Son kez soruyoruz: Yazar Niye Yazar? | Filiz Gazi

Ağustos 12, 2023

Son kez soruyoruz: Yazar Niye Yazar? | Filiz Gazi

Not: Bu yazı ilk kez 23 Aralık 2013 tarihinde yayımlanmıştır.

Sartre’nin “Bulantısı”nda Antoine Roquentin Otodidakt’a sorar: “Issız bir adada olsanız yazar mıydınız? Başkaları tarafından okunmak için yazmaz mı insan?”

Dolaylı olarak ya da direk çoğu söyleşide sorulan bir sorudur bu: “Niçin yazıyorsunuz?” Bildiğiniz cevaplar verilir. Yazmak, çocukluğumdan beri tek tutkum. Yazarak, var olabiliyorum. Yazıya sığınıyorum. Yazmazsam ölürüme kadar gider cevaplar. (Ki yazmak öldürür esasen başka yazının konusudur.)

Ursula K. Le Guin, “Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar”da şöyle yanıtlar bu soruyu: “Açık konuşalım, yazarlar egoisttir. Tüm sanatçılar öyledir. Diğerkâm olsalar işlerini yapamazlar. Yazarlar, yazar hayatının yalnızlığı üzerine sızım sızım sızlanıp kendilerini ses geçirmez odalara kapatma ya da daha iyi sızlanmak için barlara takılmaya bayılırlar. Ancak yazmanın büyük bölümü yalnızken yapılsa da, inanıyorum ki, aslında tüm sanatlar gibi oda bir izler kitlesi için yapılır. Yani bir izler kitlesiyle birlikte yapılır. Tüm sanatlar gösteri sanatıdır.”

Yazmak yavaşlık ve kimi zaman bekleyiş isteyen bir uğraş. Düşünceye daldığınız anlara dikkat edin. Düşünme hızınız dikkatinizi çekecektir. O kadar hızlıdır ki, yazıya aktarılamaz kafanın içinde dönen çoğu şey. Daha ziyade bu esnalarda yakalayabildikleriniz ve bütün olarak metnin içine yakışacağını düşündüğünüz şeyleri çekip alırsınız.

Birkaç yıl önce okuduğum Sartre’nin “Edebiyat Nedir?” kitabına şöyle bir not düşmüşüm: “Edebiyatı çok abartmış bu adam!” Şimdi bu fikirde olmasam da o zamanki beni anlayabiliyorum. Niye derseniz, yazarak anlatmaya çalışmaktan ziyade anlatma derdi olmadan yaşamak başka gelir bana. Nasıl, ne biçim dans etsem acaba diye düşünürken, yanındaki kişinin çoktan ritme kendini bırakmış olması gibi.

Yazının gücü yazıldığı anda fark edilecek kadar ne güçlüdür ne de aceleci. Çünkü okuduğumuz çoğu şey, bilmediğimiz çok az şeyi söyler bize. Kuşkusuz, yüz yıl öncesine ait bir metinin içinde de bildiklerimiz vardır. Yalnız şu var ki o zamandan bugüne aynı olan şeyleri bir kez daha hatırlamak yalpalatır okuru. “Rüzgârı” anlatmaya çalışan zihne eşlik etmek emin olun bir yüz yıl sonra daha inanılmaz güzellikte olacak. Ağaçların hışırtısına kulak kabartamayacak kadar mekanik olan insan, okuyarak hatırlayacak belki de. Bu sayede çok sıradan, aşina olup da dikkat kesilmediği şeye çevirecek yüzünü. Esinti vuran yüzüne dokunacak ve geçmişle, yaşadığı an arasında hala kaybolmamakta direnen, tıpatıp aynı kalmayı başaran parıltılı hislere şaşıracak.

Hangi yazar “gelecek için yazıyorum” ya da “satırlarım okunurken ismimin anıldığını duymama gerek yok” diyebilmiş. Bir fotoğrafçı düşünün ki kadraja aldığı vahşetle, teknik bir çerçeve vermeye çalışması dışında bir ilgi kurmayan. Ya da yaşadığı toplumun kir pasını ifade etmekte kusursuz olma çabası gösteren yazarın, “seyirci” olmakta özen göstermesini. Niçin fotoğraf çeker niçin yazar bu insanlar? Bugüne kadar kulağımıza doğru gelen bir yanıt alabildik mi?

“Zamanın yurttaşı” olmak diye bir tanımı vardır Schiller’in. Takdir edersiniz ki devletin yurttaşlığından daha ağır sorumlulukları kapsar. Hiçbir sorumluluk altına girmek istemeyen sanatçı, yazar veya her kimse anlaşılabilir ama “niçin yazıyorsunuz” sorusuna verilen romantik cevaplar niyedir.

Modern ritüellerimizden olan imza günlerinde sandalyelerine oturmuş okurunu bekleyen yazarların ruh hali esasen komiktir. Hem “İnsanın kendini ele alırken, ciddi ve yüksek bir şey ortaya çıkarmasından daha aşağılatıcı, onu daha derin kendinden koparıcı bir şey var mıdır?” (F. Nietzsche, Ahlakın Soykütüğü Üstüne)

Son kez soralım: Yazar niye yazar?

Bu arada bu konu mühim bir mesele değildir. Maksat yazının üzerindeki bu yapay sihir kalksın.   Ulvi yazma gerekçeleri dönüp kendine bir daha baksın.

edebiyathaber.net

Yorum yapın