Masthead header

Category Archives: funda dörtkaş

İsviçreli ressam Dominique Appia’nın Hafızanın Boşlukları Arasında (Entre les Trous de la Memoire) adlı ünlü resmi, içinde barındırdığı çoklu, bölünen ve ışığını karmaşasının gölgesinde bulan imgelere sahip. Bu imgelerin sakladığı tema sadece hayatla insan arasındaki zıtlığın arkasını sağlamlaştıran hafızanın hıncını anlatmaz. Şüphesini, yaşayan şeylerin/varlıkların/nesnelerin yüzeyinde/duruşunda/anlamında saklar ve hafızanın tekinsiz dünyasını düşsel imgeler toplamının içinden çıkarır. […]

devamını oku »

Bir yazının ilk cümlesi yazıya ilişkin tüm ihtimalleri üzerinde yükseleceği harflerin ifadesinde saklar. Bu ihtimal hem konunun ulaşmak istediği hedefin imkânına hem çevresinde dönüp duracağı diğer cümlelerin sıralandığı boşluğun yüzeyine kendi anlamıyla yerleşir. Karşıtlık veya ispat, çelişki ya da inkâr eğer ilerlemesine amaç gördüğü hareketini tanımlayamıyorsa kabul duygusuyla mevcudiyetini ispatlar. Zira son cümleyi muhafaza etmesinin […]

devamını oku »

Dünyaya gelenin kulağına fısıldanan ismi, varlığının mucizevi sayılan anlamına bir sesleniştir. Kalabalığın uğultusunda fark edilsin, hiçliğini ona sormadan harflere sığdıranların mutluluğu katmerlensin diye arka arkaya tekrarlanır. Yaşıyla, tecrübesiyle onu kolları arasına alan, sadece kısacık ânın kendisine bahşettiği saygıyı hatırlayacaktır. Bir insanın yeryüzündeki ilk izinin, sıfatının, kelimesinin sahibi olmasının coşkusuyla. O kadar. İsmiyle bilinecektir artık, ismiyle […]

devamını oku »

İnsan yaşadıklarını tanımlayabilmek, deneyimlerini henüz karşılaşmadığı gerçekliklerin hamlesine mağlup etmemek için hayatın çatışmalarını bertaraf edecek güçlü bir sezgiye ve bu sezginin biçimlendireceği, başkaları tarafından görüneni kendi hissettiğine tercih etmeyeceği sarsılmayacak bir güce ihtiyaç duyar. Bu sayede ikircikli çabasını, yaşarken tasarlamaya fırsatı kalmadan maruz kaldıklarıyla birleştirir ve öngörüsünü galibiyet şiarı gibi sunan varoluşunu aradığı anlamla teselli […]

devamını oku »

Yüceliğinden duyulan şüpheyle insan varlığının bir oluş halini nitelemesi; kapalı, belirsiz ve birleşmeyen parçalarıyla hep eksik kalan soyutlamadır. Bu soyutlamanın kendi failleriyle somutlaştığı ân, her şeyiyle yüzleşme bekler. Gündelik hayatın içinde tatminsizlikle yalnızlığı, amaçsızlıkla yoksunluğu, mutsuzlukla sıradanlığı gittikçe ağırlaşan bir kambur gibi gövdesinde, ruhunda ve aklında taşıyan insan, çaresizliğinin sınavını henüz deneyimlemediği hakikatlerin seçeneklerinde verir. […]

devamını oku »

Bir ânın hayali, merakla ve istekle o âna ulaşmaya çalışan varlığın zamanıyla kesişir. Zaman, varlığına ilişkin sorularına kâfi yanıtı her şeyiyle hayata tabi kıldıklarıyla arayanlar ve hâlâ bu yanıta karşılık gelecek soruyu bulmaya uğraşanlar için kendi akışkanlığında hayatı yüklenen bir soyut mânâdır. Zamanın eşyanın tabiatıyla teması ve yakınlığı, tükendikçe yinelenen, yinelendikçe tükenen –genellikle biz öyle […]

devamını oku »

Dünyayı algılayış, kelimelerle işaretlenen yolların kenarına bırakılan taş gibi, üzerine basanın idrak edemediğine, henüz hüküm vermediği kaygısını bırakır. Bu kaygı, anlam arar. Daha ziyade yanıt. Haliyle yanıt aranana sebep bir soru olması gerekir. Dolaysız anlamsızlığına, dolaylı bir karşılık bulmak isteyen insanın yaptığı, soru sorma teşebbüsüne meyyal olan gerçeği aramakla ilişkilendirmek gerekirse, tanımlamaktır. Tanım, sonlu bir […]

devamını oku »

Hafıza, devamlılığını gündelik hayatın içindeki şüphelerle sağlayan hayatın, nesneler ve mekânlar aracılığıyla karmaşıklaştırdığı; insanı zahmetli bir kaydetme eylemiyle sınayan, yoran ve aynı zamanda anlamı yine onun varlığıyla kurmaya çalıştığı geniş bir alan. Gerekliliğini hatırlama ve unutma aracılığıyla mutlaklaştıran, insan ruhunu ve bedenini sınayarak kendi içindeki küçük bölümleri rastlantısal karşılaşmalardan kurtarmayı amaçlayan kategorik bir güç ve […]

devamını oku »

Çocukluk, anıları ve yaşanmışlığıyla hayatın zamansız parçasıdır. Gözün hep gördüğü yerdedir hikâyesine sıkı sıkı tutunduğu silinmeyen manzarası. Kulağın sıklıkla işittiği tuhaf sesiyse, kalbin hayati kararlarını alırken insanın mücrim gibi istikbaline baktığı yerde, hiç umulmadık anlarda yankılanır. Zamanın bir kokusu olsaydı ardında bıraktığı, yüzeyi yıpranmış ve aşınmış, anlamı tam orta yerinden çatlayıp parçalanmış dünyanın suretine en […]

devamını oku »

“Her suskunluğun kendine has sarmal bulutları ve onların ardına gizlediği keskinleşmiş köşeleri vardır. Bu sivri uçlar kalbe temas ederse eğer, kâğıt kesiği gibi hem yakar hem kaşındırır.” Hayat hakkında düşünülen her ne varsa, söze yüklenen anlamın içinde çoğalır. Gayretin kaygıyla tanışıklığı, bu anlamı kavramakla bilmek arasında kalan belirsiz veçhesinden kurtarmak için bir kaçış amacı güder. […]

devamını oku »

Hayata ilişkin ideal olarak tanımlanan her şey bir başkasının varlığıyla anlamlandırılan parçalardan oluşabilir. Bu parçalar, belirli bir bütünselliğe kavuşma arzusunda olmayabilirler. İdeal denen; istenen, arzulanan, beklenen şey –uzlaşma duygusuna bahane yaratmak için karşılık gelen kavramları çoğaltabiliriz- insan zihninde yakın ya da uzak ânların karşılaşma olanağını barındırabilir. Nasıl olmak gerektiğiyle nasıl görünmek lazım geldiği hayatın yeni, […]

devamını oku »

Kimsenin birbirini anlamadığı, zaten anlamak gibi, deneyimle ve duygulanımla beslenen bir çabasının olmadığı, karşısındakini suçladığı, nasıl öyle düşünürsün, neden böyle yaptın, hangi cüretle şöyle davrandın sorgulamalarıyla diğerini boğduğu günler. Ahenksiz. Uzun süredir hakikatimiz bu. İçinden geçip gidemediğimiz, kasvetinden uzaklaşamadığımız günlerin izini yoğun bir can sıkıntısı eşliğinde taşımaktan yoruldukça, hatırlamak istediklerimiz unuttuklarımızın ardında kefaretini ödüyor. Tuhaf […]

devamını oku »

Bir ağacın hangi insanın gövdesinden köklendiğini, dallarındaki yaprağın yeryüzüne ardında bir sıyrık gibi bıraktığı sesin içinde kimin acısının tahammülünün olduğunu hiç bilmiyoruz. Tıpkı bir çiçeğin tozunu mesafelere bölen rüzgârın vakitsizliğini, pencerenin pervazında kırılan güneşin dalgınlığını hiç anlamadığımız gibi. Gökyüzünün zamanını kanatlarıyla taşıyan kuşların dilini, bulutların haklı gücenikliğiyle biriktirdiklerini, kelebeklerin telaşla geçen hayatlarının gizemini de hiç […]

devamını oku »

“Gerçek olmaktan çok, bir umuttu bu.” İnsan, belirsizlik karşısında yoksunluk duyduğu her şeyi tekrar hatırlar. Kimseye anlatamadığı ve hatta gördüğünü unutmak istediği rüyaların kendiliğinden gösterdiği o soyut işaretler gibidir bazı hayal kırıklıkları. Ağırdır. İnsanın kendisine şaşkınlıkla bakışı, kaygısıyla karşılaşınca olana bitene yönelir. Suçluluk duygusunun, yenilmişlik hissinin, mutsuzluğun, başarısızlığın yerleştiği ve köklendiği yer orasıdır. Sebep aramakla […]

devamını oku »

İnsan hayatının büyük bölümü içinde yaşadığı yerleri çevreleyen, sınırlayan, derinliğini kestiremediği dış duvarlar ile kesinliklerini ve olmazlarını saklayan, genişliğiyle pek ferahlatmayan, varlığıyla teselli etmeyen duvarlar arasında geçer. İnsan, çaresini duvarların etrafında arar; mutsuzluğunu büyütür, ruhunun karanlık kalan yanlarını dolaştırır. Duvarlara bakar, duvarlarla konuşur. Var oluşunun yegâne izleyicisi gibi üstünde yükselenin varlığı, kuvvetle muhtemel her şeyden […]

devamını oku »

İçinde yaşamadan gerçekliğine tanık olmaya çalıştığımız bir toplumsal dönem, hakikatini öylesi güçlü biçimde yaratır ki yıllar geçmesine rağmen hep aynı zamanın içindeymişiz hissiyle karşılaşırız. Büyük kötülüklerin amacına ortaklık, sadece o kötülüğün gölgelerine ait sırları saklamak gibi tekil bir anlam taşımaz. İçeriği, anlamı ve etkisi her ne olursa olsun hayatın kendi anımsamalarına kırılganlık atfeden, zamanın suç […]

devamını oku »

En son nerede baktınız kendinize uzun uzun, hiçbir bahanenin nihai sonucunu düşünmeden? Bugün, dün, ondan önceki gün? En son ne zaman parçaları saçılmış ve dağınık sıradanlığınıza kabul verdiğiniz yeri hatırladınız? Ev, sokak, kalabalık? Güneş karardıkça bir yıldıza alacakaranlığı reva gördüğünde, tam o ân, geceye içre bir merhameti hatırladınız mı hiç? Görülmemişti ve duyulmamıştı oysa, değil […]

devamını oku »

Dünyaya bakarken, gördüklerimizden çok hissettiklerimizle hareket ederiz. Zihnimizin içinde yerini sürekli yadırgayarak büyüyen kalp, gizemli çukurunda ayrı bir lisanı öğretendir. Kendi dilinin kelimelerine yabancı olan bu lisan, duyusal ve duygusal izlenimlerimizin kaynağını oluştururken tuhaf ve kederli varoluşumuzun sessizliğini de kuşatır. Kimi hislerin zamanına ve kuşattığı uzama sorgusuz sualsiz boyun eğişimiz sessizliğin gerekçesini gözden kaçırmak içindir […]

devamını oku »

Korku, yaşanmış olana hissedilen öfkeden; cesaret, henüz yaşanmamış olana yönelen meraktan beslenir. Kimi duygular insanı arındırır ve arıtır. Oysa ki korku ve cesaret arasındaki garip hengâmenin ortasında insan, belirsizliğin telaşına kapılır. Günümüz ilişkilerinde hepimizin yoğunlukla yakındığı gerçeklik; bireysel yaşamlarımızın kenarında duran, yenilenmeyen, ilerlemeyen ve istenene, beklenene karşılık vermeyen insani birlikteliklerin ne kadar çorak olduğudur. Tedirginlik […]

devamını oku »

Her yolculuk bir vaattir. Bu vaat, sürekliliğini kısa bir ân durdurmak istediğimiz şimdiki zamana beklentisizliği ekler. Dönüşlü olduğunu bildiğimiz yollarda, kimi zaman belirsizlik kimi zaman yabancılık duygusunu taşıyarak var olabileceğimize dair iyimserlik, uzaklaşmak istediğimiz yerlere ve insanlara ait tedirginliğimizi sağaltır. Bir bakıma, varacağımız o uzak yerin içinde sakladıklarının bize iyi geleceğini düşünmek, kesintisiz merak duygusunun […]

devamını oku »

Ç o k   O k u n a n l a r