan bir canlı duruyor. 1996’daki yılın buluşundan bahsediyorum. Bir bilim kurgu hikâyesinin gerçekleşmesi gibi… İnsanoğlunun yapamayacağı bir şey yok artık. Kendi sınırlarını aştı. İnsanlar şaşkın, haberlerde sürekli bu olayı […]

devamını oku »

Sanatın, sanatçının görevi nedir? Sanatçının sanatını yaparken göze aldığı sınırlar nelerdir? Tüm yaptıklarıyla toplumda anlaşılmış mıdır? “…Benim gözümde, kutsalların en kutsalı, insan bedenidir, sağlık, zekâ, yetenek, esin, aşktır ve sınırsız özgürlüktür. Baskıdan sahtelikten kurtulma özgürlüğü, konu nasıl dile getirilirse getirilsin. Büyük bir sanatçı olsaydım, yazılarımda bu ilkelerden şaşmazdım.” diyor Anton Çehov arkadaşına yazdığı bir mektupta. […]

devamını oku »

Duyularımız ve gündelik yaşamımızdaki tutumumuzla öğrendiğimiz dünya en iyi bildiğimiz yerdir. Burası gerçekten en iyi algıladığımız dünya mıdır? Ya da bu dünyaya erişmek için sadece görmek yeterli midir? Gözümüzden kaçanlar, görmediklerimiz yok mudur? Benim gördüğüm şeyleri herkes aynı şekilde mi görür? Aynada gördüğüm ben, herkes için aynı görüntüyü mü yansıtır? Bu kadar karmaşıklığa ne gerek […]

devamını oku »

“Bu ülkeyi bırakacaksın onlara; gazeteni, yeteneksiz adamların yalan makaleleriyle uyuşturulan vicdanlarını; ipotekleri bırakacaksın, doğal insan sevgisinden yoksun bir sınıfı, büyüklükten yoksun güçlülüğü, kokuşmuş laf ebeliğini, kurumlaşmış korkaklığı, kaba bencilliği…” ikinci ses, zengin iş adamı Cruz’a bu şekilde seslenir. Carlos Fuentes’in “Artemio Cruz’un Ölümü” romanındaki ikinci sestir bu. Bu yazıyı yazarken kaç kişi ölüm yolculuğuna çıktı bilmiyorum ama […]

devamını oku »

“Sıradan zekânın üzerinde bir kadınsınız, ancak yasalarımıza saygınız olmadığına dair tanıklık ettiniz. Bu toplulukta size yer yok.” Mahkeme salonunda böyle seslenir yargıç Emma Goldman’a. Evet, bu toplulukta ona yer yoktur. Onun da pek ihtiyacı yoktur buna. Çünkü kadınların dünyasında hiç silinmeyecek bir yeri kazanmıştır zaten. “Kadın Oy Hakkı” makalesinde: “Tarih, yalanların bir derlemesi olabilir; yine […]

devamını oku »

Hepimiz hayatta görünür olmak isteriz. Bunun içinde kendi yeteneklerimiz doğrultusunda yaşamın içinde çırpınıp dururuz. Yaşamın içindeyken karşılaştığımız, bazen acıyla tecrübe ettiğimiz deneyimlerimiz sonucunda hayata farklı gözlerle bakmaya çalışırız. Bu ikili ilişkilerimiz ya da ürettiğimiz şeyler için de geçerlidir. Hayatın içinde yaşadığımız sorunlar, karşılaştığımız engeller ya da tecrübe ettiğimiz deneyimler sonucunda ‘gözlerim açıldı’ sözünü hepimiz kullanmışızdır. […]

devamını oku »

Hayat gizemli kuralları olan gizemli seçimler nehridir. Bu tanım John Fowles’e ait. Fakat hiç düşündünüz mü bu kuralları koyan, seçimleri yapan irade kim diye? Yaşamın akışı boyunca sürekli planlar yaparız hepimiz. Belki de bu yüzden bugünü yaşamadan yarının içine dalarız. Fakat hesap etmediğimiz, öngöremediğimiz yaşamın bizim için tasarladığı planlardır. Onlara rağmen (bunu bazen acıyla tecrübe […]

devamını oku »

Ç o k   O k u n a n l a r