Masthead header

Vejetaryen Külkedisi Üzerine | Kübra Ceviz

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

Bir varmış, bir yokmuş, Vejetaryen bir Külkedisi yaşarmış… 

son kez
sevdaya tutulduğumda
öldürdüm adamı
ama bu eski bir yüzyılda
başka bir ülkede
daha sıcak bir iklimdeydi
ve ölüm kanıtladı onun
gelip geçici bir yabancı olduğunu
diğerleri gibi

alice walker (feminist-insan hakları aktivisti) 

Bir zamanlar özgür kadınlar varmış ve keklikler özgürce uçarlarmış… 

Biz kadınlar, arzularımızı yöneten kötü kalpli perilerin hayatımıza hangi anda girdiğini bilemeyiz. Kötü kalpli perilerin bir ismi yoktur çünkü. Aslında içten içe onları çağırmadığımızda yanımızda bitiverirler. Zira bir varmış, bir yokmuş,  diyerek uydurulan bir oyunun kahramanlarıdır bu periler, kulaktan kulağa fısıldayarak bizi de oyuna dâhil etmek isterler: “Çocukluğun bir gece kanayarak bitecek, sonra sürekli kanayacaksın. Kanadıkça eksileceksin. Çünkü sen tamamlanmak için var oldun. Bir kurtarıcı gelecek, onun saçları senden kısa olacak. Seni dudağından öpecek ve sen kadın olacaksın. İşte o zaman senin yokluğun varlığa evrilecek.”

Masalların en belirgin özelliği, zaman ile mekânın belirsizliği ve gerçeküstü olmalarıdır. Oysa çocukluğumuzda anlatılan ve nesillerden nesillere aktarılan bu anlatılar tam da tüm zamanları ve mekânları dâhil etme iddiasında “gerçekler” kurmaya çalışırlar. Bu gerçekliğin en önemli vurgusu ise “cinsiyetlendirme” üzerinedir. Ayrıca bu anlatıları anlatma görevi de genellikle “kadınlara” verilerek bir nevi “doğrulama” mekanizması da oluşturulur. Uyumadan önce annemizin sesi ile bizi kurtarmasını düşlediğimiz “beyaz atlı prensi” rüyamızda görme umuduyla uykumuza dalarız. Orta-alt sınıf kız çocukları olarak “annemiz” gibi olmaktan kurtulmamızın yegâne yolu budur çünkü. Güzel ve becerikli  fakat ezilen Külkedisi olduğumuzun altının çizildiği metinler ufacık yaşta belleğimize kazınır. Kadın, edilgen ve bu dünyada olma misyonunu “erkeğini bulma” üzerine kurmuş olma dışında bize anlatılan bir başka masal, bir başka dünya hatırlıyor musunuz? Peki ya beyaz atlı prensin aslında olmadığını fark eden kadınların hayal kırıklıkları size hiç yabancı gelmiyor değil mi?

Nunila’ya, kitabın hikâyecisine kulak verelim, mealen diyor ki; iflah olmaz bir romantik olup hayatımın önemli bir kısmında bekledim âşık olacağım adamı. Tıpkı masallardaki gibi; evlenip, mutlu olup ve sürekli keklik yiyerek… Ayağına yakışan o güzel ayakkabının aslında dar olduğu gerçeğini kendine itiraf ettiği anda keklik yemeyi sevmediğini de fark ediyor. Ve hayatının geri kalanını böyle geçirmek istemediğini de:

 “Bundan on yıl kadar önce, Barselona’nın Horta mahallesinde kadına yönelik şiddete karşı örgütlenen bir grup kadın, bu acımasız mesajın kurbanı olduğumuz düşüncesinden yola çıkarak, benden geleneksel masalları sorgulayacak bir masal veya öykü yazmamı istediklerinde, mesajı ‘kendini sev’ olan, Vejetaryen Külkedisi fikri geldi aklıma. İşte o zaman, yani kendini seversen fark etmez yalnız olman, bir hatta iki sevgilinin olması, ya da bir grupla yaşama şansına sahip olman; çünkü sen kendini sevdiğinde ne biri tarafından kurtarılmaya ihtiyaç duyarsın, ne de sen birisinin kurtarıcısı olmaya kalkarsın (amma da misyon yükleniyor canım şu Külkedilerini kurtaran prenslere değil mi!…)”

Kadınlara fısıldanan bu mutluluk tablosunu hepimizin bildiği bir masal ile sorguluyor kitap. Aslında ayağınızı sıkan ayakkabıları, bedeninizi saran elbiselerinizi… Ve “YETER” perisi ile tanıştırıyor bizi. Söylemeyi unuttuğumuz en sihirli kelime ile… Sonra birden külkedisinin aslında vejetaryen ve feminist olduğunu öğreniyoruz. Gerçek dostlarınızı, “uyanmakta olan güzeli” ve ağlaya ağlaya kalbini bulan “teneke adamı” tanıyacağınız ve aynı zamanda uyumadan önce okuyacağınız çok özel bir kitap bu.

Kitabın muhteşem çizimini yapan Miriam’ın  Barcelona’da  Nunila’yla karşılaşma ve kitabı yazma serüveni de kitapta feyz alacağımız bir diğer hikâye olacak. Yeniden yeniden okuyacağınız kitap bize, zaman zaman kaybettiğimiz umudu, yeniden ve her gece yeniden yazabileceğimizi de hatırlatacak.

Prensleri terk etmek o kadar zordur ki, bazen onları bırakabilmek için iki veya üç prens daha eskitmek gerekir” (kitaptan)

Kübra Ceviz – edebiyathaber.net (7 Ekim 2012)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z