Masthead header

Vapurlara küsmek | Pelin Buzluk

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

İyi bir metin okumanın verdiği mutluluk tarif edilemez. Hele söz konusu iyi bir öyküyse, bu haz sanki ikiye, üçe katlanır. Son zamanlarda okuduğum en güzel öykü kitaplarından biri Vapurlara Küsmek.

Türker Ayyıldız’ın ilk öykü kitabı, kararında çatılmış, atmosferi kuvvetli öykülerden oluşuyor. Kitapta on iki öykü var. Okuru kurgunun kalbine savuran ilk cümleler, metnin dünyasını kendi meşrebince çiziyor zihnimizde. Resim parça parça beliriyor.

Vapurlara Küsmek ve Karaltılar benzer atmosfere sahip öyküler. Sırf öykü şehrinin İstanbul olduğunu sanmaktan ileri gelmiyor bu benzerlik. Buğulu içki masasının sadece kalabalıkkenki şenliği ve sonra keder dolu yalnızlığı, her iki öyküde de belirgin olan duygular. Bu yalnızlığa batmamak için uzaktaki bir kayıkçı karaltısını bile sevmek… Ya da masadan kalkıp gideli çok olmuş, sevdiğimiz birinin peşine düşmek, beş parasız. Vapurlarla kavga dövüş. Metnin kurgu dünyası tanıdık gelse de, bambaşka olasılıklara varıyor kalem.

Bazı öyküler kurgu, mekân ve kişisiyle birbirine hafifçe dokunuyor. Ancak bu dokunuş bir omuz verme değil. Başka bir deyişle öykülerin her biri, tekil olarak da varlık gösteren, kuvvetli metinler. Bu “hafif dokunuşun” bir örneği, Köstebek Sancısı ile Kuşçu Akif’in Kanatları adlı öykülerde görülüyor. Bu iki öykünün düşlerinin kurulduğu yerler kesişiyor zihnimizde. Farklı öykü zamanlarında, aynı sazlıkta hayatta kalmaya çalışan iki ayrı öykü kişisinden ilkine soluğunu duyacak kadar yakın duruyoruz Köstebek Sancısı’nda, elimizi uzatıyoruz İbrahim’e. Sazlığın kükürt kokusu genzimize doluyor. Gözleri neredeyse kör onun, görmüyor bizi. Diğer öyküde ise Akif’in sessizliğini kendi ağıtlı sessizliğimizle karşılıyoruz, aynı sazlığın bu kez dışında, kıyıda.

Öykü kişilerinin çocuklukta, genellikle hayvanlara ettikleri eziyette beliren zalimlikleri, şimdi yerini onulmaz bir yenikliğe bırakıyor. Ne yöne bakılsa yenilgiyle karşılaşılıyor. İbrahim köstebek yuvalarına su doldurduğu günleri günah çıkarır gibi anımsarken, Akif bir ördeğin ardından kendi kanatsızlığında suya batıyor.

Yoksulluk ve yoksunlukla yoğrulmuş yüzler canlanıyor zihnimizde. Melodrama bulaşmadan incecik çiziyor yüreğimizi yazar. Örneğin Köstebek Sancısı adlı öyküde, İbrahim’in, oğluyla birlikte dondurma sırasına girip belki veresiye, belki bedava bir külah dondurma için ricacı olması, sonra çocuk kalabalığı dağılınca da borç öder gibi dondurmacıyla -biraz mecburi- laflaması alçak sesle vuruyor okurunu.

Ayyıldız, öykülerinde çocukluğun bir türlü sağalmayan yaralarını zalimlik örtüsüyle bile isteye gizliyor. Sonra bir tek cümleyle, bir sözcükle kalkıveriyor yara kabuğu. Minyatür Kale adlı öyküde Mesut’un bütün o saldırganlığının perdelediği çocukça yalnızlık, güçsüzlük ve dahası bunların açığa çıkmasından duyulan çekince, ustaca işlenmiş. Güz Değil Sonbahar adlı öykü yalnızca adıyla bile söylüyor sözünü. Sevgi dolu bir ailede büyüyen çocuk öykü kişisi, “Aslında ben daha önce büyüyebilirim,” diyor kendi kendine, eylülden cezalı dayısının görüş gününe giderken. İnce çocuk duyarlığı, damıtılmış biçimde sinmiş bu öykülere. Dahası hikâyenin ilginçliği öykünün diğer bileşenlerinden rol çalmıyor.

Öykülerarası gezen öykü kişisi Çıyan’ı da unutmamalı. Yer aldığı her öyküde hem başka hem yine o Çıyan. Okurun gözüne sokulmadan, tekrara düşülmeden farklı bir yanıyla beliriyor her birinde. Çıyan, cenaze arabası şoförü. Tabutlarda taşıdığı, uzaktan gömülmelerini izlediği ölülerden öyle uzakta ve kendi ölümcül yaşamına öyle dalmış ki… Bir çerçevenin boşluğunu selamlıyor. Çıyan gibi diğer öykü kişileri de ete kemiğe bürünmüş, capcanlı. Buna rağmen aklın menziliyle sınırlanmamışlar. Olabildiğince doğal, usul usul kurulan atmosferde, neredeyse kendiliğinden beliriyor, yine de okurunu şaşırtmayı, sarsmayı başarıyorlar.

2011 Orhan Kemal Öykü Yarışması birincilik ödülüne layık görülen Vapurlara Küsmek, okuyup bitirdikten sonra da zihninizde yazılmayı sürdüren öykülerden oluşuyor. Keyifli bir estetik yaşantı sunuyor okuruna.

Pelin Buzluk (Bu yazı ilk kez Notos’un 33. sayısında yayımlanmıştır.)

edebiyathaber.net (11 Temmuz 2012)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z