Masthead header

Category Archives: aysunöykü

Umudumu kaybettiğim o gündü. Mahşer günü olacakları düşünüyor, kıyamet senaryoları üretiyordum. Geçmiş günahlarımı hatırlıyordum. Attığım her adımda daha da dibe batıyordum. Geride kalan her gün günahlarımı arttırıyordu. “Yeter!” diye bağırdım. Bilgisayarımın güç tuşuna bastım ve beklemeye koyuldum. Artık sipariş verecektim.Onu ilk defa yazlık sahil evleri tadilatı yapan insanları anlatan bir televizyon belgeselinin reklam kuşağında görmüştüm. […]

devamını oku »

 Saat 19.00 olduğunda tarihi Wiener Staatsoper binası neredeyse ağzına kadar dolmuştu. Bu gece dünyaca ünlü bu opera binasının konukları Viyanalılar dışında dünyanın farklı ülkelerinden gelen sanatseverlerdi. İnsanların bu gün burada olmasının nedeni son zamanlarda ulusal ve uluslarası basın ve sanat camiasında Oktay Lehmann adının sıkça geçiyor olmasıydı. Bu kadar kibar ve şık insanın arasında onur […]

devamını oku »

Akşam yemeğine doğru kafenin iyice boşaldığı saatlerde geldi, keyifsiz görünüyordu. “Ne oldu?” dedim “Bir şey mi var?” “Evet” dedi “Bizim pederle kavga ettik.” “İlk kez değil ki” dedim, “her zaman kavga ediyorsun. Yine gitme meselesi mi?” “Evet. Amerika’da bir dil okuluna yazılayım diyorum izin vermiyor gidince dönmezsin diyor.” Amerika olması şart mı? İngiltere olsun ya […]

devamını oku »

O ne fırtınaydı öyle, rüzgarın iki gündür deli deli estiği kadar vardı. Gök kömür karasına büründü. Yağmur, kasabanın üzerine olanca görkemiyle, şimşeklerle bıraktı kendini. Yer gök birbirine girdi. Rüzgar, topraktan topladığı dalları, kuru yaprakları, gazete kağıtlarını, kıyıya köşeye atılmış pet şişeleri, iplere asılmış çarşafları aldı götürdü. Sel, sokağa gelişigüzel bırakılmış bisikletleri, belediyenin çöp kutularını, kahvecinin […]

devamını oku »

Akşamın yorgunluğu çöküyor arsız şehrin çatılarına. Kaldırımlar kulak kesilmiş, birazdan ay görünecek. Karanlık evvela bizim evi seçiyor. Rastlantılar tekrar edilebilir şeyler mi? Yarın Antep’e gidiyorum, diyor babam. Annemin bu yolculuğu onaylamadığını anlamak için özel yeteneğe sahip olmam gerekmiyor. Siparişleri topluyor evin önde geleni. Annemin bir şeye ihtiyacının olmadığını sessizliğini sürdürmesinden anlıyorum. Kardeşim üç tekerlekli bisiklet […]

devamını oku »

Madam Katina ölmek üzereydi. Evinde,  kabarık beyaz yastıklara yaslanarak yattığı yatağında, ziyaretine gelenleri solgun yüzünde minnet dolu bakışlarla karşılıyordu.  Dostlarını son bir kez görmek istiyordu; bir kişi dışında! “O kadın kapıdan içeri girmeyecek” diyordu alt katta oturan elli yıllık komşusu Madam Roza için.   Annesinin pankreas kanseri olduğunu öğrenir öğrenmez, Madam Katina’nın oğlu Jan, karısını […]

devamını oku »

Tek bir göz yeter, diyordum. Varlığımı görecek, beni ete kemiğe bürüyecek tek bir göz. O zamanlar bu metruk köşkte tek başına yaşayan bir periydim. Tozlu antikalar, yırtık kadifeler arasında. Örümcek ağlarından geçiyordum, göz yanılsaması kadar olsun kıpırdamıyorlardı. Hamam böceklerine basıyordum, duyargalarını bile oynatmadan geçip gidiyorlardı. Aynaya hohluyor, buğulanmış mı diye bakıyor, sadece karşı evdeki kadının […]

devamını oku »

Karanlık basmak üzereydi. Süreyya Hanım bir elini çenesine dayamış gökyüzünü kaplayan kapkara bulutları izliyordu. Yaprakları dökülmüş erik ağacının dalları, rüzgârın etkisiyle sallandıkça cama vuruyor, çıkan ses rüzgârın sesiyle birleşiyor bir yerlere sürüklenip kayboluyordu. Bu sürükleniş kendini tekrar tekrar yineliyordu. “Tıpkı insan yaşamı gibi” diye düşündü. Gökyüzündeki bu manzara ve işittiği ses derin düşüncelere dalmış olan […]

devamını oku »

                                               “Bilmem ki uzun süre susarsa unutur mu insan?” (Özen Yula) Özlediği duygulara ipekten giysiler biçse de yıllar hızla akmış, canı yanmış, gün dünyada olup bitene aldırmadan doğup batmıştı. Dönüp bakınca, bunca yıl tek değişmeyen şey özlemin tadıydı. Eleni, mahurca kalktı […]

devamını oku »

Güneş olanca sıcaklığıyla yüzüne vuruyordu. Koruyucu kremini yanına almadığını fark etti. Üstü açık bu teknede tüm gün yanıp kavrulmak istemiyordu. Uzandı. Güneşten bir parça da olsa korunabilmek için yüzüne ince bir havlu örterek düşüncelere daldı.  Niye bu kursa katılmayı kabul etmişti. Korkularını aşmak için mi? Sanırım öyle diye geçirdi içinden. Sonra da sessiz bir şekilde […]

devamını oku »

Gözlerinde büyüyen korkuyla bahçeyi izliyordu. Küçücük yüreği, üzerine yüklenen ağırlığı kaldırabilecek miydi? Oysa düne kadar bu bahçeyi seviyordu. Yaşlı söğüt ağacının yerleri süpüren eteklerinin altında sık sık annesiyle piknik yaparlardı. Dallarına yuvalayan bülbüllerin sesleriyle uyanıyordu her sabah. Gecenin ışıklarıyla birer hayalete dönüşseler de, kavak ağaçlarının yapraklarının güneşle payetlenmesi hoşuna gidiyordu. Yaz sıcağını örseleyen rüzgârda çıkardığı […]

devamını oku »

                                                          2 Mart 2010 Alnımı soğuğuna yasladığım bu pencere camının diğer tarafında bambaşka bir dünya var. Bir parmaklık ötede zaman süner, iklim değişir, yollar uçlarını yitirir. Güneş paslı ışıltılar bırakır gökten ve aceleyle tenhaya çekilir. Bu rutubetli mahzenin diğer tarafında; bu bodrum penceresinin Sümbül Dağı’na bakan irinli gözlerinden tiksinen dünyada, hep bağırtıyla dökülen aceleci, tuhaf […]

devamını oku »

RÜYA “Sadece karnını doyurmaktı amacı, sadece karnını doyurmak!’ Bu sesle uykudan gözlerini açtı adam. Sabah ezanı okunuyordu. Çok kısa bir an, nerede olduğunu hatırlayamadı. Yattığı yer karanlıktı. İçerisinde hiçbir eşya olmayan, depoyu andıran bir odaydı burası. Sokak lambasının cılız ışığı, tavana yakın küçük bir pencereden süzülerek içeri girmiş, yerde uyuyan bir gencin yüzüne vurmuştu. Delikanlının […]

devamını oku »

Olay yerini eliyle koymuş gibi buldu Halit Amir. Şehrin her köşesini avucunun içi gibi bilirdi. Gençliğinden beri sokaklar kazan Halit kepçe. Sokaklar çöplük Halit süpürge. Sokaklar suç dolu, Halit alayının peşinde, hep tetikte. “Ne olmuş oğlum?” “Amirim, alt katta oturan yaşlı adam maktulün boğazını kesmiş.” “Hee kesmiş. Aldınız mı adamı?” “Aldık Amirim.” “İyi. Niye yapmış, […]

devamını oku »

Devlet nerden bilsin benim dalyan gibi kardeşimin karanlıktan korktuğunu? İki yıl önce tam boğulacakken barajdan çekip çıkardığımda “Abi” den başka bir şey söylemeden hıçkıra hıçkıra ağladığını nerden bilsin? “Bir gün biz de gider miyiz abi İstanbul’a?” dediğinde gözlerinin nasıl parladığını, babamı kızdıracak bir şey yaptığında onu kurtarmam için nasıl ürkek baktığını, Zeliha’yı gördüğünde yüreğinin nasıl […]

devamını oku »

Koyu renkli kalın perdelerin incecik aralığından sızarak odayı kesen güneş Hanım’ın gözlerini kamaştırdı. Hanım, bir anda irkilerek kendine geldi, saatler boyu öylece oturduğu koltuktan nihayet kalktı, ağır adımlarla pencereye yaklaştı, perdeleri iyice açtı. Güneş loş odayı hemen doldurdu. Hanım, bir süre de ayakta, ne yapacağını bilmeden öylece durdu, neden sonra yine aynı ağır adımlarla kapıya […]

devamını oku »

“Kolay elde edilmiş bir saadet mi yoksa insanı yücelten ıstırap mı daha iyidir?” F. Dostoyevsky Bir ayna daha almak için arka sokaktaki züccaciyeye gittim, bu sefer dükkandaki en büyük boy aynasını istediğimi söyledim. Gereksiz bir samimiyetle ağzını yaya yaya konuşan satıcı kız “Abla yine görmeden mi alacaan?” diye sordu. Seçmem zor olmadı, zaten o boyda […]

devamını oku »

çocuğum. hacı nerimanlara gidecekmişiz. anneannem annemin sağ kolunda, sol kolunda kardeşim ve elini tutan ben. koşuyolu-kadıköy 5-a, kadıköy-göztepe 3-g; neriman teyzedeyiz. neriman köksal-amarcord’da ergeni emziren kadın arası, başı örtülü, yüzü-gözü makyajlı, kendi ak-pak, giysisi kapkara, iri biri açtı kapıyı bir şûh kahkahayla. elmayı dişler gibi öptü bir adam, ‘âh!’ diyen kardeşimle beni, yanaklarımızdan. ‘en kişiliksiz […]

devamını oku »

Pencerenin önünde bir yandan çayını yudumlarken öbür yandan elindeki kitabı kokluyordu. Bir kitabı okumaya başlamadan önce her zaman yaptığı gibi. Burnunu sayfalara dayayıp yavaş yavaş çevirdi. Okuduğu her kitaptan farklı kokular alırdı. Sözgelimi birinden yalnızlığın, kırgınlığın kokusunu alırken, bir diğerinden umudun, gözyaşının kokusunu alırdı. Kokular burnuna değer değmez bilmediği hikâyelerin kahramanlarının kırgınlığının, sevincinin somut haline […]

devamını oku »

Şimdi, geriye dönüp bakınca çocukluk arkadaşlarım içinde en çok Erdem’i kıskandığımı hatırlıyorum. Yalnız ben değil, eminim ki bizim mahalledeki çocukların hemen hepsi en az bir kere onun yerinde olmak istemiştir. Erdem, sokağın başındaki sarı boyalı, büyük evde otururdu. Evin tek çocuğu olduğundan anne ve babası onun üzerine titrerdi. Sanki Erdem kafesinin kapağı açık unutulmuş bir […]

devamını oku »

Ç o k   O k u n a n l a r