Masthead header

Toprak: Mezarlıktan sesler yükseliyor | Nevres Işılay Kaçakgil

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

Toprak neden çeker içine sevdiklerimizi? Yeryüzünden daha çok sevdiğinden mi, yoksa vakti geldiğinde yeryüzü daha masum bir yer olarak kalabilsin diye mi? Yaşayanlar olarak bir şeyler sorabilseydik gidenlere, hani toprakla bedenini büsbütün paylaşmış ya da karışmış küllerini savura savura yayılmış olanlara bize ne anlatırlardı?

Ölümden konuşmak yasak

Timaş Yayınları’nın Dünya edebiyatından dilimize kazandırdığı Robert Seethaler’in son eseri olan Toprak isimli kurgu romanında, farklı bir anlatı evreniyle karşılaşıyoruz. Olayların yaşandığı Paulstadt adlı küçücük yerde bu kez yeryüzündekiler susuyor ve yer altındakiler konuşmaya başlıyor. Bir zamanlar kasabanın verimsiz toprağı olan bu mezarlıkta, yerde sıra sıra dizilmiş olan 29 ölü dile geliyor. Tek bir sınırlandırmayla, bu mezarlıkta ölümden konuşmak yasak!

Mezarların arasından geçerken hayatı bildiğimizi düşünürüz

Kurgu mekân olarak karşımıza çıkan Paulstadt’ta farklı yıllarda nefes almış, farklı hayatlara, fikirlere ve dolayısıyla birbirinden ayrı kişiliklere sahip 29 ölü, şimdi aynı mezarlıkta dar birer alandan fazlasına sahip değil. Her birinin eşitçe ve itiraz hakkına sahip olmadan paylaştığı bu mezarlıkta ölümden konuşmak yasak olsa da onların toprakla buluşana kadarki hayatlarına ve ölümlerine dair kesitleri onlardan dinliyoruz. Kesişen olayları farklı perspektiflerden yakalarken, Paulstadt sakinlerinin hayat kırıntılarına dair hatırlarında kalanlar bize yaşamla ilgili birçok şeyi sorgulama fırsatı sunuyor. Mezarlıkta toprağın beslediği çiçekleri, otları, böcekleri gözlemlerken aynı sessizliğin aslında gerçek sesleri örttüğünü düşünmüş müydünüz? Öldükten sonra hayata dair anlatılanlar belki de en şeffaf ve en çok ders alınması gereken şeylerdir. Toprak’ta da aslında hayatta maskelenen duygu, düşünce ve eylemlerin insanların hayatına nasıl etki ettiğini göreceksiniz. Belki de sizin kandırdıklarınız da sizi kandırıyordur… 

Toprak, ölümden hemen önceki hayatları anlatıyor

Artık gözleri pek iyi seçmeyen Paulstadt rahibi, birçoğuyla gündelik hayatında rastlaştığı ve definlerine tanıklık ettiği bu ölmüş kasaba sakinlerinin seslerini duyabildiğine inanır. Aslında tüm konuşmaları net olarak algılayamaz ama bazı cümleleri ve sesleri net olarak seçtiğinden emindir. Roman da mezarlığı dolaştıktan sonra yeniden kasabaya karışan yaşlı rahibin, evinde dünyevi meselelere sırt çevirmesiyle başlar ve ölüler dile gelir.

Belediye başkanından onun ailesine, çiçekçi kadından, ayakkabıcılara, Yahudi’den, Türk’e ve zanaatkarlara değin birçok farklı kesimden insan, anlattıklarıyla bizi bu kasaba ve çevresinde bir yolculuğa çıkaracaktır. Kimisi hayatındaki net anların onda uyandırdığı hisleri, kimisi birbirine duyduğu öfkeyi anlatırken kimisi de ölümün ona hangi yolla geldiğini aktaracaktır. Aslında küçücük görünen bu yerde birbirinden bağımsız kocaman dünyalara sahip görünen bu insanlar, dönüp dolaşıp kendilerini etkileyen benzer olayların öznesi olarak ortak bir kaderde buluşacaktır.

Romanda birçok farklı insanı bir arada toplayan bu anı galerisi içerisinde küçük bir toplum modeli de bulacaksınız. 3 duraklık tramvay hattı kurulabilecek kadar dar sınırlar içerisinde dahi iletişim problemleri yaşayan, birbirinden ideolojik olarak ayrılmış ya da fikirsel olarak ayrıştırılmış ve birey olmanın sancılarıyla boğuşan insanların sesleri, ironik olarak tersine bir dünyadan hepsi eşit koşullarda aynı arazide aynı toprak altındayken duyulacak.

Ayrı hikayeleri farklı zamanlarda da okuyarak yine romanın bütününe hâkim olabilirsiniz. Ancak, birbirleriyle olan ilişkinin farkına vardıkça, roman sizi bu kurgu dünyasından çıkmak istemeyeceğiniz bir tutku ile kendisine çekecektir. Sosyolojik, psikolojik ve politik açılardan Toprak üzerine çok fazlası söylenebilir. 29 ölünün hikayesinin her birinde gerek tarihsel gerekse şimdiye ait birçok iz toplarken; bu küçücük alanda dönen iktidar savaşı, büyük üretime direnen zanaatkar mücadelesi, aile yaşamı, kimlik inşasının getirileri, sosyalleşme ve tatil algısı gibi konuların akıcı bir şekilde işlenişine şahit olacaksınız.

Nevres Işılay Kaçakgil – edebiyathaber.net (24 Mart 2020)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z