Masthead header

Sevim Ak: “Bu kitapta iki farklı yalnızlığı karşı karşıya getirdim.”

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

Söyleşi: Meltem Dağcı

Çocuk edebiyatı ürünlerinin öncelikle çocuğun ruh ve hayal dünyasının gelişmesine, sosyalleşmesine önemli bir katkısı olduğu şüphesizdir. Çocuk edebiyatı ürünlerindeki konu, karakterler, olaylar, davranış ve duygular, çocuğun ruhsal, kişilik, ahlâk ve sanat zevki gelişimine katkıda bulunmaktadır. Muzaffer İzgü de bu konunun önemini şu cümlelerle vurgulamıştır: Çocuk okuru olmayan bir ülkenin büyük okuru olmaz.”

Çocuk edebiyatına yönelik kitaplarıyla tanıdığımız yazar Sevim Ak ile  “Ada ve Adam” çocuk romanı üzerine söyleşi gerçekleştirdik.

Kimya mühendisliği mezuniyetinden sonra dolu dolu geçen otuz yıl. 35’ten fazla çocuk kitabıyla çocuk edebiyatındaki üretkenliğiniz tartışılmaz. Biraz daha yakından tanıyabilir miyiz Sevim Ak’ı, başka neler yaptınız?

İlk çocuk öykülerimi 80’li yıllarda yazdım. Mahallede rahatça komşu evlere girip çıkan, sokaklarda, parklarda arkadaşlarıyla oynayan, oyunlarını kendileri icat eden, kırılganlıklar, becerememe endişesi yaşayan çocukların naif öykülerini yazmakla başladım önce. Sonra hayal gücünü harekete geçiren, sorular sorduran, ucu açık ve mizah yanı baskın öyküler dönemim oldu. Uzun soluklu romanlarım anne-baba ayrılığı, engellilik, aile yokluğu, otizm, taciz, kardeş kıskançlığı, teknoloji bağımlılığı, doğadan kopuş, sınıfsal farklılıklar, adanmışlık-kolaycılık gibi konularda gelişti. Bazı öykülerim ve kitaplarım oyunlaştırıldı. Televizyon çocuk programları için öyküler ve senaryolar yazdım.

Ada’nın yaşamı, kardeşinin doğumuyla birlikte farklı şekilleniyor. Geceleri bebek ağlamasıyla ve ailesinin dünyaya yeni gelen bebeğe ilgisinin artması üzerine Ada’nın kendisini yalnız hissetmesine sebep oluyor. Kitabı yazarken nasıl bir düşünceyle yola çıktınız?

Bu kitapta iki farklı yalnızlığı karşı karşıya getirdim. Biri yaşlı, kronik bir hastalığı olan Adam. Öteki kardeşinin doğumuyla ilgi yoksunluğu çekerek yalnızlaşan Ada. Adam geçirdiği operasyonla sesini kaybetmiş, geçmiş anılarından kendine yeni uğraşlar çıkarıp ertelediği hayalini gerçekleştirmeye çalışıyor. Ada ise tepkisel olarak sessizleşmiş. Parktaki gizemli çadırı gördüğü günden itibaren çocuğun gündelik hayatına katman katman ilerleyen keşifler katılıyor. Kedi sever annenin kedilere ev edindirme fikrinin umutsuz bir saplantıya dönüşmesi de ayrı bir durum. Parktaki çadır yavaş yavaş açıldıkça, Ada ve Adam ilişkisi geliştikçe dağınık duran taşlar yerli yerine oturmaya başlıyor. Yalnızca kardeşi doğan çocuğun bu sürece alışma hikâyesi değildi beni yazmaya iten. Kurslar, faaliyetlerle sosyalleşmeye çalışan modern dünya çocuklarını toplumsal sorumluluk da duymaya yöneltecek, gerçek bir iletişim, ilişkiler zinciri içine sokma çabasıydı.

Ortaokul son sınıftayken yıllar sonra gelen küçük kardeşimi hemen kabullenememiş, derslerime çalışırken bile ağlamasının beni engelleyeceğini düşünmüştüm. Uzunca bir süre sınıf arkadaşlarıma kardeşim olduğunu söyleyememiştim yaş farkı sebebiyle. Empati yapıyorum da çocukluk döneminde olan bu durum için bir geçiş süresi gerekiyor bence. Ebeveynlerin artık biraz daha bilinçli olması gerekmez mi sizce de?

Ebeveynler de derin sorunlar yaşıyorlar. İşyerlerinde, evde, toplumsal hayatta. Çocuktan çocuğa yeni kardeşi kabulleniş farklılıklar gösteriyor. Çoğu zaman aynı evi paylaşan kişiler gerçek anlamda birbirlerini görmüyor, yaşadığı sorunların boyutlarını fark edemeyebiliyor. Her yeni duruma alışmak emek gerekiyor. Birbirine kulak verme, duygularını anlamaya çalışmak, incitmemek sağlıklı ruh halleriyle gerçekleşiyor. Baba evde gürültü, düzensizlik arttı diye evde kaldığı süreyi azaltınca, bebek ağlamalarından uyuyamayan çocuk kendine yeni sığınma noktaları arayınca dengeler sarsılmaya başlıyor. Sevgiyi kişiyi hapsetmekle, korumakla olarak gören anne bambaşka bir dünya içinde yaşayabiliyor. Bazen dışardan bir göz kısır döngüden çıkamayan ailenin açmazlarını görüp ipucu sunabiliyor.

Kendi yaşamınızda Ada’nın yaşadıklarıyla ya da benzer bir durumla karşılaştınız mı?

Benim de kendimi yalnız hissettiğim ve ilgi yoksunluğu çektiğim zamanlar olmuştur. Biz kalabalık ortamlarda büyüdük. Anne-baba- çocuk üçgenini kıran komşumuz ya da akrabamız olan büyükler, esnaf ve çocuklarla beraber. Sorunlarımızı hafifletecek ortamlar, alanlar, ilişkiler vardı. Olumsuz duygular öfke patlamalarıyla, ağlamalarla kendini ele verir. Onları yatıştırıp altta yatan nedeni kurcalamamak derin psikolojik sorunlara neden olur. Biz çocukken kendimize benzer duygular yaşayan çocuklara yakınlaşıp olumsuz duygularımızı dönüştürebiliyorduk galiba.

Karmaşık duygular içerisinde olan Ada’nın enerji dolu bir çocuk iken konuşmayan ve yalnızlık hissiyle baş başa kalan, içine kapanan, küsen hali göze çarpıyor. Karakterdeki psikolojik değişimleri oluştururken dikkat ettiğiniz hususlar oldu mu?  

Çocuklarla iletişimimden bu konular ve sorunları yakalıyorum ve romanlarıma sokuyorum. Psikolojik durumları geliştirmekte çoğunlukla kişisel gözlemlerim, bazen de okuduğum kitaplar, filmler yardımcı oluyor.

Çocukluk ve gençlik döneminde Sevim Ak’ın kitaplığında hangi yazarlar yer alıyordu?

Çocukluğumda klasiklerin kısaltılmışlarını ve çizgi romanlar okurdum. Jack London kitaplarını sevmiştim. Gençlik yıllarımda toplumsal sorunlarla ilgili ve psikolojik yanı ağır basan kitaplar okudum. Margaret Duras, Peter Handke, Thomas Bernhard, Italo Svevo kitaplarını severek okudum.

Çocuk kitabı yazarken zorlandığınız temalar oluyor mu bazen?

Olmaz mı? Son yıllarda çocuk sorunlarıyla ilgili yazıyorum. Dili yakıştırmada, o sorunun kökeninde ve gelişimindeki evreler… vs gibi detaylarda araştırmam, anne-baba, eğitimci ya da uzmanından fikir almam gerekiyor. İyi bildiğim, yaşantımda yer etmiş karakterler üstünden gidersem daha kolay akan anlatım dili yaratabiliyorum. 

Bu arada kitap kapağından sevimli ayracına kadar hepsini çok beğendim. Titizlikle yürütülen bir çalışma olduğu görülüyor. Kitaplardaki resimlerin önemini bir de sizden dinlesek? 

Kapak resmi kitapla ilk iletişimde etkili oluyor. Grafik tasarımı ve çizgileri özenli kitaplar okuma öncesi dönemde, metinden çok resmin okunmasına ihtiyaç olan evrede çok önemli. Çocuk bu resimlerle kendi öykülerini oluşturuyor, hayallerini geliştiriyor, estetik bilincinin ilk kazanımlarını elde ediyor. Okul çağı çocukların kitaplarında yazı ağırlıklı olsa da resimler karakterlerle, mekânla iletişim kurmakta yardımcı oluyor.  

Son olarak, peki şu aralar neler yapıyorsunuz/ okuyorsunuz? 

Ev kütüphanemizi yeni kitaplarla zenginleştiriyorum ve bol bol çocuk kitabı okuyorum.

Teşekkür ederim.

Meltem Dağcı – edebiyathaber.net (18 Mayıs 2018)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z