Masthead header

Vonnegut’un “Galapagos” adlı romanı bir tür kıyamet hikâyesi | Onur Uludoğan

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

galapagosI 

Kurt Vonnegut, 1922’de ABD’nin Indianapolis şehrinde doğmuş, 2007 yılında New York’taki evinde merdivenden düşmesi nedeniyle yaşama veda etmiştir.

Kurt Vonnegut’un 14 romanı, bir o kadar öykü, oyun ve makale kitabı yayımlanmıştır. Kurmaca yapıtlarında, insanoğlunun aç gözlülüğünü ve buna bağlı olarak ortaya çıkan savaşları, çevreye verilen zararları mizahi bir dille ve fantastik unsurlarla harmanlayarak ortaya çıkardığı öyküler yer alır.

Bilimkurgu türündeki ilk romanı Otomatik Piyano 1952 yılında yayımlanır. Vonnegut’un sonraki romanlarında bilimkurgu türüne dair izler görülse de kitaplarını, farklı türlerin harmanlanması olarak nitelemek daha doğru olur.

Kurt Vonnegut’un eserlerini daha doğru değerlendirebilmek için onun yaşamındaki kimi önemli noktaları aklımızda tutmamızda yarar var:

Vonnegut ailesi 19. Yüzyılda ABD’ye yerleşmiş Alman kökenli bir ailedir. Kurt Vonnegut’un babasının adı da Kurt olduğu için, babası ölene kadar yazarın kitaplarında ismi Kurt Vonnegut Jr. olarak yazılır. Babasının ölümünün ardından Jr. ifadesinin kullanımından vezgeçilir.

Kurt Vonnegut, biyokimya eğitiminin ardından orduya katılır. 2. Dünya savaşında Alman ordusuna esir düşer. Savaş sırasında ve esir düştükten sonra yaşadıkları, Almanya’nın teslim olmasından sonra Dresden şehrinin bombalanması sonucunda 135.000 insanın ölümüne şahit olması, Vonnegut’u son derece etkiler. Kurt Vonnegut’un hemen hemen tüm eserlerinde görebileceğimiz savaş karşıtı damarın tohumlarının bu yıllarda atıldığını söyleyebiliriz.

Kurt Vonnegut 1945’te Le Havre’deki savaş esiri iade kampından bir mektup yazar ve orada, kampa gelene kadar yaşadıklarını uzun uzun anlatır.[i]

Kurt Vonnegut’un yaşamındaki belki de en belirleyici tecrübe hakkında yazar tarafından doğrudan yapılan anlatımın bir kısmını buraya alabileceğimi düşünüyorum:

(…)19 Aralık 1944’ten beri savaş esiriyim. (…)106. bölük hem başkandan ödül aldı hem de Montgomery’den İngiliz ödülü aldı. Bana sorarsan buna hiç değmez. (…)Üstün-insanlar bizi aç, susuz ve uykusuz yaklaşık 100 km uzaktaki Limberg’e kadar yürüttü. Sanırım altmış kadarımız bir kamyona sığacak şekilde küçük, havalandırmasız ve ısıtmasız kamyonetlere tıkıştırıldık. Hiç bir temizlik imkânı yoktu ve yerler inek dışkısı ile kaplıydı. Hepimizin yatabileceği yer de yoktu. Yarımız yatarken yarımız ayakta bekledi. Noel de dâhil olmak üzere bir kaç günü orada, Limber’de geçirdik. Noel arifesinde kraliyet hava kuvvetleri işaretsiz trenimizi bombaladı. Yaklaşık 150 kadarımızı öldürdüler. Noel’de biraz su alabildik ve yavaşça Berlin’in güneyinde, Muhlburg’taki savaş esiri kampına getirildik. Yılbaşında kamyonetlerden salındık. Almanlar bizi yakıcı sıcaklıktaki bit temizleme duşlarına sürdü. On günlük, açlık, susuzluk ve yorgunluktan sonra duşlarda şoktan birçok adam öldü. Ama ben ölmedim. (…)14 Şubatta Amerikalılar, kraliyet hava kuvvetleri ile beraber Dresden’i bombalayarak 24 saat içerisinde iki yüz elli bin kişiyi öldürdüler ve Dresden’i (büyük ihtimalle dünyanın en güzel şehri) yok ettiler. Ama ben ölmedim.

Bu olaydan sonra ceset taşıma işini bize verdiler. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar, çarpmadan, yangından veya boğulmadan ölenler. Şehirdeki dev cenaze ateşlerine cesetleri taşırken siviller bize küfür etti ve taş attı.

 1969’da yayımlanan ve yazarın başyapıtı kabul edilen Mezbaha No:5’i, yukarıdaki bilgiler ışığında okuduğumuzda içindeki otobiyografik özellikleri kolaylıkla fark edebiliriz.

Kurt Vonnegut’un kitapları, 1970’li yıllarda E Yayınları, 1980’li yıllarda Altın Kitaplar tarafından yayımlanır. 1990’lı yıllarda ise Zed Yayınları Hi-Ho’yu Metis Yayınları ise Otomatik Piyano’yu yayımlar. 2000’li yıllarda ise Dost Kitabevi Yayınları, Vonnegut’un hemen hemen tüm kitaplarını bütünlüklü bir edisyon halinde yayımlamaya başlarlar. İlerleyen dönemde kitapların yeni baskıları yapılmadığı için yukarıda saymaya çalıştığım kitaplara ulaşamayan okurlar Kurt Vonnegut’la tanışma fırsatı bulamaz.

Birkaç yıldır April Yayınları ve Can Yayınları, Kurt Vonnegut’un kitaplarını yeniden basmaya başladılar.

Can Yayınları tarafından geçtiğimiz günlerde tekrar basımı yapılan Galapagos, yazarın on birinci romanıdır ve ABD’de 1985 yılında yayımlanır.

II

Güney Amerika kıtasının yaklaşık 1000 km batısında yer alan ve Ekvador’a bağlı olan Galapagos Adaları, Darwin’in araştırmaları sayesinde bilinir olmuştur. Darwin, evrim kuramına kaynaklık edecek birçok gözlemini bu adalarda gerçekleştirmiştir.

Galapagos romanı ise bize MS 1986 yılının bir milyon yıl sonrasından seslenen bir anlatıcının ağzından dile getirilen bir kıyamet öyküsü anlatır.

Romanın anlatıcısı, kitapta detaylıca açıklanan nedenler yüzünden 1986’dan başlayarak olan bitenleri gözlemlemek zorunda kalan bir karakter.

Kitapta, Ekvador’un Guayaquil kentinden Galapagos’a hareket edecek Bahia De Darwin gemisinde yapılacak Asrın Doğa Gezisi’ne katılan yolcuların yaşadıkları konu edilir.

Asrın Doğa Gezisi, üzerinde uzun zamandır çalışılan ve ünlülerin katılımıyla büyük ses getirmesi gereken bir gezidir ancak elde olmayan nedenler yüzünden gezi organizasyonu tam bir fiyaskoya dönüşür.

Romanda Bahia De Darwin gemisiyle yapılması planlanan gezi nedeniyle yolları kesişen emekli biyoloji öğretmeni Mary Hepburn, sahte bir kimlikle orada bulunan James Wait, zengin yatırımcı Andrew MacIntosh ve kızı Selena MacIntosh,  yazılım uzmanı Zenji Hiroguchi, ve karısı Hisako Hiroguch,  Siegfried von Kleist ile gemi kaptanı kardeşi Adolph von Kleist’in ve gizemli anlatıcının başlarından geçenler merkeze alınır.

Kitap “Şöyleydi” ve “Böyle Oldu” adını taşıyan iki bölüme ayrılır. İlk bölümde anlatı zamanından bir milyon yıl öncesinde, 1986’ya kadar yaşanılanlar anlatılırken ikinci bölümde ise bir milyon yıl içinde olan bitenler anlatılır.

Galapagos, rahat okunan mizahi bir dile sahip. Kurt Vonnegut’un diğer romanlarında olduğu gibi bu romanında da savaş karşıtı damar var. Ayrıca, kitaptaki anlatıcının ifadesiyle söylemek gerekirse “iri beyinli” insanoğlunun ileri düzeyde düşünme yetisinin gezegenimiz üzerindeki etkileri de kitabın merkezine alınmış.

Kitap, bir milyon yıldır olan biteni gözlemleyen, tüm karakterlerin geçmişlerini, geleceklerini, düşüncelerini bilen anlatıcı sayesinde hınzır bir üsluba sahip.

Anlatıcı kimi zaman biz okurlara doğrudan sesleniyor. Karakterlerin yalanlarını, bencilliklerini ve her türlü defolarını ifşa ediyor, gün içinde ölecek karakterlerin isimlerinin yanına yıldız işareti koyarak okurlarla klasik romanlarda pek de aşina olmadığımız yollarla iletişime geçiyor.

III

Galapagos, doğanın canına okuduğumuz, makro ölçekte baktığımızda aslında ne kadar küçük olduğunu kolaylıkla görebileceğimiz çıkar çatışmaları yüzünden milyonlarca insanın ölümüne neden olduğumuz ve aslında adım adım kendi sonumuza doğru gittiğimizi kolaylıkla görebileceğimiz bir dönem olan 2016’da okunması daha da önem kazanan kitaplardan.

Kurt Vonnegut, bir yandan yukarıdaki cümlelerde değinmeye çalıştıklarımı düşünmemizi sağlarken diğer yandan da Bruce Willis gülüşünü yüzümüzden eksik edemediğimiz bir kitap yazmış.

[i] Bu mektubun orijinaline şuradan: http://www.lettersofnote.com/2009/11/slaughterhouse-five.html

Mektubun “fridaynightfirefight” nickli bir Ekşi Sözlük yazarı tarafından yapılan çevirisine ise şuradan:

https://eksisozluk.com/entry/60382946 ulaşabilirsiniz.

Onur Uludoğan – edebiyathaber.net (29 Haziran 2016)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z