Masthead header

Yazarın Odası: Özgür Çırak | Meltem Dağcı

Edebiyatçıların yaşamlarını, yazdıkları mekânları, son zamanlarda okuduğu kitapları bu defa yakınlarının gözünden mercek altına almaya çalıştık. Yazar Özgür Çırak’ı, eşi Sevda Karadağ Çırak’la konuştuk.

1) Yazılarını nerede oturup yazar? Yazarken denk geldiğinizde o an yaşadığınız ilginç bir anınız oldu mu?

Eğer yazmaya hevesi ve cesareti varsa – cesaret diyorum çünkü her yazı yazmaya oturmadan önce ilkokula yeni başlayan çocukların tedirginliği oluyor üstünde- her yerde yazabilir. Salonda, mutfakta, bir kafede gibi. Zaten aklında bir hikaye varsa bunu düşünceleriyle, bakışlarıyla, yemek yerken kaşığı ağzına götürmesiyle yani her an yazdığını anlamamak imkansız. Yazarken rahatsız etmemek için çok fazla yanında yöresinde görünmek istemediğimden ilginç bir anımız da olmadı doğrusu.

2)  Eşinizle yazı/okuma üzerine neler paylaşırsınız?

Özgür edebi doktorum diyebilirim. O gerekli vitamin ve mineralleri olup önüme getirir ben de kullanırım, en kısa zamanda yaşlanma karşıtı kolajen takviyesi de bekliyorum kendisinden ama sanırım bu konuda daha çok beklerim. Sanırım en şanslı olduğumuz noktalardan birisi de ikimizin de edebiyattan ve sanattan çok zevk almamızdır. Kitap alışverişi yaparken ki kendisi alışverişten asla hazmetmez  kendimizden geçiyoruz. Okunacak kitaplar raflarda sıra bende diye haykırsalar da biz yanlarına yeni yoldaşlar eklemeyi asla ihmal etmiyoruz. Özgür’ün okuduğu kitaplar genelde benim sırada okuyacağım kitaplar oluyor. Bazı kitaplar da hemfikir olamasak da kitap zevkine çok güveniyorum. Kitaplarımızı okurken satır aralarında dikkatimizi çeken cümleleri ve kitap bittikten sonra üzerimizde bıraktığı etkiyi birbirimizle kesinlikle paylaşıyoruz.

15 yıldır Özgür’ün yazı yazma sürecine şahitlik ediyorum. İlk defa ben bir tiyatro metni yazacağım diye bekar  evlerinde bulunan portatif masanın üzerine öğretmenliğinin ilk yılında banka taksitiyle aldığı ilk laptopu koyup ilk satırlarını sigarasından son fırtı da çektikten sonra başlaması dün gibi aklımda. Okuma-yazma öğrenen birine ya da emekledikten sonra paytak paytak yürüyüp koşmaya kadar uzanan süreçlere şahitlik etmek gibi. Yazmadan önce aklında ne varsa paylaşır benimle ve bunun üzerine konuşur düşünürüz. Sonra o karakterler bizim evimize gelip yerleşir. Beraber film izler yemek yer ve zavallıları kendimizle birlikte işe götürürüz. Hikayelerinin yazma süreci bitene kadar bazı karakterlerin daha gün yüzüne çıkmadan geldiği gibi gittiği, bazılarının başladıkları ile bitirdikleri olayların tamamen farklı olduğu olur. Yazma sürecine eşlik eden yazılanı okumanın da eserin gelişmesinde önemli bir yeri olduğunun ayırdında dört elle sarılırım bu gerçeğe. Tabi bu noktada tarafsız ve acımasız olmam gerektiğinin farkında çivili bir yatakta yatar gibi okurum. Ne yalan söyleyim karakterleri, yarattığı atmosfer, toplumsal duyarlılığı elinden bırakamadan kullandığı konular beni benden alır. Bazen okumak istediğim konuları yazması için beyhude bir çaba içinde buluyorum kendimi. Hikaye bittikten sonra en son okumayı yapacağım zaman hep sorarım “Sen yazdıklarından tatmin oldun mu?” diye. Çünkü eser, yaratıcısına yalan söylemez diye düşünürüm – görülememiş pembe yalanları saymazsak.

3) Yazdıklarıyla ilgili sizden ne tür fikir/ öneri alır?

Yukarda aslında bu soruya uzun uzun cevap vermiş oldum. Öyküleri Özgür yaratır, ben de bakımlarından onun kadar sorumluyumdur ve bu dünyanın en zevkli sorumluluğudur.

4) Yazı yazarken vazgeçemediği ritüelleri nelerdir?

Çok bir ritüeli olduğunu söyleyemeyeceğim. Öncelikle yazmaya oturmak için omuzlarında taşıdığı tedirginlik hırkasını sandalyenin üzerine asması gerekiyor tabi önce bu hırkayla balkonda bir sigara içtikten sonra. Yazarken devam eden bir iki sigara ritüeli daha ve hepsi bu.

5) Son olarak, elinde en son gördüğünüz kitapları öğrenebilir miyiz?

Asla tek bir kitap olmaz okuduğu. Üç bazen de dört kitap birden okur ve en çok özendiğim huyu dokunmayın saatlerce aynı yerde kıpırdamadan kitap okumasıdır. Şu anda Ayhan Geçgin’den “Bir Dava” adlı romanı, “Çalışma Sorunu” ve Foucault’tan “Belleğin Tarihi”ni okumaktadır. Bana da yorumlarından sonra okunacaklar listeme yeni ihtimaller doğuyor. Çok çalışmam lazım çoook.

edebiyathaber.net (4 Haziran 2020)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r