Masthead header

TuzruhunDAN Suruhu’na: Bir Heceye Kaç Anlam Sığar? | Arzu Eylem

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

Yaşamla ölüm arası bir nefes boşluk, sonrası yokluk. Ya yokluk yük olursa? İkinci öykü kitabı HAH’ta Birgül Oğuz, boşluğu döven her heceye anlam yükleyerek yokluğu var eder.

Kişisel bir kayıpla başlayan yas dünyayı sarar. Bir ihtilal vardır ki ihtimali devirir, nedenler sonuçlar birbirine karışır. Kahrediş öyküleşir. Yas yürüdükçe tozu dumana katar, geriye zamanın üstündeki ayak izleri kalır. Rüzgâr’a bırakılan sesler, sözcükler… okuyanda histir artık. Olay akışı, mekân, zaman önemsizdir ilkin. Anlatı hece hece yürek teline takılır ve hışıldar bir süre. Her şey eriyip suya dönüşünce akmaya başlar. Hikâyeler yerleşir. Etle kemik, rüyayla gerçek… ayrılır birbirinden.

Yas ki ölümle başlar… Gidenin ardında bıraktığı boşluk dolmasa da melankoliden farklıdır yas. Günü gelince farkına varmayı, ayağa kalkmayı, değişmeyi, barışmayı umut eder. Bir ah’tır evvela dilden düşen ya da vah’tır… Peki ya Hah? Hah, zaman zaman an’lık aydınlanma, ah’la vah’ın ardından beklenen soluk gibidir. Çünkü hah onaylamaktır. Yazarın sesidir. Fakat farkındalık isyanı çağırmadığı sürece kırık bir aynaya benzer. Sûretler çoğalır, gerçek yüzünü saklar… yalan olur her şey!

Belki de Birgül Oğuz tam bu yüzden anlatılmaz yaşanır denilen duyguları sezgi yoluyla iletir. “Ölü” ile “öldü”yü birbirinden ayırır. “Öldü” bir zamanlar “yaşadı” demekse eğer, “ölü” hiç yaşamamış olandır. Bu nedenle yas sürecinin olağan akışına göre sıralanır öyküler. Daha en başta karşımıza dikilen akasya öyküleri birbirine bağlar. Ara sıra dalları hışıldar. Bozkıra yeşil yapraklarıyla direnen, sırları gövdesinde saklayan bir dosttur o.

HAH’ta kişilerin yası başkadır, anlatıcının yası başka… Ya yazarın? Onunki bambaşka.

Tuz Ruhun

Bu bölüm birbirini tamamlayan dört öyküden oluşur. Kaybın yol açtığı yaraya basılan tuz, ruha işler. Anlatının imge yoğun olduğu bu öykülerde yas karşısındaki duygu ve davranışlar anlatılır. Reddedişle kabulleniş arasında bir yer arar yas kendine. “Onlar” zamiriyle tekil şahıs anlatıcı arasına kalın çizgiler çekilir. “Dön” öyküsünde dünyaya ve yası yadsıyan isyana eş anlı bir çağrı yapılır sanki. Dünya, onlar yastayken zavallıdır, boştur, anlamsızdır ama dönmeye devam etmelidir. Zaman ayrıntılı bir değerlendirmeyi bekler. Bilinç sansüre uğramış olduğundan vicdan hastadır. İyileşmesi için tek çare yasla göz göze gelmek, onunla yüzleşmektir.

Ölmeden ölünür mü, şuur diri diri gömülür mü?” (s.17)

Gül karakteri yasa da, mezara da sırtını döner… Diğer öykülerde adı anılacak olan Gülnigâr’sa uyumu simgeler. Babayla birlikte güven duygusu, inanç, cesaret ve daha pek çok şey yitmiştir. Yas iki kişide de melankoliye çevirmiştir yüzünü. Ah’tır, Vah’tır. Ara da bir Hah’tır ama beklenen Hah değildir. Çünkü kimse “Savulun!” nidasına kulak asmamaktadır. Şuur ile şuursuzluk, görmekle görmemek arasındaki tercih yasın başlangıcıdır. Bir de çabucak unutarak kurtulma isteği…

Anımsamanın ilk hecesi ah, ikincisi vah. Peki unutmak kaç hece akasya?” (s.18)

“Dur” da asıl tema ölümdür. Ölümün ne olduğu, kalakalmakla arasındaki ayrımla verilir. Değişmesi gereken, başka türlüsü beklenen, doğduğu sanılan ama aslında henüz doğmamış olan yaşam sürekli geçiştirilmektedir. Kimsesiz kalan ne çok şey vardır.
Peki ya Küba, onu kim sevecek (s.22)

Kimliğini açık etmeyen ama biz dilinden konuşan anlatıcı gidenin bıraktığı boşluğa odaklıdır. Hayat kendini ölüm üzerinden kurunca yas yasaya dönüşmüştür. Hah nidası önce mazeret belirtir, sonra ıstıraba dönüşür… Duyguların adı bulunur da bir türlü yerine konamaz. Bu yüzden üçüncü öykü “De” sözü çağırır. Zaman ve mekân somutlaşır. Sis perdesi aralanır, imgeler gerçeklikle buluşur. Her şey yerli yerine oturur.

BEN DE CUMHURİYET GAZETESİ’nin üzerine doğdum. Sene bindokuzyüzeylül.” (s.27)

“De” yas evinden çıkar iktidar tasvirine dönüşür. Çünkü her şey o gölgenin öldü’südür. Yas derinlere işlemiştir. Gizlice, sessizce tutulur. Korku çağında “tedavülden kalkan güzel ihtimal”in yerini yeni söylemler alır. “Devrim değil inkılap!” (s.28) Bazı sözcükler tutuklanır, eş anlamlılar piyasaya sürülür ve Tanrı’ya küsülür.
Kavmim ağlıyor çünkü Allah çocuklarını sevmiyor, Allah yazıyor kara kara ama herkes okuyor mu bakalım.” (s.23)
Son öyküde babada simgeleşen kaybın kırkı okunur. “Kırk”da anlatıcı Mevlâna misali öldü’ye seslenir. “Bir ihtimal daha var” diyerek öleni diriltmeye çalışır.

DAN

“Devr” öyküsünde pek çok karakter ve olay iç içe geçer. Adı gibi öykü de tamamlanmamışlık hâkimdir. Devr, bir ya da birkaç harfi eksik yazılmış bir sözcüktür. Ya da yanına bir sözcük daha almalıdır. İnsanın doğadan/doğasından bütünüyle uzaklaştığı zamanede sevgiye, emeğe sarılmaya çalışanları anlatır “Devr”. Öykü mavidir, emek mavidir. Kişiler bir meydanda buluşur. Ortalık karışır. Olaylar karakterlerin gözünden aktarılır… Harfler düşer, kalkar, büyür, küçülür, çocuklaşır, olgunlaşır… Marşlar, şarkılar, silah sesleri… Tiksinme! Bir devri yasa boğanların korkma diyen babaları kaybedişi-

Su Ruhu

HAH’ın son bölümü “Su Ruhu” sırayla “Değ”, “An” ve “Çık” öykülerinden oluşur. Uzundur tutulan yasın son evresine varılır. Yine rüzgâr, yine akasya ve gözün göze değmediği, sözün sözde kaldığı bir dünyada seslere sığınış. “Değ” öyküsü dokunuştan çok hissedişi, anımsanan geçmişi, o geçmişle yüzleşmeyi gösterir. Hayat, bir şey başka bir şeye değdikçe ilerler.

şeyden şeye geçen ruhtu rüzgâr.” (s.59)

Kelimeler duygulardaki değişime kilitlenir. Bir önceki evreyle karşılaştırma yapılır. Bir heceye kaç anlam sığar bilinmez ama “hah” burada bazen “tüh” gibi kokar. “Ak!” metne girer. Çünkü yasın değişimi gözlediği dönemdeyizdir. Akıldaki karıncalar, kabuktan ten… aşılması gereken engel… kişinin kendisi.

Bacaklar gitmek içindi…” (s.66)

Gidilir… “An”da yas kalabalığı dağılır. Zaman parçalanır, sese, görüntüye, kokuya dönüşür. Bir anlamda somutlaşır. Öykünün odak noktası Rû’ya’nın tüm duyuları keskinleşir, o bunu anlatırken fark eder. Çevresindeki her şey belirginleşir.

“Çık” öyküsünde “öldü” ye bırakır sözü yazar. O da artık geri dönemeyeceğini kabullenir. Suyun onu yeniden diriltmeyeceğini kırkıncı günün sonunda anlar. Akmaya başlamalıdır hayat yeniden. Paul Celan, T.S. Eliot, Leylâ Erbil, Samed Behrengi gibi pek çok yazara atıflar içeren HAH’ta son sözü yasın günlüğünü tutmuş olan Roland Barthes söyler: “Bir daha asla” ölümsüzün sözüdür.
Evet, çünkü bir ihtimal daha vardır ölmekten ve yas tutmaktan başka. Fakat fani dünyanın bir daha aynı şekilde dönmeyeceğinin garantisi yoktur. Hah şimdi söyleyin, bu neyin yasıdır?

Arzu Eylem – edebiyathaber.net (13 Kasım 2012)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z