Masthead header

Yazmayı sürekli erteliyorsanız endişelenmeyin; “erteleme hastalığı” tedavi edilebilir

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

Ertelemek öğrenciliğin en büyük parçalarından biri. Sonuçta üniversite kütüphaneleri boşluğa bakmaktan, güzel kızları ya da oğlanları kesmekten, akşam nerede içileceği ile ilgili plan yapıp müzik dinlemekten başka ne işe yarıyor ki?

Ki bu erteleme işi çok da yeni bir sorun değil. Düşünsenize Hamlet’in bile harekete geçmesi ne kadar çok zamanını almıştı.

Tabii Hamlet 21. yüzyılda yaşasa hayatı çok daha zor olurdu. Her şeyin üstüne bir de tüm sıkıntılarını Twitter ve Facebook’tan arkadaşları ile paylaşmaya zaman ayırmak zorunda kalırdı…

TS Eliot, Hamlet’in sanatsal bir başarısızlık örneği olduğunu söylemişti.

O Danimarka prensinin yaşadıklarının ve hislerinin birbiriyle oransız olduğunu ve izleyicilerin onunla empati kurmayı başaramadıklarını söylemişti.

Ben buna katılmıyorum.

Bence Hamlet yüzyıllardır dünyanın en ünlü oyunlarından biri çünkü – öğrenci olsun ya da olmasın – herkes karar verememenin, harekete geçememenin ve bir şeyleri ertelemek için mazeretler uydurmanın nasıl bir his olduğunu çok iyi biliyor.

Calgary Üniversitesi’den Prof. Piers Steel konuyla ilgili derinlemesine bir araştırma yapmış ve insanların yüzde 95’inin yapmaları gereken can sıkıcı ve zorlayıcı şeyleri ertelemenin bir yolunu bulduğunu ortaya çıkartmış.

Chicago’daki DePaul Üniversitesi’nden Prof. Joseph Ferrari’nin araştırmaları ise toplumun yüzde 20’sinin kronik bir biçimde her şeyi ertelediğini ortaya koymuş.

Ortaya çıkan rakamlar oldukça ürkütücü. Ve erteleme hastalığına tutulmuş olanlar her şeyi zamanında yapmayı başaranlardan daha az sağlıklı, daha az zengin ve tabii ki daha az mutlu.

En kötüsü ise bütün bu ertelemelere kendimizi ikna etmek için uydurduğumuz o küçük yalanlar.

Mesela, bir işi son dakikada zaman baskısı altındayken daha iyi yaptığını söyleyenler; yalan söylüyorlar. İnsanlar son dakikada aceleyle yaptıkları bir iş sırasında doğal olarak daha çok hata yapıyorlar.

Erteleme bazı toplumlarda daha kolay kabul görüyor. Ancak İngiltere gibi hızlı hareketin saygı gördüğü kültürlerde erteleme hastalığına tutulmuş biri olarak başarılı olmak çok daha zor.

Karar alması günler, hatta aylar alanlar toplumda dinazor olarak damgalanıyorlar.

Tabii böyle konuştuğuma bakmayın, ben de kronik bir erteleme bağımlısıyım.

Asla bankadan gelen mektupları geldikleri anda açmam, konu başlığında önemli yazan e-postaları okumam biraz zaman alır, dört yıldır vergi iadesi formu doldurmadım ve bir gazeteci olsam da teslim tarihi gelmeden bi yazıyı yazmaya asla başlamam.

Otostopçunun Galaksi Rehberi’nin yazarı Douglas Adams’ın bir sözü benim teslim tarihleri konusundaki hislerimi çok iyi açıklıyor: ”Teslim tarihlerini çok seviyorum, geçip gittiklerinde çıkardıkları o ‘puff’ sesini de.”

Ama tabii o “puff” sesini sevmeyenler de var. Her işini zamanında yapan, dakik sorumluluk sahibi tipler asla erteleme hastalığına tutulmuş olanların yaşadıkları zorlukları anlayamazlar. Gözyaşları dökülür, yalanlar söylenir hatta bazen işler kaybedilir ancak bu kronik hastalığa tutulmuş olanlar değişmeyi bir türlü başaramaz.

Trvmalara bağlı olabilir

Ancak artık bir çok bilimadamı bu sorunu çözmek için var gücüyle çalışıyor.

Piers Steel insanların özünde ertelemeye yatkın olduklarını ancak yapmaları gereken işleri parçalara ayırıp o küçük parçaları düzenli olarak yaparlarsa sorun yaşamayacaklarını söylüyor.

Tabii söylemesi kolay.

Önerilen ikinci yöntem ise çok daha etkili. Güvendiğiniz bir arkadaşınıza 50 lira verin ve söz konusu işi tamamlayana kadar paranızı size geri vermemesini rica edin.

Benim için ise işe yarayan iki yöntem oldu. İlki işi başkasına yaptırmak.

Vergi iadelerimi idare etmesi için yeni mezun biriyle anlaştım ve tüm sorunlarım çözüldüğünde artık çok daha mutlu biriydim.

İkinci yöntemi ise psikanalist Susie Orbach ile birlikte çalışıp erteleme hastalığımın ergenliğimde yaşadığım tramvalara bağlı olduğunu anlayınca geliştirdim.

25 yıldır bir yetişkin olmayı reddediyordum. Bunun için de yetişkinlikle birlikte gelen sorumluluklarımı yerine getirmeye yanaşmıyordum.

Kısacası ergenliğimin uykulu, uyuşuk, ödev yapmaya yanaşmayan günlerinden bir adım bile ilerleyememiştim.

Psikanaliz sırasında bunu fark edince bir anda iki çocuğumun olduğunu ve artık birşeylerden kaçamayacağımı anladım.

Bu sayede de erteleme hastalığından biraz da olsa kurtulmuş oldum.

Rowan Pelling – BBC 

Bunlar da ilginizi çekebilir:

  • Berrin Akyüz - 10/12/2014 - 06:47

    Okumayı bile erteliyorum, yazmay…:) sandalye beğenmiyor, kollarımın ağırdığını hatırlıyor üşenip erteliyorum. Küçük tiolar işime yarayacak. Sanırım bu derdin bir tek bende olmadığını görmek de iyigeldi.cevaplakapat

  • Bekir efe - 11/01/2015 - 12:15

    yazmayı yıllardır erteledim. Odaklanamadım ve konuyla ilgili bilgimin hep eksik olduğunu düşündüm.cevaplakapat

  • Cahit Karaç - 09/09/2015 - 22:50

    * HAYATI KACAN DEĞİL, PAYLAŞAN KAZANIR.

    * YARAYI SARAN, YÜREĞİ SARILAN TEDAVİ EDER.

    * HAYAT ÇOK GÜZEL, OYNAYIP OYALANMASINI BİLENE.

    Cahit KARAÇcevaplakapat

  • Cahit Karaç - 09/09/2015 - 22:58

    Söyleyin zamana ya beklesin, ya dursun biraz. Daha ben, ne torun, ne de çocuk sevdim.

    Zaman çok hızlı akıp gidiyor. c.ertesinden p.tesine, salıdan çarşambaya, ç.şambadan perşembeye her şey hızla akıp gidiyor.cevaplakapat

  • Aslı Deg - 02/01/2017 - 10:18

    Bu yazıyı okumamayı tercih ettim ilk paragraftan sonra. Sebebi ise kütüphanede kesilmesi gereken “güzel kızlar” tanımıydı. Aklımda şöyle sorular belirdi: bu yazı erkekler için mi? Sadece kutuphaneye giden erkekler mi erteleme sorunundan muzdarip yoksa kütüphanedeki kadınların erkekleri kesme hakkı yok mu? Sonra bu yazının bir çeviri olduğunu farkedip orjinaline ulaştım. Tahmin ettiğim gibi yazar “güzel kızlar” diye cinsiyetçi bir ayrım yapmamış ama çevirmenimiz “sexy peers” yani “seksi akranlar/arkadaşlar” gibi cinsiyet belirtmeyen bir ifadeyi çok yanlış bir biçimde çevirmekte bir sakınca görmemişti. Sanırım kendi aklınca “kesme” işleminin, yani bir insanın diğerine flörtöz bir şekilde bakmasının bizim ülkemizde sadece erkeklerin “kız”lara ve sadece güzel olanlarına yapacağı bir şey olduğunu düşünmüştü. Çünkü bizim ülkemizde belli ki kadınların hala bir erkeğe beğenerek bakma hakkı şansı yoktu. Çünkü onlara sadece bir nesne olarak bakılmak, pasifçe var olmak yakışırdı. Ben de gerçek, köklü, dilden başlayıp kültüre yayılan bir değişimin ne kadar zor olduğunu bir daha anlamıştım.cevaplakapat

  • Tarık Savaş Öpöz - 06/06/2017 - 09:52

    Merhaba. Bu siteyi geç keşfettiğim için çok üzüntülüyüm. Konuya gelirsek, Prokrastineyşın adında erteleme ile ilgili bir kitap aldım, ama 2 aydır onu okumayı bile erteliyorum. Kroniklerden olduğum kesin. Sanırım aynı an da çok fazla şey yapmam ve bunları önem sırasına koyamamamla ilgi.cevaplakapat

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z