Masthead header

Sen Bana Bakma, Ben Senin Baktığın Yönde Olurum | Nurduran Duman

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

“Ben şiiri dille kuruyorum, dolayısıyla düşünce ile. Duygular onun amacı olmuyor aracı oluyor.” Özdemir Asaf

Yapı Kredi Yayınları, Nâzım Hikmet ve Orhan Veli’den sonra, yıllar öncesinden şiir dağarcığımıza armağan olarak gelen kayıtlarla “kendi sesinden şiirler” serisine hoş bir sürprizle devam etmekte. Bu kez makaralı teybin kaydından kulağımıza bazen yavaş, bazen hızlı, bazen fısıldar, bazen bağırır gibi şiirlerini okuyan şair, Özdemir Asaf. “Düşünmeden bastığım o teybin düğmesiyle Özdemir Asaf’ın sesini kaydetmiş olmamın ne kadar önemli olduğunu çok sonraları anladım” diyen kızı Seda Arun’un aldığı evlenme teklifinin babasına söylenip fikrinin sorulmasına verdiği yanıt bu okuma. “Benim şiir kitaplarım nerede?” sorusu ile “Hoşça kalın” sözleri arasında başka yorumu yok şair babanın yanıt için, yalnızca şiir. Hem daha ne olacaktı, adı üstünde: şiir.

“Ölebilirim genç yaşımda,

En güzel şiirlerimi söylemeden götürebilirim.

Şimdi kavakyelleri esiyorken başımda,

Sevgilim,

Seni bir akşam – üstü düşündürebilirim.”

(Mesaj, Kayıttaki başlık Nihayet)

Asaf şiirleri farklı sıralamada okusa da şiirler kitaplarındaki (Dünya Kaçtı Gözüme, Sen Sen Sen, Bir Kapı Önünde, Yumuşaklıklar Değil) sıraya göre yayıma hazırlanmış. Kayıttaki farklılıklar şiirlerin altında dipnot olarak gösterilmiş. Yetmiş şiir okumasının bulunduğu kayıt, ‘sözcükleri kendi içlerindeki ses ve anlam vurgularıyla dizerken aralarındaki kaynaşımları ve durakları da kendine göre senfonileştirdiğini’ düşünen Özdemir Asaf’ın şiirlerindeki ses’in önemini ispatlar nitelikte. Doğan Hızlan kayıttaki şiir okumaları için “Şairin poetikasının kendi sesinden özeti” olduğunu belirtiyor ve Asaf’ın r’leri söyleyememesinin lezzetinden, onun şiir okumasındaki farklılığından bahsediyor.  Bunu ilkin değerli büyüğüm, dostum, sıkı okur, edebiyatsever Fuat (Karaosmanoğlu) Amcam’dan dinlemiştim yıllar önce; şairin katıldığı şiir etkinliklerinde atkısını savurarak boynuna atışını, “yalnızlık paylaşılmaz, paylaşılsa yalnızlık olmaz” diyerek sahneden inişini… Doğan Hızlan da kitabın başındaki “Şairi kendi sesinden dinlemek” yazısında, bizim yetişemediğimiz ve merakla önceki kuşaktan birileri anlatsın da dinleyelim dediğimiz şiir matinelerindeki Özdemir Asaf’tan söz ediyor öncelikle. Kayıt için  “Şimdiye kadar birçok şiiri, şairin kendi sesinden dinlediyseniz, Özdemir Asaf’ın ne kadar iyi bir şiir seslendiricisi, okuyucusu olduğunu anlayacak ve onun şiirlerine, sesine bir kere daha hayran kalıp, ayrı bir gözle değerlendireceksiniz” yorumunu yapıyor, şiirleri dinlerken okuyanın iki şölen birden yaşayacağını belirterek.

Döneminin şiirindeki ortak biçim arayışından başka, özel bir dilin peşine düşmüştür Özdemir Asaf, sözcüklerin anlam yükünü artıran, değiştiren, şiirin sınırlarını zorlayan bir şiir dilinin. Bu dili kurabilmiştir de. “Gitmeyor, deyorlar, yerleşemeyorum” gibi özgün yazım kullanımları, yoğun, duru dil, derin, hissettirmekten çok düşündürücü poetik anlayışıyla Özdemir Asaf, “en az sözcük çok şiir”dir. İster ki sözlerin arasında bir söz, sözden öte bir söz olsun. “Sen Sen Sen” kitabında yer alan “Ultra” şiirinde de söyler:

“Bir kelimeye

Bin anlam yüklediğim zaman

Sana sesleneceğim.”

A. Özkırımlı Özdemir Asaf için  “Kendisiyle insanlar ve dış dünya arasındaki bağlantılar üzerine kurduğu, düşüncenin temel alındığı, yoğun bir kendine özgülük taşıyan şiirleriyle tanındı” der. Behçet Necatigil ise, Özdemir Asaf’ın “ikinci kişi”si ile ilgili “şairdeki ‘ikinci kişi’ problemini, ikinci kişi ile kendi arasındaki bağlantıları çeşitli yönlerden derinleştirdiği, yaşamını dolduran davranışları soyutlaştırarak bir düşünme planına yükselttiği, bunu yaparken de çelişmeli, oyunlu bir mantık düzeninde mısra sayısını çok kere en aza indirdiği görülür” der. Asaf da kitabın sonunda ve kayıtta bulunan söyleşide Nevin Akkaya’nın bu ikinci kişiyle arasındaki ilişkiyi sorması üzerine, “Ben duygudan çok hep düşünceyle alışveriş ettiğimi sanıyorum, bu bundan olsa gerektir” diye yanıt veriyor.  bunda çocukluğunun, babasının erken ölümünün, oldukça kalabalık bir ailenin erkek çocuğu olmasının, ikiz kız kardeş eşi olmasının, on iki yıl yatılı okumasının, başkalarının sözlerini unutmalarının ya da zamanla değiştirmelerinin etkisi olduğunu da vurguluyor.  “Bu ikinci kişi, yalnız duygular açısından değil, bende var olan anılar, kavramlar açısından da devamlı olarak bulunuyor ve bundan çıkacağımı ya da bunu bırakacağımı artık bu yaşta pek de sanmıyorum.”

Nevin Akkaya’nın sorularına yanıt verdiği “İstanbul Radyosu’nda Bir Konuşma”nın kaydı ve kitapta yer alışı armağan içinde armağan değerinde. Şiir yazmaya hevesli olanların kendilerinin hayrına özellikle okuması, belki de her satırının altını çizmesi gereken bir söyleşi. Akkaya, 1940’larda (Servetifünun’da, öteki adıyla Uyanış) şiirlerinin görülmeye başlandığı Asaf’ın ilk kitabını (Dünya Gözüme Kaçtı) yayımlamak için neden on beş yıl beklediğini sorarak çok önemli bir vurguyla başlıyor söyleşiye. Asaf’ın bu soruya verdiği yanıt onun yaratım süreci, poetik duruşuyla ilgili seçimlerini öğrenmek ve poetikasının şiirleriyle nasıl tutarlılık içinde olduğunu görmek adına oldukça önemli. Ayrıca, birkaç cümle önceki şiir yazmaya hevesli olanların, hatta şairlerin kendilerinin de şiir yazma süreçleri, kitap yayımlama serüvenleri hakkında kendilerine soru sorma fırsatı sunabilir bu yanıt. “Yazardım, çalışarak yazardım ve bunu bile bile yapardım. İlk duyguların sıcaklığından çekinirdim. Onlar soğuyup uzaklaşıncaya ya da uzaklaşıp soğuyuncaya kadar ardlarında ne kalacak merak ederdim. Birçok kitap hazırladım, yayınlamadım, memnunum şimdi. Sonra ilerde de hep arada bir, birkaç yıllık susma dönemleri yaşadım” diyor Asaf. Okuma tercihleri için ise şöyle ekliyor. “Çok değişik konularda okurum, hâlâ. Bir şairin olağan ilgi alanlarının dışında okumayı severim. Tarih’ten Antropoloji’ye, Teknoloji’den Elektronik’e Teorik Fizik’e kadar… Çok gezmiş olmam da bunun bir sonucu olsa gerekir.”

Hemen her şiir kitabında farklı ve yeni bir yere varmış olan Asaf’ın, tam da bu nokta da farklı türlerde oynattığı kalemine dikkat çekmeden geçilmemeli. “Kırılmadık Bir Şey Kalmadı (deneme)”, “Dün Yağmur Yağacak (öykü)” kitaplarını burada anmak örneğin, daha önce okumamış meraklısı için bir hatırlatma olsun. Ayrıca Asaf’ın söyleşide belirttiği gibi bir okur olmasının yanında eser değeri bilen, eser’e emek verecek denli kıymet veren biri olduğunu da gösteren “Reading Zindanı Balladı” (Oscar Wilde) çevirisine dikkat çekmekte fayda var. “Yaşadığını yazan ile yazdığını yaşayanın bu şiirini çevirmekle iyi ettim, biliyorsun.” İlk basımını kendi matbaası Sanat Basımevi’nde, 1968 Şubatı’nda yaptığı Reading Zindanı Balladı’nı eşine böyle imzalar. İlk baskının arka kapağında ise, “READING ZİNDANI BALLADI’nın 645 satır (109 altılık) tutan tamamı, Türkçeye şiir olarak aslındaki değerinin eşitliğinde aktarılmıştır” diye yazar, bir çeviri yapmayı değil, aktarmayı amaçlamıştır. Okuyanlar bilir, bu şiire kendi sözlüğünden sözcük vermeyi ve kendi şairliğinden maya katmayı esirgememiştir. Hatta, Wilde’ın hayatının neden ve nasıl cazip sayıldığını anlatacak bir roman kaleme almayı bile hedeflemiştir: “Ben tahlile belki onun hayatlarının, düşüncelerinin, aşklarının hikâyesini anlatırken dokunacağım. Fakat asıl maksadım onun romanını yazmaktır.”

Şöyle anlatıyor Seda Arun: “O mayıs akşamı babam, annemin Caddebostan’daki evine geldi. Sofrada babamla karşılıklı oturduk, annem ise başa oturdu. Önce yemek yedik. Sonra annem konuyu açtı. Sordu. Benim yanaklarım yine kızarmıştı. Cevabını bekliyordum ama vermedi. ‘Benim şiir kitaplarım nerede?’ diye sordu. Annem kitapları sofraya getirdi. Babam tabağını kenara itti. Rakı bardağını kitaplardan uzaklaştırdı. Sayfaları karıştırmaya başladı. Şiirlerle cevap vereceğini anlamıştım. Makaralı teybi sehpanın üzerine koyup, düğmesine bastım.” Aile içinde yenen bir yemek, bir evlilik kararı, özele ait bir anı gün gelir böyle değerli, birçok yabancıya paha biçilmez bir armağan olabilir işte. Bu kitabın ve kaydın oluşmasına, bize ulaşmasına bir biçimde dokunan Erguvan Ağacı’na selam ile…

Nurduran Duman (Bu yazı ilk kez Kitap Postası dergisinin 6. sayısında yayımlanmıştır.)

edebiyathaber.net (23 Ağustos 2012)                                                                                                            

Bunlar da ilginizi çekebilir:

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z