Masthead header

Category Archives: ceren erginsoy

Neredesin? Şu an diyorum. Neredesin? Buradasın görüyorum seni. Bir daha soruyorum. Lütfen doğru duy beni. Neredesin? Tamam! Başka türlü soracağım. Nerede olmak isterdin? Tam şu an. Evet… Dert değil. Ben de gidip geliyorum anlarımdan. Hatta geçen gün gittim. Harika bir ormanda yürüdüm. Ağaçlarla sohbet ettim. Çiçeklerin böceklerin fotoğrafını çektim. Sonra denizin içine batan güneşi izledim. […]

devamını oku »

Kız kıza tatil… Fikri bile gülümsememe neden oluyor. Hele bir de geleneksel hale gelmişse değme keyfime. Bir önceki tatilden biriken hikayeler. Hatırlıyor musun, demeler. Amma abarttın, sitemleri. Yok ya öyle olmamıştı ya, itirazları. Kahkahalar. Kahkaha krizine girip, bir türlü net çekilemeyen fotoğraflar, selfiler…   İşte benim de tam olarak böyle bir grubum var. İsmi Ambulans. […]

devamını oku »

O kitapçıda yok. Bu kitapçıda yok… Çünkü Doğu Yücel‘in yeni kitabı henüz kitapçılara gelmemişmiş efenim. Elbette birine gelmiştir. Tabana kuvvet, hadi! Bu telaş niye? Çünkü Varolmayanlar kitabına bayılmıştım. Kimdir Bu Mitat Karaman’ı müthiş keyif alarak okudum. Hem bu defa öykü kitabı yazmış. Öykü kitaplarına bayılırım. Başından okumak zorunda değilsindir. Herhangi bir öyküyle başlayabilirsin. Kitapta herhangi bir […]

devamını oku »

İlk aşk… Belki de Musa Eroğlu’nun şarkısındaki gibi Mihriban… ‘Herkesin bir Mihriban’ı var.’ demişti biri, meyhanede. Masadaki arkadaşıyla kadehlerini tokuştururken, kendi Mihribanlarına içiyorlardı. Aklımda Hep Sen’i okurken kulağımda hep bu şarkı vardı. Mihriban. Ebru’nun hikayesini okuyordum. Ebru’nun Mihriban’ını okudum. Kürşat Başar, aşk romanlarının vazgeçilmez yazarı. “Gerçekte insan birinden ilk görüşte neden etkilendiğini tam olarak bilir […]

devamını oku »

İnsanların bazı özelliklerini hayvanlara benzetirim. Bence Elif Şafak sarman bir kedi. Sarman kediler çok çok sevgi dolu olur. Güvendikleri insanın eli, sürekli üstünde olsun ister. Ona sokulur. Boynuna kafasını sokar. O insanın kokusuyla kendi hayal dünyasına dalar. Asla ama asla ‘gel’ deyince gelmez. Kendi zamanları vardır. Bir kenara geçmiş hayal kuruyorsa, o işi bitene kadar […]

devamını oku »

Freud’un şu hikayesini biliyor musunuz? Kesin biliyorsunuzdur: Bir anne baba gitmiş üstâda sormuş. ‘Bizim bir çocuğumuz olacak. Biz bu çocuğu harika yetiştirmek istiyoruz. Ne yapabiliriz?’ Freud cevap vermiş, ‘Yapabileceğiniz en kötü şey, onu harika yetiştirmeye çalışmak.’ Çocuklarımızı harika yetiştirmeye çalışıyoruz. Çalışıyor muyuz? Harika bir annesin… Harika bir babasın… Ne kadar güzel yetiştiriyorsun çocuklarını. Böyle çocuk […]

devamını oku »

Öyle bir roman okudum ki… Okuduğum bir roman mıydı? Bundan emin değilim. Düşünüyorum… Yazar emin mi? “Kendi hayatımızı anlatmanın imkânsızlığı hakkında bir kitap” diyor kitabından bahsederken, Gospodinov. “Bir romandan nelerden bahsedilmesini beklemeyiz? Tuvaletlerden mesela. Sineklerden. Bitkilerin üreme biçimlerinden. Gündelik hayatın sıradan detaylarından. Bunlar her ne kadar ‘doğal’ şeyler olsalar da romanlara girmeyecek kadar yersiz ya […]

devamını oku »

Günce yazmak bir iç hesaplaşmadır. Kendine ışık tutmaktır. Bazen de ışık aramaktır yazdıklarında. Ama bu günceyi yayınlamak her yüreğin harcı değildir. E kolay değil. Bir düşünsenize kendi ışık arayışların var. Işık ararken saçmalamış olduğun yerler var o günce de. Bir de seni anlamayıp sağından solundan saldırıya geçecek, yerden aldığı ya da cebinde taşıdığı taşı sana […]

devamını oku »

Yer metro istasyonu. Kartı turnikede bipletip, metroya binmek üzereyim. Elimde bir kitap. Son satırları okunmak için bekliyor. Yani kitap bitmek üzere, son bir kaç sayfa kalmış. Metroyu bekliyorum. Çantalarımla. Metroya bindim. Çantalarını yerleştirmesini uzun süren insanlardanım. Mümkünse yanı boş olan yere oturup, sonra hangi çantayı kucağıma alacağım, hangisi sırtımda kalacak karar verip, kitabımı çantamdan çıkarıyorum. […]

devamını oku »

Hakan Akdoğan’ın ilk kitabını okuduğumda ne kadar heyecanlandığımı hatırlıyorum. Nü Peride… Büyülü bir dünyanın içine girmiştim. Sene 1998 yazı olmalı. Can Yayınları’ndan çıkmıştı. Peri güzelliğinde bir kız vardı kapağında. İlk önce ben mi okudum tavsiye ettim arkadaşlarıma? Hatırlamıyorum. Zaten bunun bir önemi yok çünkü yıllar, anılarımızı iç içe soktu. Artık anılarımızı anlatırken bile “O senin […]

devamını oku »

Ç o k   O k u n a n l a r