Masthead header

Category Archives: aysunöykü

Şair ve Aşk Ilık bir yaz akşamı, genç bir erkekle genç bir kız ağaçların arasında yürüyorlardı. Erkek şairdi ve yazdığı şiirlerle genç kızı etkilemeye çalışıyor, ateşli oklar yollayarak kalbine demir atmak istiyordu. Ama genç şair konuşurken kız sürekli araya giriyordu: “Ay bu gece ne kadar da güzel… Yıldızlar sanki göz kırpıyor… Yaprakların hışırtısını duyuyor musun?.. […]

devamını oku »

Asiye Hanım hıçkırdı. “Bir kuğu kadar…” dedi, tekrar hıçkırdı. “Bir kuğu kadar değerim yok senin gözünde. Yalan mı ha, yalan mı?” Hikmet Bey kılını kıpırdatmıyor. Kirpiklerinde en ufak hareketlenme yok. Yanak kaslarında seğirme, kafasının sesin geldiği yana istemsizce çevrilmesi, dudaklarında gerginlik veya büzüşme, hiçbir şey. Altında dizleri çıkmış eşofman, üstünde el örgüsü yelek, koltuğa yapışmış, […]

devamını oku »

Her iki ayda bir yeni biriyle çıkıp geliyordu A. yanıma. İki ayda bir sevgili değiştiriyordu ve her seferinde benden onay beklercesine gelip benimle tanıştırıyordu beraber olduğu adamları. Biri doktordu, bir diğeri mimar, öteki yazar, bir diğeri akademisyen, bir sonraki de tasarımcı. Alelade insanlarla beraber olmayı sevmiyordu hiç, hep yeni birilerini istiyordu, hep daha iyisini arıyordu […]

devamını oku »

Salı. Saat 08.00. Yine Evka-3 İstasyonu. Metrodayım, sondan ikinci vagon. Ayaktayım. Vagon püfür püfür, serin mi serin. Ohhh! Nasıl kendime getirdi beni, anlatamam.  Karşımda uyuyan güzel bir delikanlı. Görüntüsü tur bindirdiği. Sol kolunu camdan desteklemiş ve başı emin elde, kulaklıktan gelen hafif müzik sesi, ninni makamında: Dandini dandini dastana/danalar girmiş bostana/kov bostancı danayı/yemesin lahanayı. Uyanıyor, […]

devamını oku »

Arkamda duyduğum silah sesini anlamaya çalışırken bir anda savruldum ve dengem bozularak yere düştüm. Sırtımda bir sıcaklık ve aynı anda göğsümde bir acı… Burnuma gelen yanık et kokusu ve yere düştüğüm andan itibaren göğsümde akan kanın, düştüğüm duvarın dibinde göllenerek kokuları birbirine karıştı. Göğsümde sızan kan kaldırımda ince bir çizgi halinde yol alırken hiçbir şey […]

devamını oku »

Yürüyorum. Gece… İnsanın tenini keserek içine işleyen soğuk ve partneri yağmur, bir lostradaki ayakkabı boyacılarına öykünüp asfalt yolları cilalıyor. Yürümeyi seviyorum; caddeleri arşınlamayı, karşımdan gelen insanların ürkek bakışlarını yakalamayı,  tablasında kalan bayat simitleri satamayacağını anlayınca gündüz güvercinlerin üşüştüğü meydana kırıntı ufalayan merhametli simitçiyi ve pavyona ödediği cebindeki son para yüzünden taksiciyle pazarlık yapmak zorunda kalan […]

devamını oku »

Bütün o olanlar tek bir noktada geçiyor. Haritada koyu renkle işaretlenmiş, ülkenin aşağı yukarı ortasına bir yere denk gelen sabit bir noktada. Başkentin kalbinde Yüksel. Yüksel’in kalbinde Eylül idi. Merdiveni var. Bir kuyunun dibine iner gibi, dik. Coşkuyla, seke seke iniyoruz. Genç bacaklarımız. Ve yeraltında geçen üç beş saat, beyin açlığını bir nebze gideren, derin […]

devamını oku »

“Biz ağlayarak doğarız, sessizce ölürüz. Üzerimize düşense gülerek yaşamak.” Victor Hugo Öksüre öksüre apartmana girdi, sanki içindeki ağır yorgunluğu bir çırpıda çıkarıp havaya savuracakmış gibi soluklandı. Titreyen elini ağır ağır uzatıp asansörün düğmesine bastı, bekledi, bekledi… Ihtiyar adamın saydığı saniyeler hızla geçiyor ama asansörün kapıları açılacakmış gibi görünmüyordu. Aniden acı bir telaş hissi sardı canını, […]

devamını oku »

Söyleyemediklerimi duydun mu? Sana şunları söylemiştim: Yalnızdım, çok yalnızdım, sana ihtiyacım vardı. Oysa sen hep kendi dünyanda takılıyor ve orada çok mutlu görünüyordun. Ortak bir dünyamız olduğunu unutmuştun. Kendi arkadaşların, kendi çevren senin için daha önemliydi. Hatırlıyor musun, bir akşam eve geç döndüğümde neden geciktiğimi sormamış, ağlamaktan kızaran gözlerimden hiçbir anlam çıkaramamıştın ya da çıkarmak […]

devamını oku »

Güneş uzanan kollarıyla yolda dans ediyordu. Zamanla şekiller belirmeye başladı. Sanki köpek ve kurda benzer hayvan siluetleri gördüm. Rüyamda ormanın derinliklerinde bir kuzuyu kucağıma almıştım. Peşime takılan kurtlar ve köpekleri görünce kuzuyu bırakmıştım. Uyanır uyanmaz içim yanmıştı. Kuzuyu… istememiştim. Suzan’ın vermiş olduğu adrese, Derya’yı bulmak ümidiyle gitmiştim. Ancak elim boş dönüyordum. Çay ocağı görünümlü dükkânı […]

devamını oku »

Babamın çalıştığı bankaya müdür olarak Kütahya’nın Emet ilçesine tayininin çıkmasının üzerinden az bir zaman geçmiş. Ama kimsenin yüzü gülmüyor. Evde bir matem havası. Peder Bey müdürlüğe terfi etmiş mangiz de artmış ama yüreğinde derin bir sızı. Emet’te Anadolu Lisesi yok. Kızı yani ablam iyi bir gelecek için arada 93 kilometrelik mesafe olan Kütahya’da, anneannem ve […]

devamını oku »

(Bir hafta arayla kaybedilen anneyle babanın anısına) “Alo baba, naber?” “Sen misin Özlem?  İyilik kızım, her zamanki gibi.” “Neler yapıyorsunuz?” Yaşlı adam içini çekti, “Benim bel işte, biliyorsun ağrıdan kıvrandırıyor.” “Değişen bir şey yok herhalde.” “Yok.” “Ah be babacım, düşünmemeye çalışsan, şu ağrıyı biraz unutabilsen.  Annemi versene telefona.  Bugün onun doğum günü ya.” “Hastanede.” Özlem […]

devamını oku »

Çocuklarla beraber pencerenin önündeki sedirde oturmuştuk. Onlar annemden kalan tarakla saçımı çekiştire çekiştire tararken memnuniyetle önlerinde duruyordum. Sırtımı cama vermiştim. Yüzümü aylar önce geldiğim yola dönünce arkada bıraktığım evimi arıyordu gözlerim. Bulabilirmiş gibi. Yürümesi saatler sürer. Çocuklardan biri, Abla biri geliyor, dedi. Kim? Bilmem. Gelenleri görünce yerimde sıçradım. Tarak kafama battı. Elimi başıma götürüp acıyan […]

devamını oku »

Tam zili çalacakken teyzem açıyor kapıyı. Balkondan görmüş taksiden indiğimi. İçeri girmeden sarılıyorum ona sıkıca. Ne kadar uzun zaman oldu bu eve ayak basmayalı. Çok özlediğimin ayırdına o an varıyorum. Daha kapıdayken beni karşılayan teyzemin parfümü ile çamaşır suyu kokusu karışımı bu evde pek de bir şeyin değişmediğinin habercisi oluyor. Eniştem elimden kapıveriyor valizimi. ‘’Portmantonun […]

devamını oku »

İki katlı, ahşap evin önünde arabacı hızla çekti dizginleri. Atların sarkmış dudakları sağa sola sallandı, eskimiş, sararmış dişleri göründü loş ışıkta, nefesleri beyaza çalıyordu soğuktan. “Geldik beyim,” dedi arabacı. Evlerden sızan ışıkla hafifçe aydınlanıyordu sokak. Güneş, İmamoğlu’ndan bu yana gökyüzünde salınmış, Bizans’ın duvarlarını yalamış, Mercin Suyu’nu, Han Deresi’ni aşmış ve Ceyhan’ın üzerinde batıp kaybolmuştu az […]

devamını oku »

Koltukta sessizce oturuyorum. O, pencerenin önünde. O dışarıyı izliyor, bense onu. Üzerinde benim hediye ettiğim siyah tişörtü var. Ellerini pantolonunun ceplerine sokmuş. O kadar kendinden emin ve dik duruyor ki, sırtımı dikleştirme ihtiyacı hissediyorum. İyice büzülmüşüm koltukta. Bir şeyler söylemesini bekliyorum. Sessizlik aramızdaki mesafeyi gittikçe büyütüyor. Bir kelime, sadece tek bir kelime ne iyi gelir […]

devamını oku »

Sevgili Pervin, Bu satırları yazıp yazmamakta o kadar tereddüt ettim ki, hala doğru şeyi mi yapıyorum emin değilim. Daha geçenlerde takvimi karıştırıp üzerinden ne kadar zaman geçmiş onu hesapladım, biliyor musun? Kırk altı yıl. İnanabiliyor musun buna? Koskoca kırk altı yıl. Bazı insanlar ellisini bile göremiyor. Biz ise doğduk, büyüdük, o geceyi atlattık ve üzerine […]

devamını oku »

Gece yarısı kan ter içinde uyanıp yatakta doğruluyorum. Yanardağ patlamış, tepemden yüzüme, ensemden sırtıma lav akıyor sanki. Boğazımda görünmez bir el. Nefes almakta zorlanıyorum. Kocam yanımda, sırtı bana dönük yatıyor, yorgana sarılı gövdesiyle aramıza sıra dağlar dizmiş tıslıyor uykusunda. Kalkıp ışığı yakmadan ıslak fanilamla geceliğimi değiştiriyorum. Birkaç haftadır ateş basmasıyla başım dertte. Ne zaman geleceği […]

devamını oku »

Ali omuzundan sarsan Elif’in sesini geçten geç duydu. Bahçede çalışmanın yorgunluğunu derin bir uykuyla gidermeye çalışıyordu. Kim bilir gecenin kaçı. Ortalık hâlâ karanlık. Ender yakaladığı güzel rüyalardan birini bırakmak istemedi, arada gidip geliyor. Sarsıntı arttı, sesi de artık duyuyor. “Ali senin ateşin var.” Denizdeydi, dalmış balıkları izliyordu, bu ateş nerden çıktı, neyin nesi şimdi. Paletlerini […]

devamını oku »

Minicik bir böcek, milyonlarca yıldır yeryüzünün bilinen en sağlam ipliğini üretir. Binlerce yıldır bu böcek, insanların en güzel ve en narin dedikleri kumaşları dokuduğu bu ipliği üretmek için kendini ördüğü kozanın içine hapseder. Kelebek olmak için koza örmeye başlar. Sonunda da kendini bu incecik ipekle örülmüş kozasına hapsedip uykuya dalar.[1] Gün doğmadan uyandı Hayriye. Yatağın […]

devamını oku »

Ç o k   O k u n a n l a r