Yavaşlık ve yalnızlık | Feridun Andaç

Nisan 30, 2019

Yavaşlık ve yalnızlık | Feridun Andaç

“Bütün âlemi apaçık seninle görüyorum da 

âlemde senden bir iz bile göremiyorum.”                          

Ferideddin-i Attar

Sızı değildi bu, biliyordun. Biriktirerek yaşananların gözenekleri açılınca hatırladıklarınla gelenlerin sorgusuydu. Bir bakış gerekti oysa her unutana, ya da unutarak yol alana.

Şimdi geçtiğin yerlerin imgeleriyle uyandığın sabahta zamanın ne denli yavaş aktığını anlatıyor sana çiçekler. Her biri saksılarındaki biçimde, renkte; aynı ışığın duldasındalar. Dilleri var kuşkusuz! Zamanı onlardan öğrenebilirsiniz, değişim ve dönüşümün hallerini de.

Işığa dönük yüzün. Ötede umursamayan bir zaman akıyor. Kendi dilinde konuşunca, zaman ne korkunç, diyorsun içinden. Ölüme kol geren saklı ândan söz ediyordu. Bakışsız nasıl baktığından. Korku ve kaygı vardı, belki de saklı bir sevinç.

Sonra, bir tapınç evinde günah çıkarırcasına adamıştı kendini o göz ardı ettiğine. Sanırdı ki yaralar böyle iyileşir! Umursamayan dilini dönüştürüyordu günden geceye. Zaman eskisi söz yer arıyordu bekleşilen kapı eşiklerinde. Aşk değildi bu, biliyordun. Bir zamanlar öyle sanılan! Her şey aslında bir köle-efendi ilişkisi gibi yaşanıyordu iki insan arasında. Sonra da ruh aldanışları, kaçışlar, ötelemeler, kanamalar…

Adını böylece kutsallaştırdıkları da bir yaşama düzeneği olarak hayatlarının sığınağına dönüşüyordu.

Cehennemi örterek yaşıyoruz.

Ebabil olsa da anlatsa bunu. Araf’ı istemek bahane, erdem bu değil çünkü.

Başka yerlerde aramalı toprağa yürüyen suyu. Taşın dilini, dağların iklimini; sonra kaybedilen düşün yorumunu bir biliciye sormak tufeylilik. Bırak kanasın senin bildiğin duygululuk zamanı aranızda. Nasılsa göz değil bakılan, sevilen ise bir suret karakalemle çizilmişçesine. Aldanış dememeli, şunu bilmeli yalnızca seven sevildiğiyle kalıyor her zaman.

Flaubert söylememiş miydi; “gönlünde kışı besle ki, baharın özlemini bilesin!”

Evet, dön sen de arasına aşk mektupları konulan kitapları yeniden oku. Zamansız kıl bakışlarını, duygularla basla gözlerine gene de. Kendi sözlüğünü yaz, “Yerleşik Duygular Sözlüğü” de; bir fark yaratmak için değil, her zaman kendi duygu iklimin yaratır, san da anlat bunu.

Yaşamın özsuyu da öyle değil mi, her şeyiyle size dokunan benliğin rüzgârıyla alırsınız bunu. Yaşama nefesi dediğimiz de budur işte.

Her eylem insana kendini keşfettirir, dahası dünya bilginiz arttıkça o keşif zenginleşir. Kendini karşındakiyle yolculukta tanıma da öyledir işte. Sanki o kaza da böyle bir şeydi. Merak etmiştin, sonrasında insanın insana inancı yitmiyor mu?

Nasıl yol alabiliyorsunuz peki öyle, yüz yüze gelip söz söze durup zamanı zamanla bölüşebiliyorsunuz…

Senin sorun ona sorgu her zaman.

Susuyorsun.

Susuyor; “yanlış anlarsın şimdi,” diyerek.

Oysa bilmiyor ki doğru anladıklarının da hükmü yok aranızdaki zamanda.

Zamanın yavaşlığını anlatıyordu sana çiçekler.

Sonra, yavaşlık alıyordu günün geceden akıp gelen zamanını. İçe çekilen deniz gibi. Bilirdin ki her insanın bir içdenizi vardır. Orada durmak, susmak, eyleşmek kendi zamanının renginde yaşamak arzusundan.

Aranızda duru bir su gibi akanı görmeme telaşındaydı. Yaşam örselenmesinin yerini yaşama telaşı alınca göz gözü görmüyor demek ki! Sonrasında da avuntu çarşılarında kendine avene zaman arayışı.

Susmak yerine içinle konuşmayı seçiyorsun. Birden aklına geliyor Çehov’un şu satırları:

“Yalnız yaşayan insanların, sürekli yalnız kalmaktan dolayı içlerinde biriken bir şeyler vardır; bunu birilerine anlatmak için can atarlar.”

Oysa hiç de öyle biri olmadığını düşünürdün, nasılsa yazıyorum her şeyi diyerekten.

Gece ilerleyince aranızda zamana döndün, onun zamanını dinledin, ara yerlerde söz ettin o içinde birikip suskun kalanları. Gene de yavaşlık vardı sözlerinin tınısında. Duyguların zamanın en kırılgan yerindeydi. Dokundurmak istemedin, gözlerinin nemi içinde kalmalıydı; bu da aranızdaki sızıydı aslında.

Tüm bunları örten sözler etmişti.

Kesintilerle gelen sözler ‘gerekçelendirilen karar’ gibi gecenin örtüsü olmuştu.

Zaman kendi zamanının koygunluğuna gömülmüştü gece boyu. Ötede, ayazda kalmış bir yürektin nasılsa, susturmuştun bedeninin ona özlemini. Sözü yerde bırakmadan kendi zamanına yeni bir gün daha eklemiştin çizikler içinde.

Feridun Andaç – edebiyathaber.net (30 Nisan 2019)

Yorum yapın