Masthead header

Category Archives: aysunöykü

Ben böyle olsun istemedim. Hiçbir şey yapmadım ki ben, Cevdet yaptı! O tutuşturdu elime el arabasını. ‘’Bundan böyle anayoldan gelen malları sen karşılayacaksın,’’ dedi. Sonra dükkânın köşesindeki masanın arkasından elini suratıma doğru yaklaştırıp çat dedi yaktı çakmağı, doğru düzgün yapamazsam nah böyle tutuşturacakmış olmayan aklımı. Korkmadım ki ben. Hiç korkmadım. Koskoca kasabada bütün herkes geldi […]

devamını oku »

Tam bir yıl geçmişti. Üç yüz altmış beş gün. Her günün gecesinde üzerine bir çizik attığı takvimine baktı cebinden çıkartıp. Mayıs ayının ilk haftasıydı; havada türlü çiçeklerin kokuları dolanıyordu. Bunaltıcı sıcakların gelmesine zaman varken uzun yürüyüşler yapar, her zaman çantasında bulundurduğu kedi, köpek mamalarını dağıtırdı yol boyunca kendisine eşlik eden arkadaşlarına. Hiç terk etmediği ailesiyle […]

devamını oku »

Kötü anılar, örsün üzerindeki demiri döven çekiç gibi beynine, beynine iniyordu. Hancının Hasan -herkes Hancı diye hitap ederdi- Yeni Barda Şaşı Abdi’nin dostu Sarı Suzan’ı   –bilerek ya da bilmeyerek- konsomasyona çağırmış; sonra da içtiği bollar kofti diye kızı,  locadan dışarı atmıştı. O gün bu gündür Abdi, Hancının bir açığını, bir zayıf anını kolluyordu. Günlerce düşündükten […]

devamını oku »

“Diyelim sabah oldu, uyandın, görmek isteyeceğin manzara ne olurdu?” “Akıtmayan bir tavan.” Tabii Hatice haksız değil, insan gündelik dertlerden başını kaldıramayınca hayal gücünün sınırsızlığı bir şey ifade etmez oluyor. Yine de belki açık mavi bir gökyüzü diyebilirdi, o da akıtmıyor. Ama Hatice böyle laflardan hoşlanmaz, onları yalancı bulur. Ona kalırsa gökyüzü görmek isteyecek yaşı çoktan […]

devamını oku »

Yanaklarımı elimin tersiyle sildim, alelacele kırmızı ojelerimi sürüyorum. Pavyonun çamurlu tuvaletinde. Azıcık kurumasını bekleyip klozetin kapağını açıyorum. İçeride bileğim kalınlığında bir bok. Ben ona bakıyorum, o bana. Pis pis sırıtıyor. İmalarını anlamazdan gelip sifonu çekiyorum, gitmiyor. Dans pistindeyim. Işıklar henüz beyaz, masaların çoğu boş. Sadece müdavimler gelmiş. Rakıya erken dadananlar. Saati on etmeden zum olurlar. […]

devamını oku »

Ter içinde. Beş altı kişi yatağını sarsıyor. Uyansın diye uğraşan bir grup dev cüsseli adam gelmiş salladıkça sallıyor. Her biri bir kenarından tutmuş yatağın. Uyku mahmurluğu, kâbusun korkusu, endişe, merak. Alnında boncuk boncuk damlalar. Titreyen ellerine hâkim olamıyor. Uyanmış olmalı. Bakışları bulanık. Etrafa göz gezdiriyor. Kimse yok. Yok mu gerçekten? Ama görünmeyen eller var. Hala […]

devamını oku »

Yağmur yağıyordu. Asfalttaki çukurlara bir avuç su birikintisi bırakacak, delikanlıların yanardağlı kızları öpme arzusunu uyandıracak kadar. Yağıyordu nisan yağmurları. Kenarda bir karga saçakların altında kalmış kedi mamalarını itinayla gagasına alıyor yerdeki su birikintisinde ıslatıp ıslatıp yiyordu. Yağmur yağmaya, mevsim dönümü tomurcuklar edepsizce açmaya devam ediyordu. Ben bir bahar günü ceviz ağacına binmiş bulutları öpüyordum. Ve […]

devamını oku »

Edebiyat Haber’e gönderilen öyküler, edebiyatımızın usta ismi Cemil Kavukçu tarafından değerlendiriliyor. Amacımız;  öykücülerin,  öyküyle kurdukları ilişkinin dönüşmesine katkıda bulunmak ve seslerinin daha fazla okura erişmesini sağlamak. Yayımlanacak öyküleri, düzenlediği atölyeler vasıtasıyla edebiyatımızın yeni yazarlar kazanmasına katkıda bulunan, usta isim Cemil Kavukçu belirleyecek. Gönderilecek öyküler daha önce başka bir yerde yayımlanmamış olmalı. Edebiyat Haber’de, salı ve perşembe günleri […]

devamını oku »

“Ben, benim, diyordum. Ama değildi. Bir şey, birisi, bir ruh, hayat çölünden geçen herkesi izliyordu, cennete ulaşmadan yakalayacaktı bizi. Düşündüm, ölümden başka bir şey değildi o: Ölüm cennetten önce bizi ele geçirecek. Yaşarken özlem, acı ve ıstırap çekmemize neden olan, her çeşit bulantıya katlanmamızı sağlayan şey, muhtemelen ana rahminde yaşadığımız ve kabul etmeye yanaşmasak da […]

devamını oku »

Seyit, ayazı bir nebze dahi kesmeyen konteynerden bozma, derme çatma çay ocağının önünde dört arkadaşıyla oturuyor. Gözleri, kapağı tam oturmadığı için her yerinden buharlar saçan çaydanlığın üzerinde baş aşağı duran yansımasında. Minicik gözüküyor. Ters dönmüş, doğrulmak için debelenen bir böcek sanki. Parmağının ucunu uzatıp üzerine bassa eziverecek kendini. Kafasında kırk tilki, söylenenleri lafa girmeden yarım […]

devamını oku »

Tek katlı evin balkon merdivenlerinden indi, kurumuş otlarla dolu, bakımsız bahçeyi geçti.  Kuyunun yanı başına geldi Serpil, elindeki boş kovayı ters çevirdi, yere bıraktı.   Birbirini kovalayan iki karasineğin vızıltısı dışında hiçbir ses duyulmuyor, yaprak bile kımıldamıyordu. Kuyunun gölgesine sığınan çekirge hareketsiz, balkon duvarındaki örümcek kıpırtısızdı. Kızgın güneşin altında ellerini beline koydu, bir süre ayakta durdu.  […]

devamını oku »

Niyazi bütün gün gözükmedi. Sabahtan öğlene öğlenden akşama ha geldi ha gelecek. Gelmedi. Ertesi gün ve bir sonraki gün de…Her köşe başı, her taşın altı ıssızlaştı. En kötüsü de çocuklar huysuzlaştı, analar çocuklarını nasıl oyalayacaklarını bilemediler. Saç baş yoldular, kocalarına ver yansın ettiler, kocaların başları öne kolları iki yana düştü. O soğuk, yağmurlu pazar öğleden […]

devamını oku »

Müdür bey bir taraftan, toplantıya siz katılır mısınız, Semra’nımın  çocuğu hastalanmış, gelemiycekmiş bugün işe, diye benimle konuşuyor, diğer taraftan önündeki evrakları imzalıyordu. Ofisten bir camekanla ayrılmış bölmede, kocaman ahşap masanın önünde dikilmiş, adamın kaleminden çıkıp, kağıt üzerinde afili bir ize dönüşen mavi mürekkebi takip ediyordum gözlerimle. Toplantı işine  sevinmiştim aslında, ama duygularımı belli etmedim. İsteksiz […]

devamını oku »

Yorgun bir iş gününün ardından çalışma odamda elime kitabımı almış, uzanma koltuğumda bacaklarımı uzatmış okuyordum. Üzerime, yüksek lisansımı tamamladığımda yurda dönüş yapmadan, üniversitenin lisanslı ürünlerini satan bir mağazadan aldığım, Ohio Üniversitesi’nin simgesi vaşaklarla dolu yeşil polar battaniyeyi örtmüştüm. Üstündeki vaşaklar hep kızgın baktığı ve sivri dişlerini ‘Seni yiyeceğim’ dercesine vahşice gösterdiği için kızım Demet  bu […]

devamını oku »

Hepimiz birilerinin hikâyelerinde kaderimiz onun ellerinde olan birer kahramanız. Kitabımı bu cümleyle bitirdim. Niye yazmıştım bu hikâyeyi? Yazdığım şeyin bir kurmaca mı, rüya mı, hayal mi ya da gerçekliğinden kaçtığım kaskatı, soğuk, bir kıymık gibi zihnimde dolaşan, sisler ardında duran korkunç bir yüz mü olduğuna emin değildim. Sigaramın dumanının havada çizgiler çizip sonra orada olmasına […]

devamını oku »

Yankı ile yıllar sonra anneannemin cenazesinde karşılaştık. Ne küçüklüğümde okumayı öğrenmemiş halimle ters tuttuğum ve harflerine anlam veremediğim kitaplarda ne de yıllardan beri okuduğum, sayısını bile bilmediklerimde o gün yaşadığım hayal kırıklığının tarifi yoktur. Küçüklük demişken biz İzmir’den taşınana kadar tüm çocukluk anılarımda Yankı’yı hatırlarım. Aslında sayıca çok değil bu anılar. Ailelerimizin bir araya gelişi […]

devamını oku »

Artık yemek alırım! Artık yemek alırım! Ablalar, artık yemek alırım! Gece sessiz, sokaklar boş. Sessizliğin içinde bir çığlık. Artık yemek alırım! Artık yemek alırım! Ablalar, artık yemek alırım! Pencereyi açtım, elimde telefonum. Sokak lambalarının aydınlattığı sokak aralarında, bebek arabası iten bir kadın, yanında bir kız çocuğu, önünde bir adam yürüyorlar. Kadının dilinde tek bir cümle, […]

devamını oku »

“Kendi düşlerimizi başkalarının filmlerinde / görünce tanıyoruz…” Murathan Mungan Günler domino taşları gibi birbiri ardınca devrilip gidiyordu. Kıpırtısız, renksiz, sıradan bir yaşamın günlük uğraşları içinde geçiyordu her şey. Sadece pişiren, doyuran, temizleyen, hizmet eden bir kadındı Ferhunde.  Mikroçipler ve kablo yığını yerine etten kemikten yapılmış bir robota benzetirdi kendisini. Duyguları olduğu asla düşünülmeyen bir robot. […]

devamını oku »

Bütün kabile kızar bana / Derler bu adam çalışmaz mı? Bu adam hep düşünür mü / Bir kuş ölmüş diye üzülür mü? MFÖ-Sanatçının Öyküsü Siyah martı ölmüş. Tek arkadaşım. Kabileden uzaklaştığım gecelerde yanıma sokulurdu. Başını okşardım. Kanatlarını, gövdesini. Sürüden dışlandığını unuturdu. Ölüm korkusunu, kendisini hedefleyen okları. Beraber yıldızları izler, dalgaları dinlerdik. Varlığı benim için ateş […]

devamını oku »

Bugün büyük gün. Sonunda tanışacağız. Gerçi ben seni uzun zamandır tanıyorum ama yine de ikimiz için de, özellikle senin için, daha farklı olacak her şey. Görünce ne yapacağımı, neler söyleyeceğimi prova ediyorum kim bilir kaçıncı kez. Seni görünce heyecandan her şeyi unutacağıma eminim oysa. Hayallerimde sarılıyorum sana. Yanağım yanağında, kokunu içime çekiyorum. Bütün hücrelerim senle […]

devamını oku »

Ç o k   O k u n a n l a r