Masthead header

Yazarlık kursta öğrenilir mi?

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

Ali Emiroğlu Kitap Zamanı için “Yazarlık kursta öğrenilir mi?” sorusuna yanıt aradı. İşte yazma kursları verenlerin  yanıtları:

Semih Gümüş: İlginin nedeni, yazmaya merakın artışı

Yaratıcı yazarlık atölyelerinin son yıllarda bizde de gitgide artmasının asıl nedeni, yazmaya meraklı olanların artışıdır. Edebiyata, öykü ya da roman yazmaya büyük bir yönelim var. Dolayısıyla bu ilgiyi karşılamaya çalışanlar da daha çok sayıda çıktı ortaya. Bu arada yaratıcı, yazınsal yazının sorunları üstünde de daha çok durulmaya başlandı mı? Sanırım buna da olumlu bir yanıt verebiliriz. Belki bu arada nitelikli atölye çalışmaları yapmanın yanı sıra, bazı kurumların, derneklerin vb. bu ilgiden az çok para kazanma amacı da bu kursların artışındaki nedenler arasındadır.

Bu tür atölye çalışmalarında yaratıcı yazarlık öğrenilmez, ben bunu hep söylüyorum. Ama yaratıcı yazarlığa giden yolların yordamların öğrenilmesi, yaratıcı yazının bazı sağlam ipuçlarının kavranması, yanlış alışkanlıkların yerine doğrularının konması, bakış açılarının değişmesi ve en önemlisi, doğru bir okuma biçimi edinmenin yollarının görülmesi pekâlâ sağlanabilir. Notos Yaratıcı Yazarlık Atölyesi’ndeki amaçlarımız da bunlar. Dolayısıyla bu amaçlar pek çok yazar adayının önünü açabilir. Kimi iyi yazarlar da çıkabilir bu arada. Bizim atölyemize gelip de sonradan iyi yazarlar olarak yazdıklarını yayımlayan pek çok yeni yazar var. Neden olmasın?

Yazar Olabilir miyim? gerçekten de büyük bir ilgi gördü. Bu ortamı bildiğim için bir ilgi göreceğini biliyordum ama bu kadarını beklemiyordum. Öte yandan, bir kılavuz kitap yazmaya çalıştım, yararlı olmasını da amaçlayarak. ‘Yazar Olabilir miyim?’in, yazanlar için de yazmayanlar için de, kendini edebiyatın içinde gören herkese yararlı olacağını sanıyorum.

Murat Gülsoy: Kim tarafından verildiğine bağlı

Yaratıcı yazarlık derslerinin bir işe yarayıp yaramadığı, kim tarafından nasıl verildiğine bağlı olarak değişir. Elbette yazarlık öğrenilebilir ve öğretilebilir bir sanattır. Bugün kalem oynatan tüm yazarlar da bunu bir şekilde öğrenmişlerdir ve yazdıkları sürece öğrenmeye de devam ederler. Ancak bu tür konuların çok yüzeysel şekilde ele alındığı ortamlarda kestirmeci bir yaklaşımla denir ki, “Marquez olmak öğretilir mi? İnsan Yaşar Kemal olmayı öğrenebilir mi?” Elbette böyle bir şey mümkün değildir. Çünkü yaratıcı yazarlık bir sanat eğitimidir ve sanatçı adayına o alanın teknik ve kuramsal bilgilerini aktarmak, yazar adayına çalışabileceği atölyeyi sunmakla sorumludur. Tıpkı resim sanatını öğreten akademiler gibi… Akademide de kimseye Picasso olmak öğretilmez. Sanat insanın kendini ve dünyayı keşfetme macerasıdır. Ancak eğitimle ve çalışmayla sanatı yan yana düşünemeyen zihinler için yazarlık da diğer tüm “yetenekler” gibi doğuştan gelir. Bu yaklaşımsa insanı hiçbir yere götürmez.

Cemil Kavukçu: Atölyelerin öğreteceği tek şey okuma biçimleri

Bu ilginin nedenini ya da nedenlerini açıklamak pek kolay görünmüyor bana. İletişim kopukluğu ve kendini ifade edememe konusunda bir arayış da olabilir, gittikçe popülizme kayan edebiyatımızda şöhreti kısa yoldan elde etme çabası da. Ancak yazar olmak için bu kanallara yönelenlerin büyük çoğunluğunun yeterince okumadığı, edebiyatımızı tanımadığı da bir gerçek.

Yazma seminerleri ve yaratıcı yazarlık atölyelerinin öğretebileceği tek bir şey var; o da okuma biçimleri. Yapıtların farklı açılardan ele alınacağını gösteren çözümleyici bir bakış edinilmesi önemli bence. Yoksa öykü ya da romanın nasıl yazılacağına dair formülleri kimse veremez. Bu tür atölyeler yazarlık yeteneği olanlar için süreci hızlandıran alanlar. Raymond Carver yazma seminerlerine katılmasaydı da yine Raymond Carver olacaktı.

Ali Ural: Öğrencilerimde üç şey arıyorum; zekâ, istek ve disiplin

Yaratıcı yazarlık her şeyden önce insanın estetik eğitimi temel alınarak oluşturulmuş bir bilgi ve deneyim alanıdır. Bütün güzel sanatların öğretilebildiği bir dünyada yazarlığın öğretilemez ya da geliştirilemez bir genetik şifreye sahip olduğunu iddia eden yazarlar, edebiyatın “inşa” tarafını gözlerden kaçırarak tanrısal bir role talip olmaktadırlar. Edgar Allan Poe’nun “Yazmanın Felsefesi” metni tam da bu konuya eğilmekte, “Kuzgun” şiirinin “inşa” safhalarını anlatan Poe,  kendi tanımıyla edebiyatın “yazar beylerin kibri” yüzünden örtbas edilen akıl ve deneyim tarafını göstermeye çalışmaktadır. Bir bilim alanı olmadan önce usta-çırak ilişkisi içerisinde varlık bulan yaratıcı yazarlık eğitimleridir ki Ezra Pound’dan Eliot’ı, Flaubert’den Maupassant’ı, Puşkin’den Gogol’ü, Yahya Kemal’den Tanpınar’ı çıkarmıştır. Bu alanda yıllardır emek veren biri olarak öğrencilerimde üç şey arıyorum ben: Zekâ, aşk derecesinde istek ve disiplinli çalışma. İlk ikisi Tanrı vergisi bunların. Üçüncüsü bizim alanımız. “Disiplinli çalışma” içerisine başta Türk ve dünya edebiyatının başyapıtları olmak üzere irdeleyici ve dönüştürücü okumalar, sinema, resim ve müzik gibi hayal gölünü besleyen ırmaklar ve estetik gelişime yardım eden bir dizi kurgusal temrin giriyor. Her şeyden önce de en az dört sene süren sıkı bir takip. Kitapları yayımlanan öğrencilerim daha şimdiden Türk edebiyatındaki yerlerini aramakta olduklarını hissettirdiler sağduyulu edebiyatçılarımıza. Ben bu çocukların içinden  yalnız Türk edebiyatına değil dünya edebiyatına da mührünü vuracak ustaların çıkacağına inanıyorum.  Yüce Allah, “İnsan için ancak çalıştığı vardır. Elbette ki çalışmasını yakında görecektir…” buyurmuyor mu!

Kitap Zamanı – 4 Eylül 2012

Bunlar da ilginizi çekebilir:

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z