Masthead header

Zeynep Alpaslan: “Bob Dylan olmasaydı dünya çok sıkıcı bir yer olurdu”

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

Söyleşi: Ceren Altunkanat

“Bob Dylan’ı seviyorlardı, çünkü Bob Dylan’ın müziği kalplerinin ta derinlerinde hissettikleri, ama bir türlü ifade edemedikleri duygular hakkındaydı.” 

Çocuk ve gençlik edebiyatının üretken ve yaratıcı yazarlarından Zeynep Alpaslan’ın yeni kitabı nisan ayında raflarda yerini aldı. Paraşüt Kitap’tan çıkan Okulun En Tuhaf Kızı’nın zarif resimleri Berk Öztürk’e ait.

Okulun En Tuhaf Kızı bir dostluk, sevgi ve kendini bulma hikâyesi. Bir çay fincanının büyüsüyle zamanda yolculuk eden Çimen’in yazarlık hikâyesi. Bob Dylan’ın müziğiyle ruhlarını birbirine açan iki kızın dostluğunun hikâyesi. Yağmur’un, Nehir’in, yanık mısır sevenlerin hikâyesi…

Hüznünde neşe, neşesinde hüzün barındıran, pastoral bir lezzeti ve müziği olan bir hikâye…

Sevgili Zeynep’le kitabı, müziği, yazmayı ve dostluğu konuştuk.

 Merhaba Zeynep. Öncelikle tebrikler, Okulun En Tuhaf Kızı son derece kendine has, dokusu, ezgisi özel bir gençlik romanı. Öncelikle ezgisinden söz edelim mi? Neden Bob Dylan? Kitap ipuçları verse de sorayım, sendeki yeri nedir?

Teşekkür ederim! Neden mi Bob Dylan? Özetlemeye çalışayım: Ergenliğim boyunca Bob Dylan kasetleri hayatımın soundtrack’i oldu diyebilirim. Ben büyürken onun albümleri bana kılavuzluk etti, hayallerime fon müziği oldu, beni değiştirdi. Ama Okulun En Tuhaf Kızı’nda Bob Dylan’dan söz etmemin tek sebebi bu değil. Ben en başta, çocukların gerek duruşuyla, gerek şairliğiyle, gerek de müzisyenliğiyle Bob Dylan gibi önemli ve ilham verici birini tanımalarını istediğim için kitapta ona yer verdim. Ve tam da bu yüzden kitabı ona ithaf ettim. Bob Dylan olmasaydı dünya çok sıkıcı bir yer olurdu. Onunla aynı gezegende yaşadığımız için hepimiz çok şanslıyız.

Okulun En Tuhaf Kızı her şeyden önce bir dostluk hikâyesi. Tuhaf bir dostluk bu; mekânda ortak, zamanda ayrı iki kızın bağı. Ama dostluk her zaman bir parça tuhaftır sanırım. Ne dersin? Böyle bir dostluğu kaleme aldığına göre senin dostluk tanımını da konuşalım mı?

Hayatta iki genç kızın dostluğundan daha özel çok az şey olduğunu düşünüyorum. Ergenliğim boyunca çok güzel dostluklar kurdum, bunun için de kendimi çok şanslı sayıyorum. On iki yaşındaysanız ve harika bir sırdaşınız varsa, dünya üzerinde başka kimseye ihtiyaç duymazsanız. Rekabete değil, sevgiye dayalı bir ilişkidir bu. Kardeşlikten bile öte bir şeydir. Her şey sizin içindir: Kitaplar, filmler, müzikler, sokaklar… Ve aranıza hiçbir şey giremez. İşte, bu, adeta kutsaldır! Benim dostluk anlayışım en başta sırdaşlığa ve ‘iyi günde kötü günde’ye dayanıyor. Ergenliğimde tanıdığım muhteşem kızların bugün daha da muhteşem genç kadınlara dönüşmüş olduklarını ve aramızdaki bağın eskisinden bile daha güçlü olduğunu görmekse beni çok mutlu ediyor.

Romanda hem geçmişe – Bob Dylan’ın rüyasına – hem de geleceğe – Bob Dylan’ın gerçeğine – özlem içinde Çimen. 60’lara gitmek istiyor ama yazar olacağı bir geleceğin hayalini kuruyor. Ve yazıyor. Adeta kendi içinde iki yaşam sürüyor. Sence yazmak böyle bir şey mi? İnsanın içinde birden çok yaşam barındırması?

Hepimiz içimizde birçok benlik barındırırız. Birçok benlik de birçok yaşam demektir. Çimen’in bir parçası geçmişte yaşıyor, bir parçası ise gelecek hayalleri kuruyor. Yazmak da, “şimdi”de gerçekleştiği halde, tam olarak böyle bir şey bence. İnsanın, yüzünü aynı anda hem geçmişe hem de geleceğe çevirmesi demek. Evet, hepimiz içimizde birçok benlik barındırıyoruz, ama yazarlar bu benlikleri dünyaya tanıtmakta herkesten daha şanslı belki de. Biz yazarlar karakterlerimiz aracılığıyla birden fazla hayat yaşayabiliyoruz…

Karakterlerin adlarını özel bir hassasiyet ve vurguyla seçmişsin sanırım. Yağmur, Çimen, Yaprak, Nehir, Papatya, Itır… Bu pastoral öykünün bir yanında doğaya özlem ve çağrı gizli sanki. Ne dersin?

Ben İstanbul’da, doğadan oldukça kopuk bir hayat sürüyorum. Şehir hayatını sevsem de, doğadan da çok besleniyorum ve aslında hayvanlarla daha çok iç içe olduğum, toprağa bir şeyler ekebildiğim, sabah uyandığımda güneşi ve rüzgârı yüzümde hissedebildiğim, belki her gün denizde yüzdüğüm bir hayatın da özlemini çekiyorum. Sanırım karakterlerime doğadan ilham alan isimler vermemin sebebi de bu…

Yıldız Tozu dergisi Çimen’in hayatında yeni bir kapı açıyor; onu geliştiren, yalnızlığını dindiren bir kapı. Senin yazarlık serüveninde böyle bir mecra ya da temas söz konusu mu?

Benim ilk öykülerim yirmili yaşlarımın başında Varlık Dergisi’nde yayımlandı. Ardından düzenli olarak Radikal Kitap’a edebiyat eleştirileri yazmaya başladım, bir yandan da çizer Emir Yardımcı ile birlikte The Yazar isimli bir çizgi bant yayımladık burada… Bu anlamda, Varlık ve Radikal benim kapılarım oldu diyebilirim. Ama hepsinden de önemlisi, esas yalnızlığımı dindiren kapı, her zaman için, günlük tutmam olmuştur.

Çimen ve Yağmur gibi müzik senin içinde çok besleyici bir damar bildiğim kadarıyla. Peki, sen de – Çimen gibi – müzik yazıları yazmayı düşünüyor musun?

Müzik hayatımda çok önemli bir yer tutuyor, hem de çocukluğumdan beri. Bütün kitaplarımda müziğe çokça yer versem de, ileride sadece müzik yazılarından oluşan bir kitap da yazmak istiyorum. Bunun haricinde, her pazartesi “happy and curly” isimli Spotify hesabımda Yıldız Tozu isimli bir çalma listesi paylaşıyorum. Yıldız Tozu’nu pazartesileri yayımlanan on şarkılık mini bir radyo programı gibi de düşünebilirsiniz…

Kışın Tekir Kitap’tan çıkan Minimelankolikler’i de sormak istiyorum. Okurlardan gelen tepkiler nasıl? Sanırım devam ediyorsun bu çalışmaya – umarım ediyorsundur zira seveni çok.

 

Mini Melankolikler’le ilgili çok güzel tepkiler alıyorum ve bu beni inanılmaz mutlu ediyor, hatta daha fazla çizmem için de teşvik ediyor. Mini’lerime uzun yıllar devam etmek istiyorum, onları çizmek bana terapi gibi geliyor ve başka insanlara da iyi geldiklerini bilmek beni çok motive ediyor. Bu şekilde,@minimelankolikler Instagram hesabımda her gün bir karikatür paylaşmayı sürdürme niyetindeyim.

Son olarak, “Yanık Mısır Sevenler Derneği”nin bir üyesi olduğumu belirterek, bana çıtlatabileceğin yeni projeler var mı?

Yaşasın Yanık Mısır Sevenler Derneği! Bu derneğin bir üyesi olarak şu sıralar yepyeni bir proje üzerinde çalıştığımı söylemekten büyük mutluluk duyuyorum! Çocuklar için bir dedektif hikayeleri serisine başladım. Üç macera tamamlandı bile… Ama şimdilik daha fazla detay vermeyeyim de sonra sürprizi kaçmasın!

Heyecanla bekliyoruz sevgili Zeynep. Bu güzel söyleşi için çok teşekkürler.

edebiyathaber.net (13 Haziran 2019)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z