Masthead header

Category Archives: aysunöykü

Yazdan yaza olurdu bu… Buzlu camın dışında üç gölge beklerdi sabırsız. Küçük kız, ablası, anne. Teyzemin berrak sesi, sevinç içinde inerdi merdivenleri kendinden önce. “Geldim, geldiiim.” Sonra camın ardında gölgesi belirir, yeşil demir kapı telaşla açılır, gölgelerimiz birbirine karışırdı.. Sevinç çığlıkları, kahkahalar, kucaklaşmalar… İki küçük kız yanyana sahanlıkta durur, başlarını kaldırır, önlerinde, sanki gökyüzüne kadar […]

devamını oku »

Tarladan henüz getirilmiş yemyeşil ıspanakların kokusunu doya doya içime çektim. Az sonra taneleri eşsiz birer hazine gibi etrafa saçılacak kocaman, kıpkırmızı narların, sapsarı kütür kütür ayvaların, kahverengi sert kabuklarından henüz ayrılmış taptaze cevizlerin birlikte oluşturduğu doyumsuz manzarayı zihnime nakşettim. Gökyüzünde süzülüp engin denizin üzerinden yüce dağlara, uçsuz bucaksız ovalara, uğultulu bozkırlara, coşkulu nehirlere doğru yol […]

devamını oku »

Bulaş Notları Nisan 9, 2027 Düşündüm de -bütün yaptığım da bu zaten- çocukluğun en çok da ölüme uzak oluşunu seviyorum! Bu günümden geriye o tasasız küçük kıza baktığımda, artık özlediğim ne babamdır ne de kutlu doğum günlerim. Ölüme uzak oluşumdur; en çok o! Karanlığın dibindeki bu son yedi yılda tek ve en büyük kazanımım: düşünmek. […]

devamını oku »

Geç otur şöyle. Bize iki çay, biri açık olsun. Ağzım kurudu valla. Üşüdün mü? İstersen içerde oturalım, gerçi burası daha havadar. Bak güzel gözlüm, üzmeyelim birbirimizi artık. Ellerim kırılsın, affet. Sen de laf dinle biraz ama.   Ne istersen ben sana alırım diyorum. Almıyor muyum? Burnunun dikine gidiyorsun sürekli. Niye ha, niye! Bazen diyorum, acaba bilerek […]

devamını oku »

Koltuğuma büzüldüm, hırkama sarındım. Parmaklarım düğmemde. Asılıyorum. Koparacağım. Yapamadım. Naylon ip kullanmışlar. Bıraktım, karısı olduğum adama bakıyorum. Ayna başında kravatını bağlıyor. Çenemi elime yasladım, izliyorum. Yanakları kaya gibi sert. Sakalları zımpara kıvamında, kaşları çalıdikeni. Keskin dudaklar, sipsivri bir burun. Eliyle saçlarını geriye doğru taradı, iyice yaklaşıp gözlerine baktı, muhtemel çapakları orta parmağıyla tekrar temizledi, ceketini […]

devamını oku »

Bana hiddetle, düşmanıymışım gibi bakıyordu. Olayın mantıksızlığını bilsem de sinirlerime hâkim olmakta zorlanıyordum. Beni suçlamasından daha çok karşımda oturanın artık beni ayakta tutan, bana güç veren insan olmadığını idrak etmek ağırıma gidiyordu. ‘‘Ben senin deri eldivenlerini ne yapayım, anneciğim. Ben eldiven bile kullanmam ki!’’ dedim sakin kalmaya çalışarak. ‘‘Sus,’’ dedi gırtlağından çıkan yorgun ama hırçın […]

devamını oku »

Daha ilk görüşte aklı gitmişti. Kırmızı kadife fiyonkları, sarı ahşap tabanları, koca bir terlik yığını arasından çekip almıştı diğer kadınlardan önce. “Kızım, biraz pahalı ama bunlar.” “Anne, lütfen.” Fazla itiraz etmedi Pervin Hanım, “Tamam ama başka bir şey almam, ona göre.” Pazarcıya uzattı hemen terlikleri, o da parlak mavi kâğıda sarıp geri verdi.  Sıkı sıkıya […]

devamını oku »

Merdivenleri koşarak iniyorum. Havuz şemsiyelerini, küçük mısır tarlasını, serayı aynı hızla geçiyor ve tahta kapıyı açıyorum. Elimde bir silah, ayağımda ev terlikleri ve başımda tülden, siyah bir örtü var. Tören bu sabah sona erdi. Yapmam gerekeni yaptıktan sonra taziye ziyaretleri için büyük salona geri dönecek ve orada oturmaya devam edeceğim. Zil seyrek olarak çalıyor olsa […]

devamını oku »

Edebiyat Haber’e gönderilen öyküler, edebiyatımızın usta ismi Cemil Kavukçu tarafından değerlendiriliyor. Amacımız;  öykücülerin,  öyküyle kurdukları ilişkinin dönüşmesine katkıda bulunmak ve seslerinin daha fazla okura erişmesini sağlamak. Yayımlanacak öyküleri, düzenlediği atölyeler vasıtasıyla edebiyatımızın yeni yazarlar kazanmasına katkıda bulunan, usta isim Cemil Kavukçu belirleyecek. Gönderilecek öyküler daha önce başka bir yerde yayımlanmamış olmalı. Edebiyat Haber’de, salı ve perşembe günleri […]

devamını oku »

I. Neye benzediği bilinmeyen kadınlar vardır, bir de çok çirkin olan erkekler. Bunu düşünmek bana derin nefesler aldırıyor. Bana derin nefesler aldıran hatıralar, bu cümleyle biraz olsun özetleniyor. Neye benzediği bilinmeyen kadınlar vardır. Ve bu kadınların biriyle, bir anıya sahip olmak, bunu hatırlamak bile beni heyecanlandırıyor. Şehrimiz  tarihin gördüğü, en kaotik şehirlerden biridir. Çok insan […]

devamını oku »

Seyla’nın “Sıra sende,” diyen sesiyle irkildim. Dinlemeyi bırakmış, üstünden yıllar geçen hikâyenin detaylarına dalmıştım. Anlatma sırası bendeydi. Kadehimden bir yudum aldım. Arkama yaslandım.                                                                                  Çok eski bir evdi… İstanbul’a üniversite okumaya gelmiştim. Devlet yurdunda bilmem kaçıncı yedektim, özel yurtlar ise ateş pahası… Kafa dengi arkadaşım Serap’la, kendimize bir çatı altı bulmayı vadetmiştik. Böylece tatil günleri […]

devamını oku »

En son okuduğunuz kitabın adı nedir?  İzlenimlerinizi öğrenebilir miyiz? En son, Şermin Yaşar’dan “Deli Tarla” adlı öykü kitabını okudum. Şermin Yaşar kanımca Türk öykücülüğünün en leziz seslerinden biri. Genç yaşına rağmen müthiş üretken. Son derece duru, sade ve yumuşak bir dili var. Kurguları çok iyi. Kara mizahın da imza isimlerinden… İçindeki her öykü aynı değerde […]

devamını oku »

“(…) Gregor Samsa, bir sabah huzursuz edici rüyalardan uyandığında…)” Yolculuğumuz hasret kavuşturanın düdük sesi ile başladı…  Trenin hareket saatinden önce içerisi çürük kaynamış yumurta kokmaya başlamıştı. Sonbaharın ılık nefesini ensemizde hissederken; iriyarı, leş kokulu adamlar içeri girdi. Kömür karası iri gözleri, solgun yüzlerinde kara elmas gibi duruyordu. Kahverengi yüzlerinden ışıldayan beyaz dişleri gözlerinin akıyla uyum […]

devamını oku »

Aynada son bir kez kendine baktı, iri bigudilerle sabahtan sardığı saçlarını az önce açmıştı, elleriyle şöyle bir dağıttı. “Ama efendim, olmaz ki böyle!” diye yüksek sesle söylendi. Kafasını sağa sola salladı, sarı bukleler iyice yerine oturdu. “Üç sene oldu.” Sesi azıcık daha yükseldi, saçını beğendi. “Eski bankacıyız diye bana çok yükleniyorlar.” Sesi gittikçe tizleşiyor muydu […]

devamını oku »

Benim bu adada ne işim var? Ne zamandır buradayım?Kim getirdi beni buraya? Neden getirdiler?Nemin yoğunluğu beni boğuyor.Gözlerim yaşarıyor, havası çok ağır.Ne işim var burada? Beni çıkarmayacak mısınız? Beni çıkarmayanlar kim? Onlar mı, o mu? Emin değilim.Beni ne kadar tutacaklar? Peki, ne kadardır buradayım ben? Daha da kalacak mıyım? Sorularım dönüp dolaşıp, aynı soruya dönüyor. Cevapsız […]

devamını oku »

Hastanebaşı Yokuşu’nun dibindeki küçük, mütevazı, geçmiş yılları hatırlatan kurşuni kubbeli caminin yanından aşağı doğru ince, uzun bir merdiven iner. Basamakları kararmış, yer yer kırık dökük bu merdivenin kenar zaviyelerinden emek harcamaya gerek kalmadan kendi halinde yeşillikler bitmiştir. Ne ki insan böyle kendiliğinden olan şeylere pek değer vermez, hele ki rengârenk saksılara dikilip lüks vitrinlerin ardına […]

devamını oku »

Kapı zili çaldı, mutfaktayım, pencereden baktım, önce savrulan karı gördüm. Nasıl da sessiz sessiz  başlamış. Sevindim. Bahçe kapısının önünde bir kadın, kucağında büyükçe bir paket bekliyor. Sabahın bu kör saatinde, senin bir şey sipariş ettiğini sandım önce ama şimdiye değin hiç kadın kargocu görmemiştim. Geliyorum diye el ettim camdan, bahçeye çıktım,  kar öyle bir yağıyor […]

devamını oku »

Dershaneye gidiyordum. Rugan, siyah, hafif topuklu ayakkabılar alınmıştı, ilk kez giymiştim. Kadın gibi giyinmemeye çalışıyordum, kız çocuğu olmaktan sıkılmıştım. Kadın gibi görünmekten utanıyor, genç kız tarzımı arıyordum. Her hafta sonu yüksek belli kumaş bir pantolon üstüne türkuaz mavisi bir bluz giyiyordum. Bluzun göğsünde beyaz pembe tüyleri olan mavi bir kuş baskısı vardı. Uçmaya hazır, nefesini […]

devamını oku »

Yerin altındayım. Etrafım dört duvarla kaplı. Alışveriş temalı üç katlı kumarhanede müşteriler uyanmasın diye zaman saklanmış. En üst katta alışveriş merkezleri, kumarhanenin en alt zemininde de saygın isimler için kumar masaları mevcut. Ben saygınların oynadığı katın garsonuyum. İşim biter bitmez aynı kattaki odamda yuvarlak yazı masama geçiyorum. Odama dolan içki kokularıyla romanımın üzerinde çalışıyorum. Hem […]

devamını oku »

Elli beş ekran tüplü televizyonun sesi sonuna kadar açıktı. Banyodan çıkan iki çocuk yan yana oturmuş, sırtlarını sobaya vermiş, televizyona bakıyorlardı. Darende, yarı uyur gözlerle, hem yanmasınlar diye torunlarına göz kulak oluyor hem de Ulusa Sesleniş’i izliyordu. Döküm sobanın üstündeki portakal kabuğu rayihasına eşlik eden beyaz sabun kokusu tüm salonu sarmıştı. Tellerde asılı çamaşırlardan sular […]

devamını oku »

Ç o k   O k u n a n l a r