Masthead header

Category Archives: aysunöykü

Mutfaktaki çaydanlığın ıslığı yerleşiyor sofraya. Hindiyle bakışıyorum bir yandan. Ellerini arıyorum. İnatla gamzelerini saklıyorsun. Masanın altına eğilip bakıyorum; ellerin yok… Yapamam ki ben, ellerin olmadan. Dert etme, der gibi bakıyorsun, bir sisin içinden.  “Herkes biraz eksik, öğreneceksin,” diyorsun usulca.  İçimden ne düşünsem, duyup cevaplıyorsun beni…  İncecik bir buğu geziniyor göz bebeklerinde. Elektrik kesiliyor; olacak şey […]

devamını oku »

Askeri lise sınavlarına başvurduğumuz andan itibaren, sanki sadece spor sınavına girecekmişçesine ders çalışmaktan çok spor yapmaya başlamıştık. Cesaret, güç ve atiklik aramızdaki tek geçer akçe olmuştu. Topluca dershaneden kaçtığımız bir cumartesi, biraz komando idmanı –kendimizce- yapıp ardından da tek kale maç yaptıktan sonra sırtımızı duvara yaslamış oturuyorduk. Sıcaktan börtmüş nefesimi düzenlemeye çalışıyordum. Allah’ım bu nasıl […]

devamını oku »

Benim kız hastalandı gene. Önce gırrrr, gırgırgır, tortortor, tartartar, arkasından hiç duymadığım metal vurması gibi laakkk laakkk laakkk sesleri gelmeye başladı. Komşuların pencerelerini birer birer açmalarından da anlıyorum ki bu sefer hastalık ciddi. Komşulardan biri, “yatak sarması sesi bu, uğraşma boşuna, çalışmaz,” demez mi? Gelinliğin son provasına yetişme zamanı, oldu mu şimdi? Neyse ki dilinden […]

devamını oku »

Radyodan anons geçiyor: Bugün saat 13.00 ila 14.00 arası tüm vatandaşlarımızın bu melunların halline icabeti elzemdir. Her vatandaşımız, bu melun sineklerin tasallutundan kurtulmamız için en az 10 tanesini öldürmelidir. Şuraya bak, aşiret gibi… Hangi birini halledeceğim ki? Hem bu vazife niye benim uhdemde olsun ki? Bunu yapması gereken devlet değil mi? Aleykümselam Neriman Abla. Ne […]

devamını oku »

Anacığı ondan önce kalkıp siyah pantolonuyla beyaz gömleğini ütülemiş. Kırmızı ceketin altın rengi düğmelerinden biri gevşemişti. Onu da dikip sağlamlaştırmış. Ceketin dirsekleriyle pantolonun kıçı azıcık parlamaya başladı. Yenilemek lazım. Pantolon kolay da ceket zor. Altın düğmeli kırmızı bir ceket nereden bulacak bu aralar? Hem pahalıdır. Uzun zamandır bahşiş de biriktiremiyor. Anacığı ceketi özenle katlayıp üzerinde […]

devamını oku »

oğlumu okula uğurladım, yârimi işe. işe koyulmadan bir sâde kahve, pencereden seyreylerken hayatı. öyle dalıp gitme lüksüm yok! fal-mal da bakmam hiç. bir minik bardak buz gibi su. badeciklerimden önce fondip yapamazdım ya, neyse. sofrayı toplamak ikinci iş. ilki fincanı, pulu, cezveyi yıkamak. üçüncüsü.. bugün temizlik günüüü… faraş ile sopalı süpürge: eee yaş altmış: eğilmek […]

devamını oku »

Her zaman sevgi doluydu. O akşam kapıdan girdiğimde de yanaklarımdan öptü, rengârenk kâğıda kırmızı kurdelelerle sarılmış paketi ellerime tutuşturdu: “Doğum günün kutlu olsun canım.” Paltomu girişteki askılığa asıp hediyemle birlikte salona girdim. Kanepeye, eşimin yanına oturdum, paketi açmaya başladım. Renkli kâğıdın altından ince, dikdörtgen bir kutu çıktı, kapağını yavaşça kaldırdım, siyah kadife kumaşın üzerindeki yuvalarda […]

devamını oku »

“Çok seveceksin, bakma böyle çelimsiz olduğuna, iyi gelecek sana.”  Ahmet, elime tutuşturdu kafesi. Elindeki torbayı paspasın üstüne koydu. “İçinde, suluğuna damlatacağın vitamini, kutularda da birkaç haftalık yemi var. İdare eder seni bir süre.” Merdivenleri ikişer ikişer indi. Apartman ışığı söndü, garip bir ses çıktı kafesten, irkildim. Gri tüylerini kabarttı, göründüğünden üç kat büyük bir şeye […]

devamını oku »

Camdan bakıyor. Her bayram yapıyor bunu. Her kurban bayramı. Seyretme diyorum, dinlemiyor. Dimdik duruyor, büyük bir adam gibi. Çok çelimsiz, zayıf olmasına rağmen vakur bir duruşu var. Kaşlarını alabildiğine çatmış. Öfkeli görünüyor. Onun yaşlarındayken babam yanında kesime götürmüştü beni. İlk kez izlemiştim, midem bulanmış, öğürmekten bi hal olmuştum bütün gün. Bu yaşta nasıl kaldırabiliyor bu […]

devamını oku »

Özgür evinin kapısını açtığında sekizi biraz geçiyordu. İşten dönmüştü, yorgundu, ince bedeni ona ağır geliyordu. Uzun siyah saçlarını arkaya doğru sıvazladı. Zor günlerden birini daha geride bırakmıştı. Adı gibi yaşamaya çalışsa da her istediğini elde edemeyeceğini küçük yaşlarda öğrenmişti. Hayat, hayatındaki insanlar, onu her zaman kendi kalıplarına sokmaya çalışmışlardı. Ama Özgür gelecekteki mutluluk ya da […]

devamını oku »

Sırt sırta, dip dibe, üst üste binmiş kimi yüksek kimi alçak binaların çok uzağında, çam ormanları ile örtülmüş bir dağın yamacındaki tek göz evinde, penceresinin önüne oturan ihtiyar adam, köyünden yükselen akşam ezanını dinliyordu. Buğulu camının ardından izlediği köyünde tüten baca sayısı bir elin parmaklarını geçmezdi. Köyün gençleri çoktan terkidiyar eylemiş, yaşlıları da onların peşinden […]

devamını oku »

İçeriden gelen müzik sesinin ayarsız yüksekliğini insanların gürültüsü bastırıyordu ara ara… Girişin bir altındaki terasta dağınık guruplar halinde toplanmış kocasıgiller takımını izledi bir süre kenardan. Sevgili eşinin iş arkadaşları, şirketlerinin müdürleri ve eşleri, evli olmayanların yanlarında taşıdıkları vitrin güzelleri; sahte bir hayatın figüranları… Ortalıkta dolaşan,  bir örnek giyinmiş; organizasyon şirketinin güzellikte yarışan servis elemanları… Özellikle […]

devamını oku »

Sayın Günlük, İlk defa direkt sana hitap ederek başlıyorum. Az buz değil 15 yıldır hayatıma ortaklık ediyorsun. Başladığım zamanlarda günlük tutmak kız çocuklarına özgü bir şeymiş gibi gelirdi. Hele ki “sevgili günlük” lafını duymaya tahammül edemezdim. Tebeşirin kara tahtada çıkarttığı dişleri kamaştıran, baş ağrıtan o lanet ses gibi gelirdi kulağıma. Aslında bakarsan hala öyle. Hem […]

devamını oku »

Havanın neminden, insanların kıyafetleri bedenlerine yapışmış, lodos kimisinin migrenini tetiklemişti. Bulutlar, levrek avcısı oltacılar ile birlikte ortalıktan yok olmuş poyrazı bekliyor, yıldızlar takım takım gökyüzünde seçiliyordu. Ayağımın ucunda dalgalar, kafam sallanıyor, gözlerim kapalı uzaklarda bir yerlerde devam eden düğün sesi… Yanımda oturan ihtiyar, sigara üstüne sigara yakıyor, dumandan boğulmak üzereyim. Biz de içiyoruz ama insan […]

devamını oku »

Gökyüzünün uzak ve karanlık bir köşesinde yanıp sönen bulutlar dikkatinin bir an dağılmasına neden oldu. Çıktığı paslı, kalın demir korkuluk sallandı. Tırmanmasına yardım eden aydınlatma direğine sarıldı. Aşağıya, altından insan ömrü gibi geçen kirli ve gri nehrin kabarmış sularına baktı. Durmadan dönen dünyada bu nehir hep aynı yöne akıyordu. Aceleyle korkuluklardan aşağı indi. Alnındaki teri […]

devamını oku »

Efenim civcivken yumurtanın sarısıyla beslenirlerdi. Yarka tüyü geldi mi babam fındığın içini ezer yemlerine karıştırırdı. Hatta kemik yapıları güçlü olsun diye kasaptan tavuk kanat, pirzola alır; evde haşlar, horozları yedirirdi. Babam beni bile böyle bakmadı. Görüyorsunuz kısa boylu, sıska bir adamım. Onlar gibi beslensem hâlim bu olur muydu? Babam elinde fazladan hayvan bulundurmaz, birçoğunu elerdi. […]

devamını oku »

“Hanımefendi, misafiriniz geldi.” Gülperi yaşadığı apartmanın beşinci katına yıldırım hızıyla tırmanmış bir genç kadın olduğunu hatırladı. Ve bundan sonra belki daha yüksek katlarda yaşayacağını ama asla aşağı inmeyeceğini. “Tamam tamam, sen salona buyur et, ben geliyorum.” Şimdi aynada tekrar kendini görüyor. Gülümsedi. Gamzeleri gerçekten çok güzel. Bunun rahatlığıyla gülüşünü çoğalttı. Artık dışarı çıkabilir. Ama önce… […]

devamını oku »

Yaradan yarattıklarının merhametine inanıp herkesin kaderini yarım bıraktı. İşte o zaman kadınların kaderini erkekler avuçladı. Kıyameti andıran bir gecenin sabahıydı. Cenaze merasiminde siyah giyinen herkesin aksine beyaz giyinmişçesine uyandım bu öfke kokulu eve. Dilime dolanan türküyü mırıldanarak mutfağa doğru ilerledim. “Dolana ay dolana,dolana…” Gördüğüm karşısında nutkum tutuldu, türküm duruldu, olduğum yere yığıldım. Ölmeden hemen önce […]

devamını oku »

Çocukluğumun en karanlık köşesidir bu çöngül. Saymakla bitmez yuttukları. Kardeşlerimin, gelen giden misafirin onca öteberisi. Muhtarın oğlu Muzo’nun Karaburun’u, annemin çarşıdan alıp ikinci kere giyemediği pembe lastik terlikleri. Babamın gözünden sakındığı brahma tavuğu, ki ne övünürdü onunla, “Başka kimselerde paçalının böylesi yok.” diye. Ailenin tek geçim kaynağı olan, yan yana uzanan birer dönüm bahçe ve […]

devamını oku »

“Hanım ben çıkıyorum. Eksik var mı?” Her günkü gibi iki lokma ekmek, tiryaki bardağı ile -sırf dem- çay içtikten sonra, karısına seslenmişti Mustafa. Cevabı beklemeden ayakkabılarını giyindi, kapıyı usulca ardından çekti. Eylül ayının ortaları olmasına rağmen, üstelik daha öğlen bile olmamıştı, yazdan kalma bir gün yaşanıyordu. Evinin önündeki sokaktan yokuş aşağı saldığında kendini, çok değil, […]

devamını oku »

Ç o k   O k u n a n l a r