Yunan kara romanına şık bir katkı | Serkan Parlak

Ekim 17, 2017

Yunan kara romanına şık bir katkı | Serkan Parlak

Yunan polisiyesi hakkında kendisiyle yapılan derinlikli görüşmede Vassilis Danellis Siyah Bira’nın toplumsal çerçevesini şöyle belirliyordu:

“2008-2009’da mali kriz patladığında herkes, hem siyasiler hem toplum hazırlıksız yakalandı… Herkes hazırlıksız yakalandı ama polisiyeciler hariç. Öykülerini kentlerin en berbat sokaklarında, toplumdan dışlanmışların, alt tabakanın arasında kurgulamaya alışkın polisiyeciler keskin refleksleri ve biraz da şansın yardımıyla Yunan tarihinin böylesi önemli bir anında toplumun geçirdiği dönüşümü romanlarıyla kayda alan ilk kesim oldu. Dikkatli okur, yaşanan krizin ilk belirtilerini ve derinlere uzanan köklerini, ilk romanım Siyah Bira’daki gibi polisiyelerin sayfalarında kolayca görecektir… Siyah Bira, krizin ilk yılında yazıldı. Atina’yı, süratle ve şiddetle dönüşen ve yeni gerçekliğine uyum sağlayamayan bir kenti anlatıyor. Sokaklarında öfke kol geziyor; dükkânları, ofis binaları birer ikişer kapanıyor; göçmenler tarihi merkezine, Akropol’ün hemen dibine doluşuyor ve yabancı korkusu yükseliyor. Bir başka deyişle Atina ve sadece Atinalılar değil sadece parasal veya siyasi değil, daha derin, bir anlamda varoluşsal bir kriz yaşıyor. Omurgasını bu ana temanın oluşturduğu kitabın heyecanlı kısmıysa Atina ve Yunan toplumunun ürkütücü, karanlık yönünü ortaya döken yan öyküler. Bu yan öyküler o dönemde basın adına bir araya getirdiğim gerçek haberlerden oluşuyor ve hepsini kitaptaki karakterler, kendi bakış açılarıyla aktarıyor.” (221B, sayı:3,Mayıs-Haziran 2016)

Romana başkahraman Andreas’ın yakın arkadaşı maktul Lazaros’un cesedini morgda teşhis etmesiyle başlıyoruz. Geçmişe dönüp ilişkilerine, bir gün önce yapıp ettiklerine bir göz atıyoruz. Andreas sokaklarda gitar çalarak geçimini sağlamaktadır. Lazaros ise jonglörlük ve akrobatlık yapmaktadır. Son görüşmelerinde hesabı Lazaros öder, çünkü dediğine göre voliyi vurmuştur. Lazaros her şeyi hayatının kadınına tekrar sahip olmak, layık olduğu her şeyi onun önüne sermek için yapmaktadır. Andreas’ın evine gitme teklifini reddeder, birahanenin önünde ayrılırlar. Buraya kadar kısa özetini vermeye çalıştığım giriş bölümünün romanın merkezi kahramanları ve olay örgüsünün ilerleyişi hakkında tutumlu ve işlevsel bilgiler vermesi açısından çok önemli. Polis başlangıçta katilin bulunamayabileceğini ima eder, dosyayı bir an önce kapatma derdindedir. Ancak bıçaktaki izler de delilleri yok etme çabasını göstermektedir. Andreas’a göre Lazaros intihar etmiş olamaz. Hayat doluydu, umutluydu. Risk alarak hızla zenginleşmek istiyordu. Aspa’yı yeniden elde edecekti sonuçta.

Romanın başkahramanı nasıl birisidir? Andreas, kendine inancını, güvenini yitirmiş birisidir. Bu durumun en temel nedeni ergenlik döneminde müzikle uğraşmasını ve hayata tutunma çabasını babasının desteklememesi olmuştur. Zaten ailesiyle çok zorunlu olmadıkça görüşmez. Annesi pasiftir, ancak oğluna kıyamaz. Kasvetli ve sıkıntılı bir havası vardır hep, ülkesine benzer. Günü kurtarmak derdindedir. Umut olmasa da mücadele etme güdüsü arar Andreas, bulur da: üç gün içerisinde Lazaros’un cenaze masraflarını karşılayacak birini bularak, kimsesizler mezarlığına değil de dini törenle uygun bir mezarlığa defnedilmesini sağlamak.

İlk gün Atina’nın merkezindeyiz, burası şehrin en renkli yeri. Uzakdoğu, Ortadoğu ve Afrika’dan gelen göçmenlerle dolu. Gürcü fırıncının ekmekleri, Mısırlının pastırması, Polonyalının salamı, Hindistan ve Pakistan tatlıları, Mohammad’ın lokantası…  Kiminle konuşsan; evini terk etmesine, gurbete düşmesine neden olan iç savaştan ve garip isimli diktatörlerden söz eder. İki haftada bir evrakı olmayanların tutuklanması ve sınır dışı edilmesi için mekânlara polis baskınları olur. Ev sahibi Yunanlı yaşlı kadının korkusu, lokanta sahibi göçmenin öfkesi, Andreas’ın umuduyla iç içe geçmiştir. Pazarlar, meydanlar, sokaklar, turistler, esnaf… Dedikodular aracılığıyla olayların gelişimine bakarız. İnsanlar anlık halleri ve deneyimleriyle vardır. Kahraman anlatıcı hem gözlem yapar hem de iç konuşmaları devreye girer. Başkahramanın eylemleri ve gözlemleri üzerinden Yunanistan’ın kriz dönemi panoramasını gözümüzde canlanmaya başlar.

Peki, maktul Lazaros nasıl birisidir? Gün ve keyif verici maddelerin etkisiyle gece boyu düşlerinde arkadaşıyla uğraşan Andreas, ikinci gün bilgi toplamak için önce pazara çıkar. Aslında çoğu kişinin olan bitenden haberi yoktur, şüpheli dedikodu da. Öğrendiği kadarıyla Lazaros’un üç soyadı vardır. Bir buçuk yıl önce piyasaya çıkmıştır ve sık sık mekân değiştirir. Merkeze hafta sonarı iner. Eş, dost, akrabası da yoktur. Neden kendisi hakkındaki temel bilgileri gizlemiş olabilir? Sonunda Andreas, Lazaros’un iki arkadaşı hakkında bilgi edinir. önce inşaat işçisi olan arkadaşı Hristos’la telefonda görüşür. Ertesi sabah erkenden işçilerin toplandığı kahvehaneyi bulur. Burada piyasanın yazısız kuraları geçerlidir. İşgücü ikiye katlanmış, maaşlar yarıya inmiştir. Müteahhitler önce yerlileri sonra göçmenleri seçer. “Avucu zımpara kâğıdı gibi tırtıklı” Hristos’la buluşur sonunda. İsteksiz adam, cenaze masraflarına katılmamak için mazeretler uydurur. Mekân güvensizdir. Zaten yazar da anlatıcı üzerinden mekânları bir işlevsel bir araç olarak kullanır, amaç kişilere odaklanmaktır, bu yüzden atmosfer oluşturma kaygısı göz etmez. Kahraman anlatıcı aracılığıyla gözlem gücü ve ayrıntılara odaklanma becerisinin yüksekliğini çok iyi gösterdiği bölümlerdir bunlar.

Lazaros’un soyadını, akrabaları olmadığını, başının dertte olduğunu öğrenir; son dönemde arkadaşlarıyla kavgalıdır, hiçbirisiyle görüşmez. Öbür arkadaşı Makis’in araba çiftliğine yaptığı ziyaret sırasında otobüste gazetelere göz atar. Ekonomik kriz, çevre sorunları, mafya hesaplaşmaları, sigorta sisteminin iflası, siyasi karmaşa, göçmen yasası… Şehrin merkezi cinayet, saldırı, soygun, eroin ticareti, infaz, yaralama vakalarıyla Şikago gibidir. Makis sokakları bırakıp düzenli bir iş tutmuştur. Patrondur ancak cenaze için para söz konusu olduğunda stresi artar, kekelemeye başlar, mazeretler üretir.  Lazaros’un sevgilisi Aspa’yla nasıl tanıştığını, ilişkilerinin nasıl geliştiğini, aşka dönüştüğünü ve yeni sevgilisiyle birlikte Lazaros’u nasıl idare ettiğini kendi bakış açısıyla anlatır. Aspa’nın ev adresini verir. Şehrin kuzey bölgesi, orta ve üst sınıfların yaşadığı banliyöler… İki katlı, bahçeli müstakil evler… Antik Yunan temalı giriş ve balkonlar… Evde annesiyle konuşurken Aspa ve sevgilisi Yorgos gelir. Gergin sohbet sonrası evden çıktığında parasızdır, havalı bir kafenin önünde gitar çalıp para toplamaya çalışır. Yorgos ve çevresindeki mafyatik tipleri gözlemler. Sonunda dayanamayıp annesini arar, ertesi gün para için buluşmaya karar verirler.

Hüzünlü mezarlık sahnesi, belki de romanın en etkili bölümü… Andreas geç kalmıştır ancak son anda da olsa yapması gerekenleri yapar. Geriye tek bir soru kalır: Lazaros’un katili kim? “ Aklında her zaman İthaka olsun./ Oraya varmak hedefindir./ Lakin, hiçbir zaman acele etme,” der Lazaros’un hayali  eve kapandığı gecenin bitiminde.(s.96)

Serkan Parlak – edebiyathaber.net (17 Ekim 2017)

Yorum yapın