Masthead header

Category Archives: aysunöykü

Yapmayacaktık. Kerkenez Salih’i iskeleden denize itmeyecektik. İşte, şimdi tir tir titriyoruz. Kerkenez Salih’in elbisesiyle yüzmesi olayından iki gün sonraydı denize gece girişimiz.  Sahil yolun aşağısında, gelip geçen yok.  Üçer beşer metre arayla çırılçıplak soyunduk ve denize daldık. Dalgalar yorulmuş, kıyıdaki tekneler dinlenmeye alınmıştı. Ay ışıl ışıl parlıyordu, Kerkenez sırtüstü yatıp dolunayı seyretmeye başladı. Biraz yüzüp […]

devamını oku »

“Her yıl yitirdiğimiz yüzlerce tarım işçisinin anısına” Ağustos güneşinin ilk ışıkları dokunduğu mahalleyi aydınlatıyor, tek katlı, küçük evlerin küçük bahçe kapıları yeni bir güne açılıyordu.  İşçiler, dünden kalan ekmek kavgası için yarı uykulu gözlerle şeker fabrikasının yolunu tutarken, gece vardiyasından çıkanlar ağır ve yorgun adımlarla evlerine dönüyorlardı.  Tren yolunun tam ortadan ikiye böldüğü işçi mahallesinin […]

devamını oku »

Kız, havanın ve halkın pek de alışık olmadığı güneşli bir günde, otobüs durağında oturmuş, hoşça kal kartı yazmaya çalışıyordu Helga’ya. *** Helga’yı ilk tanıdığımda sevmemiştim. Buz mavisi delici bakışları, kulak hizasında kesilmiş dalgalı saçları, her an kırılacakmış gibi duran ince bir boynu vardı. Bitmek bilmeyen bacak boyuna karşın oldukça kısa kalan gövdesi, onu olduğundan daha […]

devamını oku »

Kadın huzurlu evinde huzursuz, rahat koltuğunda rahatsızdı. Burnuna indirdiği yakın gözlüğünden elindeki telefonun dallı budaklı sanal dünyasına dalmıştı. Kendi ruhunun uzantılarıyla sarılmış evinde sinek uçsa ağına takılırdı. Boğazını gıdıklayan parmaklar iş başındaydı. Öksürdü birkaç kez. Siyah, toparlak bir böceğin telaşla halının altına girdiğini fark etti. Bu böcekler havaların ısınmasıyla topraktan, kabukların altından, taşların arasından çıkıp […]

devamını oku »

Otobüsün camına başını dayamış, radyoda çalan Ferdi Tayfur’un Ah Bir Çocuk Olsaydım şarkısı eşliğinde uzayıp giden ovaları ve devler gibi sıralanmış, üstlerinde bir ağaç bile olmayan dağları seyrediyordu. Otobüsün içine sızan egzoz kokusu ile toz genzini yakıyordu. Yıllar olmuştu kasabasına gelmeyeli. Otobüstekiler onu tanımamıştı bu yüzden. Kasaba insanının yabancı birini görünce fısıldaşmalar eşliğinde fırlattığı o […]

devamını oku »

Rengi dönmüş yer bezini su dolu kovaya daldırıp çıkardı Nuray Hanım.   Son gücüyle çevirip sıktı, yere attı.  Elleriyle dizleri üzerine eğildi, oturma odasının ahşap döşemelerini silmeye devam etti.  Burnunun ucundan ter damlıyordu.  Hışımla söylendi:    “Halime bak!  Altmış beş yaşıma geldim, hâlâ temizlik yapayım diye yerlerde sürünüyorum.  Ömrü hayatımda bir kere gündelikçi girmedi şu evime, bir […]

devamını oku »

Ağır ceza hakimi İsmail Hakkı Bey, sabah yediyi çeyrek geçe kahvaltı masasına oturdu. Yaklaşık otuz yıldır hep aynı saatte, milimi milimine hesaplanmış bir düzen içinde yerdi. Masanın sağ üst köşesinde ikiye katlanmış gazetesi, onun hemen güney batısında tabağı yer alırdı. Saat yönünde bakıldığında, aşağı yukarı on iki istikametinde bir parça süzme peynir, altıya doğru kabuğu […]

devamını oku »

Bir kuş sesi duydu. Kuşun sesinde telaşlı bir sevinme vardı. Havva avundu güneşin ilk ışıklarıyla.  Deniz kendi halinde salındı. Sazlıklar, kavak ağaçları serçeleri uğurladı. Sıradağlar kahverengi yumurtalar gibi yanyana gelip baktılar denize. Onlardan daha heybetli olan uzaktaki dağlar mavileşti. Sarının sıcağı, yeşilin sıcağı, kırmızının sıcağı çoğaldı. Dağlar çiçeklerin sıcağına bulanmış da çıkmış bir elma şekeri […]

devamını oku »

Güneşli bir sabah. Gün ışığı içeri vurmuş. Beyaz duvarda ince dalların gölgesi var. Gözleri dalmış. Derin derin nefes alıyor. Hareketsiz. Eli işe gitmiyor. Sonunda tüm cesaretini toplamış olacak ayağa kalkıyor. Faruk Bey’in kapısının önünde şimdi. İki yıldır ilk kez çalacak. Çekingen. Küçük adımlarla içeri giriyor. Elleri önünde, boynu bükük. Tuhaf, söyleyecekleri birden ağzından çıkıveriyor. “Öğleden […]

devamını oku »

Aynanın karşısına geçip göğüslerime dokundum. Minicik! Dün Hülya sınıfta göğüs dedim diye güldü bana. Geri zekalı! Meme demeliymişim. Ne kadar ayıp. Ablamın göğüsleri kocaman, utanmıyor hiç. Sütyeni de belli. Babam ”Beyaz giymeyeceksin Beyza kulaklarını kopartırım” dedi. Bence okulda süveterini çıkarıyor. Ben liseye başlayınca aynısını yapmam asla. Ne gerek var ki? Nenemin odasını geçip salona girdim. […]

devamını oku »

İnsanın aklından atamadığı sesler, vazgeçemediği eşyalar vardır. Ne kadar zaman geçerse geçsin zihnin bir köşesinde hayatımıza dahil olduğu o ilk anın ruhunu taşırlar. Kimi zaman modası çoktan geçmiş bir oyuncak, kimi zaman sararmış bir kâğıt, kimi zaman da tıpkı bende olduğu gibi belleğinizden silinmeyen sıradan, mekanik bir telefon sesi; hala davetsiz biçimde çalan her telefon […]

devamını oku »

Güre dağının eteğinde, bir oba köyünde, gece yapılan “ayink”ten sonra uykum geldiği için kendimi Ayşe Teyzemin sırtında buldum. Feracesinin eteklerini kaldırıp sırtıma kadar çekerek kendisine bağladı. Dar ve zifiri karanlık bir yolda el fenerinin ışığı ile ilerledik. Gözlerimi ara sıra açıp kapatıyordum. Köpek havlamaları, çocuk ağlamaları, konuşmalar, uzaktan gelen davul ve dümbelek sesleri, kahkahalar… Hepsi […]

devamını oku »

Babasının, annesinin günlerdir evde olmalarına, dışarı çıkmamalarına, bakıcı ablasının geçen haftadan beri gelmemesine, annesinin tedirgin bir şekilde eldivenli elleriyle durmadan bir şeyleri silip temizlemesine anlam veremese de, onların sürekli evde, yanında olmalarından mutluydu. En sevdiği hikâye kitabı elinde, salonda televizyon izlemekte olan anne babasının yanına gitti. “Babacığım bana yatmadan Polyanna’yı okur musun?” Babası televizyondan gözünü […]

devamını oku »

Ben yanlışın yanlış olduğunu bilirim. Doğruyu bulmakta zorlanırım ama yanlışı ayırmakta maharetliyim. Akademisyenliğin getirdiği bir şey olabilir. Sınav kağıtlarını okurken bile küt diye ayıklarım yanlış cevabı ama doğru cevabın ne kadar doğru olduğu genellikle duraksatır beni. Bazen sanki herkes her zaman bilir yanlışın yanlış olduğunu diye düşünürüm. Bazen düşünmem… Bu mektupla teklif edilenin de yanlış […]

devamını oku »

Erkek bakışları Firuze Hanım’ı öyle delirtti ki otobüsten beş durak önce indi. Kasım sabahı. Hava ayaz. Soğuk yüzünü kesiyor, öfkeden kızarmış kulaklarını sakinleştiriyor. Elleri kabanın cebinde, sağa sola bakınarak yürüyor. En az on yılı var, yolu bu taraflara düşmemiş. Şaşkın. Sokak bomboş. Sadece kendi ayak seslerini duyuyor. Yüksek topukları çivi gibi kafasına kakılıyor. Aklında filmlerde […]

devamını oku »

Ayağımdaki çizmeler ha var ha yok; çoraplarımla bir… Şimdi şimdi derken sıra bana gelmedi gitti. Recep’in şu kitap defter parası geçsin, hiç bakmam, bir çift çizme alacağım diyeceğim evdekilere. Diyeceğim de diyemem ki, en çok Recebim üzülür; öyle içlidir yavrum. Suzan Hanım’ın günü bugün; evi de bir ters yerde ki bezdim. Üç vesait yapıp gidersin, […]

devamını oku »

Işığı yaktı. Gözleri bir müddet ışığı algılamakta zorlandı. Ütüyü fişe takıp ısınmasını beklerken makyajını yaptı. Pantolonun paçasındaki mandal izlerine buhar püskürttü. Oldu işte! Geç kalmamak için hızlıca giyinip çıktı. Otobüse yetişmeliydi. “Her sabah çekilir dert değil!” diye söylendi. Çok soğuktu. Elini boynundaki şala bastırdı. “A! Ütü! Ütüyü fişten çektim mi?” Dönerse otobüsü kaçırırdı. Taksiyle gitse […]

devamını oku »

Başlangıçta bir oda vardı. Ve oda, tamamen boş, sessizdi.  Beyaz, bembeyaz duvarları vardı odanın. Önce birkaç parça eski, kullanılmış eşya kondu içine. Sonra bir kadın… Kadınla birlikte, boşluğun doldurulması tamamlanınca sessizlik de kendiliğinden yok oldu. Çünkü kadın, durmadan konuşuyordu. Öylesine, kendiliğinden ağzından çıkıvermiş gibi, konudan konuya, cümleden cümleye, bir ağacın dallarına tırmanır gibi atlayan, yukarılardaki […]

devamını oku »

  Söğüdün gölgesinde                                                                                                  Arınırken günahlarımdan,                                                                                                  Kanlı gagasıyla                                                                                                  Bir kuzgun dikilmekte tepemde… Yine akşam oldu, çekildi sular. Az biraz Wagner, az da şarap… Kendi ormanımda yolumu kaybettim sanırım. Tam yüz on gündür sürüyor bu serüvenim. Önceleri de çıkardım ormana; ama hep dönüş yolunu bulurdum. Bu defa sanki, nasıl desem, kaybolmuş […]

devamını oku »

Saman sarısı zarfın üzerinde, büyük harflerle İHTARNAME yazıyordu; elleri titreyerek açtı. “Bankamızdan kullanmış olduğunuz krediyi, işlemiş faizi ile birlikte, en geç bir ay içinde kapatmanız gerekmektedir. Aksi takdirde…” Yüzü palyaço suratı gibi bembeyaz oldu. Tavandaki kristal avize salıncak gibi sallandı. Eşyalar, güneşin çevresinde tur atan gezegenler gibi dönmeye, duvarlar dört yandan bir el tarafından itiliyormuşçasına […]

devamını oku »

Ç o k   O k u n a n l a r