Masthead header

Category Archives: fanzin

Her ne kadar Edebiyat Haber maceram 2010 yılında başlasa da, dergiciliğe olan ilgim küçük yaşlara kadar uzanır. İlk deneyimim Lise 2’deydi. Ankara Seyranbağları Lisesi’nde öğrenciydim. 1989 yılıydı. Bir grup arkadaşla birlikte yarı “politik”, yarı “edebi”, amatörün de amatörü karikatürlerle süslü bir fanzin çıkarıyorduk. Fanzin’i o dönem çoğaltmak bir dertti, dağıtmak başka… Çetin yıllardı, yasakların sert […]

devamını oku »

Kiltablet Fanzin’in sekizinci sayısı “Musikiye Bayılıyorum” temasıyla yayımlandı. Bu sayının editörü Zeki Paralı. “Dostlarla dolu neşeli bir yemek masasında, ellerimizi ısıtan bir bardak çayla vapurda, birazdan kopacak fırtına habercisi, kararan gökyüzüne bakarken ya da Feride’nin perşembe akşamı neden öyle baktığını düşünerek yürürken duyduğumuz ezgi, bizi ya başka bir zamana ya da başka bir yere götürür. […]

devamını oku »

CosmicZion Zine fanzinin 4. sayısı yayımlandı. Tanıtım bülteninden Kutsal vadedilmiş cosmic topraklarda yola çıkan ruh CosmicZion Zine (czz), bu kez Arap Ay Tanrısı ve baş putu Hubel işbirliğiyle 4. defa raflardaki yerini aldı! CosmicZion Zine, her sayısı farklı bir coğrafyanın mitolojisine ait bir tanrı ya da tanrıçaya ithaf edilen son derece mitolojik, bir o kadar […]

devamını oku »

Öteberi fanzin, tüm arşivini PDF formatında internete taşıdı. İstanbul Üniversitesi Gazetecilik bölümünden dört öğrencinin kurduğu Öteberi, Şubat 2016’da ilk defa okurla buluştu. Bir süre ayda bir basılan fanzin, şimdilerde iki ayda bir yayımlanıyor. Bugüne dek Mine G. Kırıkkanat, Ümit Alan, Kemal Ayça, Benan Aka, Göksenin Tuncalı ve Beritan Canözer gibi yazar, gazeteci ve sanatçıların yazılarıyla […]

devamını oku »

Bu sabah da aynı düşünceyle bindi servise. İçerisi çok sıcaktı, ön koltuktaki yolcularla sohbet etmekten hoşlanan, sık sık da “fazla paradan ve sıcaktan zarar gelmez,” diyen şoför denk gelmişti. Atkısını gevşetti, “Günaydın,” dedi şoföre gülümseyerek. Koridorda ilerlerken birkaç arkadaşını selamladı. Servisin yolcuları dörde bölünüyordu, çok üşüyenler, az üşüyenler, üşümeyenler, hiç üşümeyenler. Şoförün de işi zordu. […]

devamını oku »

Yaz sıcağının yakıcılığını yitirmeye başladığı eylül ayının son günlerinde, “14. Geleneksel Ayancık Panayırı” kasabanın hemen dışındaki vadide kurulmuştu.  Kasaba halkının efsaneleştirdiği panayırın kimine göre yüzüncüsü düzenleniyordu. Türlü türlü yiyeceklerin, giyeceklerin satıldığı tezgâhlardan tutun da atış poligonlarına, hokkabazlık gösterilerine, kutu açma oyunlarına varana dek, her türlü eğlenceliği bulmak mümkündü. Kadınlar satın almayacakları eşarpları, yelekleri, entarileri denemekle […]

devamını oku »

Allah’ım her yerde koli var. Düzensizce üst üste konulmuş koliler arasından bir koridor bulmaya çalıştım kendime. Mutfak eşyalarını en son toplamıştım, üzerine bozuk bir el yazısıyla “mutfak” yazdığım koliyi arıyordum. Daha ev olmayı hak etmemiş kapısı açık dairenin iki kat aşağısından nakliyatçının gür sesini duydum, “Abla, ameleler yorulmuş, buradaki işimiz de bittiğine göre…” “Biraz soluklanadursunlar, […]

devamını oku »

Ağlamaktan ve uykusuzluktan şişmiş kocaman kara gözleri, bir zamanlar gitmekten en çok hoşlandığı yerin yerle bir olmuş haline takılmıştı. Minicik yüreği yüzleşmek zorunda kaldığı acılarla baş etmeyi bir şekilde öğrenmiş olsa da, bu manzara karşısındaki şaşkınlığını gizleyememişti. Babasının, onu çaresizce teselli etmek için aldığı vanilyalı dondurma, yavaş yavaş eriyip ellerine doğru akıyordu. Güz aylarından mıdır, […]

devamını oku »

Rüzgâr, önce yavaşça doğruldu ön bacaklarının üstünde. Şöyle bir gerinip, arka bacaklarını esnetti. Birkaç kez ağır ağır çevresindeki kalabalığın ortasında döndü. Neşeli bir akordeon sesiyle şaha kalktı eyerindeki ağırlıktan kurtulmak istercesine. Müzik hızlandıkça Rüzgâr da coştu. Şimdi yıllar öncesinin o geniş alınlı simsiyah Arap tayıydı uçsuz bucaksız bir ovada dörtnala uçan. İpeksi yelesi simsiyah bir […]

devamını oku »

“İnanmıyorum sana anneanne!” diye bağırdı Merve. “Beni gerçekten şoka uğrattın! Senin gibi bir kadın böyle birşeyi nasıl yapar?” Gözleri faltaşı gibi açılmıştı. “Aman Merve, niye bu kadar şaşırıyorsun evladım, yaşadığım hayata çok mu?” diye iç geçirerek söylendi Nezihe. Ankara’nın Abidinpaşa semtinde, eskiden bahçeli, şirin bir gecekonduyken yerine dikilen apartmanın bir dairesindeydiler. Bu daire, Nezihe’nin on […]

devamını oku »

Mayıs ayının onaltısıydı… Tüm kasabayı darmadağın eden çetin kış ayları, yerini yemyeşil ağaçlara ve etraftaki matem havasını kırmak için adeta çabalayan kuş seslerine bırakmıştı. Güneş yeryüzünü ısıtıyordu elbette, fakat bu bile Ömer’in içinde kopmaya devam eden fırtınalara engel olamıyordu. Uzun zaman önce nice acılarla bırakıp gitmek zorunda kaldığı memleketine yıllar sonra tekrar dönmüştü. Arabadan inerken […]

devamını oku »

Sophie,  Seine Nehri’nin neminin havaya karıştığı soğuk bir akşamüstü, babasıyla buluşmak üzere St Germain Bulvarı üzerindeki tipik Fransız kafelerinden birine gelmişti. Burası aynı zamanda, Paris’in her yanına serpiştirilmiş sayısız kafe ve restorana fark atan bir üne sahipti. Kapısından sıcak salonuna adım attığınız ilk anda; köşeli bir kolonun iki yanında, tavana çok yakın yüksek bir noktada […]

devamını oku »

Gecenin sessizliğini kapı zilinin sesi bozdu. Fatih yüreği yerinden kopacakmış gibi yataktan fırladı. Yanlışlıkla mı çalınmıştı kapı? Bileğindeki saatine bakacak oldu ama saatini masasının çekmecesine kaldırdığını hatırladı. Yatağından çıktı ve çekmecesindeki saatinin karanlıkta parlayan akrep ve yelkovanından, vaktin gece yarısından sonra dört olduğunu anladı. Herkesin derin uykuda olduğu bu saatte kapıyı çalan münasetsiz de kimdi […]

devamını oku »

Eylülün başları, pastırma yazındayız. Dikimevi metro istasyonundan hastaneye yürürken ter içinde kalıyorum. Eski taş binadan içeri girince biraz ferahlıyorum. Birinci katta hocanın odasının kapısında beklerken tedirginlikten tırnaklarımı kemirmeye başlıyorum. Bembeyaz fırça gibi saçlı, olduğundan daha yaşlı gösteren hoca kapalı erkek katında çalışacağımı söylüyor gözlüklerinin üstünden bakarak. Sesimi çıkaramıyorum, yutkunuyorum. Elime demir bir kapı kulpu ve […]

devamını oku »

Bu sene de okula başlayamamıştı Osman. Abilerinin arkasından camdan bakmakla yetindi yine. Her sabah aynısı olurdu. Ebubekir ve Ömer gelir, okulun aslında düşündüğü kadar güzel olmadığıyla ilgili konuşur ve giderlerdi. Kapının karşısındaki dolaba sakladığı çantayı yavaşça aldı. Sessizliğine tek düşman, her adımında yerden duyulan gıcırtılardı. Yine de annesine yakalanmadan çıkabilmişti evden. Pencereden görünmeyene kadar koştu. […]

devamını oku »

Osman, Ankara’nın uzak ve yeni kurulmuş mahallelerinden biri olan Pursaklarda doğmuş, okuldan arta kalan zamanlarda sokaklardan içeriye girmeyen, ele avuca sığmaz, fişek gibi bir oğlandı. Okulda ve derslerde pek gözü yoktu, ne doğru düzgün ders çalışır, ne de ödev yapardı. Ev hanımı olan annesi Hüsniye ve marangoz babası Seyfettin’in onu okula ve derslere yöneltmeleri klasik […]

devamını oku »

Duvardan duvara uzanan geniş pencereye rağmen, yazın güneşin en tepede olduğu zaman bile karanlıktır. Karanlığın sebebi,  pencereyi yarım yamalak örtmeye çalışan kırık şerit perde de olabilir,  içlerinde birikmiş sigara izmaritlerine inat yaşam savaşı veren geniş pencere kenarında dizilmiş iri kauçuk ve kılıç saksıları da. Ya da kapıdan başlayıp pencereye doğru tüm duvarı kaplayan eğreti konulmuş […]

devamını oku »

Osman babasının verdiği parayı avucunda sıkıca tutmuş oturduğu taşın üzerinden kaymamaya çalışarak sıranın ona gelmesini bekliyordu. Alnındaki terlere aldırmadan, sonunda abisinden kalan deri ceketi giyebildiği için mutluydu. Bir taraftan saatine bakıyor bir taraftan da sırada kimse önüne geçmesin diye oturduğu yerden ayağını öndekinin bacağına değecek şekilde uzatıyordu. Her şeyi çok dikkatli bir şekilde planlamıştı; Ayşegül […]

devamını oku »

Otel görevlisi odanın kapısını açıp elinde bavuluyla içeri girdiğinde arkasından yöneldi. Çok şaşırdı. Diğer beş yıldızlı otellerin odası gibi değildi oda. Görevli çıkınca teşekkür edip yatağa oturdu ve şaşırmaya devam etti.  Yerde halı yoktu. Lambalar fotoselli değildi. Eski usul, kendin açıyordun. Perde yoktu. Evlerdeki gibi de değildi. Camlar içeriyi karanlık yapmasına rağmen içerisi çok aydınlıktı. […]

devamını oku »

Şerit testere kendisine doğru yaklaşan kereste parçasını beklerken, avını parçalamak üzere olan vahşi bir hayvana benziyordu. Osman biraz sonra ortadan ikiye ayrılacak olan kereste parçasının yerinde olmak istemezdi. Ağustos ayının güneşi marangoz atölyesini kasıp kavuruyordu. Nerdeyse keresteler alev alacak ve dükkanı içindekilerle birlikte yok edecek gibiydi.  Osman, şerit testerenin keresteleri bölme işini oturup saatlerce izleyebilirdi. […]

devamını oku »

Ç o k   O k u n a n l a r