Masthead header

Category Archives: aysunöykü

Birkaç adım ötemdeydi. İki yanı çalılık olan dar beton yolda duraksadım ve onun ağır ağır bir çalılıktan çıkıp diğerine girmesini bekledim. İlk kez bir kirpi görüyordum. O gayet sakindi ama benim tüylerim diken diken oldu. Sanki hayatımı duraksatmak, beton yolun üstünde sürünüşünü bana izletmek için çıkmıştı karşıma. Benden güçlü olduğunu duyumsuyordum, diğer bütün sürüngenler gibi. […]

devamını oku »

Yaşlı adam yola çıkmak üzereydi.  Yanında ne bineği vardı ne heybesi. Bembeyaz entarisi ve koyu yeşil sarığı, bir de güç aldığı değneği, o kadar. Şehri terk etmeden önce şadırvanın etrafında toplanmış öğrencilerine son bir kez daha sordu: -Yok mu benimle gelen?  Hadi, biraz cesaret! Gençler başlarını öne eğdi.  Çıt çıkmıyordu.   Sonunda biri elini yavaşça kaldırdı, […]

devamını oku »

Terliklerini şıpırdatarak evden alelacele çıkan Fadik, taş merdiveni nefes nefese inerken telefonunu uzatmış bağırıyordu: “Amanıııın!.. Bakın, bakın fese resim koymuş.” Kapının önündeki kameriyenin altında, demir ayaklı beton masanın etrafında naylon sandalyelere eğreti oturmuşlardı. Güneş asma yaprakları arasında ince şeritler çiziyor, rüzgâr söğüt ağaçlarının dallarında tatlı hışırtılarla dolaşıyordu. Serin bir sessizliğin ardından hepsi ona döndü. Aşir, […]

devamını oku »

“Merhaba Çağla, Öncelikle şunu belirtmeliyim ki; bunları sana yazmak niyetinde hiç mi hiç değildim. Senden ricam, ön yargılarının esiri olmaktan kurtul ve neden yazdığımı sonuna kadar oku… Hani şu beraber gittiğimiz meyhane vardı ya? Senin çok sevdiğin Bahçelievler semtinde yer alan, “Ne işi var Ankara’da Rum meyhanesinin Çağrı?” diye epeyce dalga geçmiştin benimle, geçenlerde oradaydım […]

devamını oku »

 “İşte yine başlıyoruz” dedi kendi kendine söylenirken. Koşu ayakkabılarını bir çırpıda giymişti. “Geçerken yenisini bakkaldan alırım” dediği dünden kalmış içinde bir yudumluk suyu kalan pet şişesini çöpe attı. Çantasına baktı. İçinde sadece havlusu vardı. Mutfağa yöneldi. Nihan evin içinde ayakkabı ile dolaşılmasına karşıydı. Çocuklar bazen “Anne bir şey alıp çıkacağız” dediklerinde saçları diken diken olurdu. […]

devamını oku »

İş çıkış saatiydi. Belediye otobüsüne biner binmez gözlerim boş koltukları taradı.Kartımı okutup şoför arkası, üçüncü sıra, ikili koltuğun koridor tarafına oturdum.Kısa sürede doldu bütün koltuklar. Ayakta kalanlar koridordaki boşluklara sıralandı. Yolcuların çoğu prangasını geride bırakmış gibiydi; beklediği yolculuğa çıkmanın yarı gevşek, yarı tatminkâr rahatlığı görünüp kayboluyordu yüzlerinde. İnsan kımıltılarıyla, tıslayarak hareket etti otobüs.Yoğun trafiğe büyük […]

devamını oku »

Masadaki tabakta, günlerdir buzdolabında ve ağzı açık durmaktan suyu kaçıp büzüşmüş dokuz on tane siyah zeytin, sararmış bir parça beyaz peynir ve kurumuş iki dilim ekmekten başka bir şey yoktu. Adam,gözlerini pencereye dikmiş otururken hafif hafif ve ritmik bir şekilde ileri geri sallanıyordu. Uzun zamandır yıkanmamaktan keçeleşmiş kır saçları vedüzensiz uzamış sakalları ona iyice düşkün […]

devamını oku »

Kara tren düdüğünü uzun uzun öttürüp hareket etmeye hazırlanırken,istasyonda kalanlar, yolcularla son kez vedalaşıyorlardı.Annem,babam,kız kardeşlerim ve Gülizar, abimi askere yolcu ediyorduk. Abim hepimize tekrar sarıldıktan sonra trene bindi, kompartımanın penceresine geldi. Annem gözyaşlarını silerek bizim ellerimizden tutup oradan uzaklaştırdı. Abim ile Gülizar birbirlerine bakıyorlardı. Bir ay önce düğünleri olmuştu. Şimdi Gülizar kınalı ellerini sallayarak yolcu […]

devamını oku »

Bazen sabrımı yitirmemi bekliyor gibi. Suskunluğum gitgide ağırlaşıyor, katılaşıyor sanki. Pusuya düşmüş bir hayvanın ürkekliğiyle titriyorum. Burada, bu evde, sesi çınıltıya dönüşüyordu her adımında. – Elimden tut. Kendini tüketmenin ne sana ne bana faydası var.- diyemedim. Dudakları kuru ve gergin, kendisinin bile bilmek istemeyeceği bir huzursuzluk hakim ayaklarında. Koltuğun bir tarafına abanmış bedeni, aynadan yansıyan […]

devamını oku »

Ben hiç denizin üzerindeki kaplumbağayı babasına benzeten bir kadın tanımamıştım. Kaş açıklarında yüzen kaplumbağa karşıdan, Meis’ten geliyordu ona göre, kızına selam vermek için Kaş kıyısına kadar gelmiş, sonra hızla kaybolmuştu. Birilerinin en güzel günleriydi o yaz. Ankara’dan Akdeniz’e uzanan yol boyunca sevmediğimiz şarkıları dinlemiş, sonra o şarkıları çok sevmiştik. Denize öyle âşıktı ki beni kendi […]

devamını oku »

Anket şirketinden ayrılmıştım. Daha doğrusu ayrılmak zorunda kalmıştım. Sigorta, sosyal haklar gibi kazanımlara sahip değildim, ama iyi para kazanıyordum. İşimden memnundum aslında.  Gün boyu dışarıda olmak, sürekli yeni birileriyle tanışmak hoşuma gidiyordu. Gevezeliği oldum olası sevmişimdir. Yumuşacık yapıyor insanı. Anket başı ücret ve prim usulü karşılığında çalışıyorduk. Derken seçim furyası bitti. Boşa düşmüştük. Yapacak bir […]

devamını oku »

Sabah saat altı, trendeki pencere kenarındaki koltuğa oturup,önümdeki masaya su şişesini ve kitaplarımı yerleştirdim. Günaydın… Cevap yok. Yolculuk nereye, sorularımı cevaplamadı, duymamazlığa geldi. Karşımdaki konuşma heveslisi değil. Cam tarafında geçen görüntülere bakıyorum. Sıkılmıyorum, konuşmasın diyorum;ben de,‘içimden’ konuşurum. Sudan bir yudum alıyorum. Kitaplardan en sevdiğime bakıp, şimdi mi başlasam, biraz daha zaman geçsin öyle mi… Sabrediyorum. […]

devamını oku »

Bir hafta sonu akşamı, Demirspor Kulübünde ringe çıktık. Salonun yarısı Harbiyeli, yarısı da Hacettepeliydi. Rauntlar birbiri ardına bitiyordu. Rakibime düzgün bir yumruk atamamıştım. Sinek ısırığı gibi, çeneme, yüzüme, nereme rast geliyorsa vurup kaçıyor; etrafımda dönüp duruyordu. Altıncı raundun sonunda maç bitti. Sayıyla onu galip ilan ettiler. Taraftarları alkış ve ıslıklarla ayağa fırladı. Bizimkiler kös kös […]

devamını oku »

Büyük bir kentte yaşıyordum. Caddeleri, arabaları, insanları, okulları, evleri, alışveriş merkezleri, güneşi, parkları, kumsalı, denizi, yolları, gürültüsü, kalabalığı büyük bir kentte. Küçük biriydim. Elleri, ayakları, sesi, çapı, evi, arabası, ofisi, kulakları, yaşamı, yaşamadıkları, etekleri ve pantolonları ve sırtına yüklediği anıları küçük biri. Büyük bir kentte tek başına yaşayan küçük biriydim. Büyük iş hanındaki küçük ofisimin […]

devamını oku »

Amcam’a Bulutlar dağılmış olmalı. Güneş dantelin deliklerinden süzülüyor; koltukların kadifesine, ahşap konsola, gümüş şamdanlara vuruyor. Artık odanın loşluğu, uçuşan tozlar daha belirgin. Sanki ışık içeri tamamen dolsa Orhan Bey’in kanı yine deli akacak. Ağrılar dinecek, kemikler kuvvetlenecek. Dilaltı hapları, insülin iğnesi, tansiyon aleti balkondan düşüp parçalanacak. Hey gidi ihtiyar çınar, nüfus kâğıdı eskidi, kazık mı […]

devamını oku »

Tek odalı bodrum katın nem kokan serinliğine uyandığı anda,evinde olmadığını hatırlamıştı yine Veysel;  canı sıkılarak, ruhu daralarak. Uyandığına pişman olmuş gibi isteksiz, yavaşça doğruldu yataktan. Yerdeki ince, eski, kirli kilime bastığında çıplak ayakları üşüdü, içi ürperdi. Soğuk ev içleri hep keyfini kaçırırdı zaten. Kafasını yavaş hareketlerle çevirerek bildiği odanın içine, yeni görüyormuş gibi göz gezdirdi. […]

devamını oku »

Bazen öyle bir ruh haline bürünüyorum ki, kimselere haber vermeden uzaklaşmak, sadece bilinmeze doğru yol almak istiyorum. Rüzgârın savurduğu yöne doğru, bir o yana, bir bu yana.Bazen de bir kuş gibi, başımı aşağıya çevirdiğimde sonsuz bir mavilikle karşılaşacağım, dalga seslerinin bana ulaşabileceği uzaklıkta uçmak istiyorum, hiçbir şey düşünmeden. Uzun zamandır yalnız kalamadım, oysa buna o […]

devamını oku »

Nezir Dayı ne kadar olmaz dese de Münire Aba dediğini yaptı, oğlunu everdi. Bir haftadır içerdeydiler. Anası yemeklerini kapının önüne bırakıyor, oğlan boş tabakları tepsiye koyup gene aynı yere bırakıyordu. Köyde herkes konuşuyordu;  sen bak şu Abdi’nin işine bir hafta, koca bir haftadır yataktan çıkmadı. Sen bir de Abdi’ye sor bakalım yatağa girebilmiş miydi? Karısını […]

devamını oku »

Biteviye karanlık. Köpekler uluyordu. Durmadan uluyordu. “Allahüekber” dedi müezzin. Allahüekber dağlarından bir askerin izdüşümüydü gözlerimdeki. Donmuş bir asker. Donuk elleri ve gözleriyle bakıyordı bana. Şaşkın baktım. Bakıştık. “Tanımadın mı beni?” dedi. “Tanımadım…” dedim. “Ben…” dedi. “Ben kardeşin Osman…” “Osman…?” dedim. “Ama sen hiç asker olmadın ki!” Sayrılıydın hep ve saralı. Kafandaki kocaman yara yüzünden her […]

devamını oku »

Taksinin buğulu camından dışarı bakarken iki gün sonra gerçekleşecek büyük yarışma düşüyor yine aklıma, heyecanlanıyorum. Zaten son günlerde aklım hep orada. Bugünü yaşamıyorum, gelecekteyim, Paris’teki o büyülü gecedeyim. Kariyerimin en önemli gününe bu kadar az kalmışken şu an Sibel’in davetine gitmekle doğrumu yapıyorum, bilmiyorum. Telefonda o kadar çok ısrar etti ki, kıramadım. Yarışma öncesi bize […]

devamını oku »

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z