Masthead header

Category Archives: erdinç akkoyunlu

Herkes ve her şey size roman okumanızı söyler; hatta bunu size zorunlu kılar: Eğitim sistemi, öğretmeniniz, Cuma akşamları buluştuğunuz sosyal çevreniz, metroda gözünüzün takıldığı güzel üniversiteli kız, insan kaynaklarının işe alım testleri. Liste uzayıp gider, fakat sorumluluk değişmez. Hayat size sözcüklerle kurulmuş bir kurgu dünyasını anlamanızı şart koşar. Ve hiç kimse, bir romanı nasıl anlayacağınız […]

devamını oku »

Çin’den yayılan önce akciğerleri, sonra da tüm iç organları zedelediği anlaşılan ama bu korku yetmezmiş gibi şimdi de beyni ve kemikleri de etkisi altına alan gizemli, korkutucu ama o oranda da insanların vurdumduymazlığı ile eş değer bir salgın hastalık, tıpkı Orta Çağ romanlarının kurgusundaki bir gerçek dışılık gibi her yanımızı sarıyor. Henüz nasıl geldiğini evlerimizde […]

devamını oku »

Türkiyeli okurun niteliği öyle yükseldi ki, yayınevleri bu durumu aşağı nasıl çekeriz diye uğraşıyor. Çünkü o ihtiyaca cevap vermek için para harcamak, çalışmak ve hakkaniyetle seçilmiş romanlar basmak, bugünkü sosyal akrabalık ilişkileriyle yayıncılık yapmaktan daha zor. Sahi popülerlik gibi bir para makinesi varken, zoru ve gerçeği kim sevsin? Üstelik iki tür popülerlik var: İlki derinliksiz […]

devamını oku »

Edebiyatla uğraşıyorsanız, ki roman-öykü yazmanıza da gerek yok bu çabanın asıl işçiliği okur olmaktır, o zaman onlarca soruya yanıt ararken bulursunuz kendinizi. Bu bulma halinin cevaplara dönüşmesinin de tek yolu; edebi soruları çoğaltacak okuma eylemini yapmaktan geçiyor. Fakat başka dilde okunan kutsal metinleri büyük bir iyi niyetle anlamını merak etmeden kabul etmek gibi çabaya dönüşür, […]

devamını oku »

19 Şubat 2016’da akıllı cep telefonumdan Twitter’e girince Umberto Eco adının TT listesinin başında olduğunu, gece yarısı gerçekleşen bu ani ve sarsıcı ölüm hakkında sayısız yorum yazıldığını gördüm. Aklıma ilk gelen, 2004 yılında Ankara sahaflarında Gülün Adı’nın birinci yada ilk basımlarından birini bulmaya çalışırken bozkır soğuğu şaka olmayacağını zatürreeye yakalanarak öğrenişim oldu. İstanbul’a kendimi atıp […]

devamını oku »

İnsanın yolu nereden geçiyorsa edebiyat da oradan geçiyor. Ama edebiyatın vardığı yer insanınkinin aksine eninde sonunda sadelik oluyor. Yalınlık, anlaşılmanın en etkili ve ilk kuralı. Çoğunlukla da roman ve öykü yazarken, biyografiler oluştururken kalemden kağıda söylendiği kadar kolay dökülmeyen bir ifadenin ismi yalınlık. Edebiyattan ve ‘Sadeliğin ihtişamı’ dediğim yalınlıktan söz açıldığında aklıma ilk gelen isim […]

devamını oku »

1990’ların ortalarında Kadıköy sahaflarında ucuz kitaplar ararken, karşıma ikinci çıkanın Cem Yayınevi’nden Sabahattin Eyüboğlu çevirisiyle 1976 basımı Montaigne’in Denemeler’i oluşunu hep bir kozmik şaka olarak değerlendirdim. Sonraki yıllarda da zihnimde en değerli ve öğretici kitap listeleri yaptığım vakit, roman dışındaki tek edebi metin Montaigne’inki oldu. Bugün hala öyle düşünüyorum: Bana göre Montaigne’in Denemeler’i, okur ve […]

devamını oku »

Edebiyatın er meydanı, bir yazarın nitelikli olup olmadığının açık seçik tek kriteri öyküdür. Ve bir öykü yüklerinden ne derece kurtulmuşsa; dil oyunları, kurgu geçişleri, çarpıcı konu telaşı geride kalmışsa, bunlar başarılıp metinle okur baş başa bırakılabilmişse, o vakit yazar gerçekten yazardır. Bugünden geçmişe bakınca, Gabriel Garcia Marquez’in bu tür bir sınanmaya ihtiyacı yok görünüyor. Gerçekte […]

devamını oku »

Hayat matematiğe benzer. Başkalarının sahip olduklarını kendinden çıkartma işlemine ‘üzülmek denildiğini’ de iyi bilirim. Ama her yanlış hesabın, kişinin kendini attığı melankolisi kuyusunun derinliği kadar mesafeye ulaştıktan sonra geri dönmek gibi kötü bir huyu olduğunu da bilirim. Bu kural Dino Buzzati’nin Tatar Çölü romanındaki başkahramanı Teğmen Giovanni Drogo gibi 30 yılı bulsa da değişmez. İyi […]

devamını oku »

Nitelikli ile popüler edebiyat eleştirisini birbirinden ayıran çizgi, aşk ile alçaklık arasındaki kadar ince, can yakmak için planlanmış sözler kadar keskindir. Bugünlerde aptallıkla eş değer sayılan erdem sahibiyseniz  bir metni ve yazarını yerip ya da överken kişisel beğeninizi ve düşmanlığınızı bir kenara koysanız iyi edersiniz. Yoksa varacağınız nokta, unutulmuş metinler mezarlığı olur. Günümüzde edebiyat eleştirisi […]

devamını oku »

Roman yazmanın bol bol okumak, daha çok okumak, çok daha fazla okumak, tüm edebi türleri bilmek, kuramlar arası geçişler konusunda bilgi sahibi olmak, ne yazacağını hesaplamak, sarsılmaz bir disiplin, sürekli gelişime açık bir yetenek, katışıksız bir çalışma, kendinden daha iyileri gördüğünde kibirlenmeyen bir özgüven, yaşayan ve yaşamayan her varlığa karşı duyarlılık, yazıda zihninin düşündükleriyle elinin […]

devamını oku »

“Gregor Samsa bir sabah bulantıcı düşlerden uyandığında, kendini yatağına dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu.” 1914’te Çekoslavak Yahudisi Franz Kafka adlı 31 yaşındaki memur tarafından nişanlısı Felice Bauer’i etkilemek amacıyla yazılan öyküdeki bu giriş cümlesi, 17’inci yüzyıldan beri yani tam olarak Cervantes’in Don Quijote ile miladı belirlenen edebiyat tarihindeki Dostoyevski, Shakespeare, Balzac, Tolstoy, Hugo, Gogol, […]

devamını oku »

1990’ların ortasından 2000’lerin sonuna kadar İstanbul’da ve üniversite için gittiğim Ankara’daki sahaflarda bir tür edebiyat arkeolojisi gerçekleştirdim. Bu çaba sırasında da birçok kitabın birinci ya da ilk baskılarından birini edinebilmeyi başardım. Hiçbiri Hakkı Süha Gezgin çevirisiyle  Ahmet Halit Kitapevi’nden 1940 basımı ‘Karamazov Kardeşler’ kadar değerli olmadı. 17-18 yıl önce iki cilt romanı yok pahasına Kadıköy’deki […]

devamını oku »

Ortaya çıkışı yüz yılı çeyrek geçen Türk edebiyatı, tarihsel bakımından Rus ve Avrupa edebiyatıyla boy ölçüşemese bile ABD ve Latin Amerika edebiyatını da dahil edince bu dört ana akımdan derinlik açısından hiç de az sayılmaz: Öyle romanlar ve öyküler yazdık ki, bunu değme edebiyat ülkesi başaramazdı. Ama artık ne Türk edebiyatı yazarları, ne de okuru […]

devamını oku »

İnsanın kaybettiğinde en çok üzülmesi gereken tek şeyin umut olduğunu öğrenmesi için, mutlaka umudunu kaybetmesi gerekiyor. Hayatı romanlardan öğrenmeye ilişkin bir yaşam sürenlerin bile ret edemeyeceği bu gerçeği yine bir roman üzerinden anlatmak da gölgenin gölgesi kadar gerçeküstü bir çaba. Ama yine de gerçek. Ve her gerçek kadar karanlık. Gerçeklerin aydınlık varlıklar olduğuna inanılır. Herkese […]

devamını oku »

Umberto Eco ‘roman nedir’ sorusuna şu cevabı verir: “Bir adam nehir kıyısında balık tutarken suda bir cesedin sürüklendiğini görürse, bu sadece bir olaydır. Ama cesedi gören balıkçı eğer hapisten çıkmış eski bir katilse, işte  roman o zaman başlar.” Bu basit ve bir o kadar da güçlü imge romanı tanımlamak için nasıl diğer tüm sözleri gereksiz […]

devamını oku »

Jose Saramago, insanı gördü ve kendisini derinden sarsan bu yalansız dolansız, rol yapamayan  ama en çok da çırılçıplak gerçek bizi de rahatsız etsin istedi. Bu karşılaşmanın tesadüfen meydana geldiğini söyleyerek kadere yapılacak bir atıf, Saramago edebiyatını incelerken sözün ucunu Tanrı’ya getirmek olur. Ki Portekizli ustaya böylesi bir ihanet olsa olsa körlüktür. Çünkü Saramago dünyasında insan […]

devamını oku »

1580’ler, İngiltere’nin en büyük kenti Londra. Yirmili yaşlarındaki taşralı (kimine göre çiftçi, kimine göre ise bir kasap) William Shakespeare, Londra’nın en önemli tiyatro şirketinde oyun yazarı ve oyuncu olarak çalışıyor. Oyunculuğu kimsenin ilgisini çekmiyor. Dramaları ve komedileri, ondan çok daha iyi yorumlayan onlarca meşhur oyuncu var. Ama yazdığı oyunlar. İşte onlar çok farklı. Merak uyandırıyor, […]

devamını oku »

2016 kışı. Tüm acıların çetelesini tutan ve döndürüp dolaştırıp önüme koyan fil hafızam hangi ay olduğunu kaydetmemiş. Tarih dışında her şey taze. Ama hava çok sıkıntılı. Ancak kabusta karşılaştırılabilecek cinsten gri ve siyahın iç içe geçtiği tekinsiz kar bulutları, arada gönüllerin çivisini oynatarak gümbürdüyor. Çalıştığım gazetenin son katındaki sandalyeleri mitolojik bir Yunan Tanrısı kavgası patlamışçasına […]

devamını oku »

Romanlarda hoşunuza giden metinlerin altını çizer misin? Böyle çalışkan bir okuma biçimi insanı metinden uzaklaştırır diye düşünürüm. Benim için bir roman iyi ve kötü bölümleriyle bir bütün oldu hep. O sebeple altı çizilsin diye yazılmış sözleri altını çizmeden fil hafızamın güvencesine verdim. Bunun kaçınılmaz sonucuna da katladım: Bir romanın konusu, kurgusu ve iklimini çok iyi […]

devamını oku »

Ç o k   O k u n a n l a r